antikkentler

Bugün : 22 Eylül 2017 Cuma



    Anadolu Uygarlıkları
    BATI  ANADOLU
    AKDENİZ  BÖLGESİ
    ORTA  ANADOLU
   DOĞU ANADOLU

 




 

                 KIBYRA BURDUR GÖLHİSAR

         
Kibyra, Burdur ili Gölhisar ilçesinin Horzum Mahallesi kuzeyindeki yamaçlar üzerinde yer alan dar, düz alanda; arazinin yapısına uygun bir yerleşim şekliyle kurulmuş antik şehirdir. Yeni açılan ve Gölhisar ilçesi şehir merkezine girmeyen Gölhisar-Yusufça karayolunun Çeşme Mahallesi yol ayrımından uzaklığı 2 km, Çavdır-Gölhisar yol ayrımından uzaklığı 17 km’dir.Şehrin bulunduğu çevre antik coğrafyada Kabalya veya Kabalis Bölgesi olarak adlandırılmıştır. Bu nedenle kültür karakteri olarak bu dört antik bölge kültürlerinin ortak izlerini taşımaktadır.

Lykia tetrolisi’nin başkenti olan Kibyra Burdur’a 105 km uzaklıkta,  Asia Eyaleti’nin en büyük kentlerinden biri olan Kibyra; Attelia’dan (Antalya), Laodikea’dan (Denizli ), en güneyde Finike’den başlayıp Arykanda, Podalia, Oenoanda ve Balboura’dan ve Araxa, Boubon yönünden gelen antik yolların birleştiği kavşak noktasında oldukça stratejik bir konumda yer alıyordu.

         Kibyra’nın Milyas Bölgesi’nden gelen Pisidyalı kolonistlerce M.Ö 3. yüzyılda kurulduğu tahmin edilmektedir. Milyas Burdur’un Bucak ilçesinin Kocaaliler yöresinin antik adıdır. Efsaneye göre Kibyras tarafından kurulan şehir, Romalıların ilk defa Anadolu’ya geldiklerinde Tiran Moagetes tarafından idare ediliyordu. II. Eumenes’in saltanat sürdüğü MÖ 197-159 yıllarında Bergama Krallığı’na bağlı olan Kibyra, Bergama Krallığı’nın sona ermesinden sonra Tetrapolis’i
oluşturur. Kibyra; Bubon (İbecik-Dikmen Tepesi), Balburo (Karaçulfa Köyü), Oinoanda (İncealiler Köyü)’dan oluşan Tetrapolis’in başkentidir.


M.Ö 82 yılında Murena tarafından bağımsızlığına son verilen Kibyra Roma’ya tabi olmuştur. Büyük bir zelzeleye de sahne olan şehrin Roma Dönemi tarihi hakkında fazla bilgimiz yoktur. Ancak, odeon, tiyatro, stadyon, hamam, aşağı ve yukarı agora, mezar yapıları, bazilika köprü gibi bugünkü kalıntıları oluşturan yapılar Roma Dönemi yapılarıdır. Bugün toprak üstünde görülebilen en eski yapı Helenistik Devre ait tahkimatla ilgili olup yukarı agoranın güneyinde
bulunmaktadır. Mevcut kalıntılardan edinilen bilgiye göre Kibyra’nın Geç Roma ve Bizans döneminde iskan görüldüğü anlaşılmaktadır. Fakat şehir en parlak dönemini M.S. II yüzyılda yaşamıştır. Bizans Çağında yerleşimin daha çok aşağıya düzlüğe doğru kaydığı tahmin edilmektedir.

Helenistik Kibyra sikkelerinde horgüçlü boğa, kartal, miğferli baş ve süvari figürleri
görülmektedir. Miğferli başın Athena veya Ares olduğu konusunda bir birlik yoktur. Süvari figürünün ise şehrin kurucusu Kibyras olduğu ifade edilmektedir. Bölgede çok yaygın bir Dioskur kültürünün varlığınıda biliyoruz.

Kibyra’da demirciliğin , at yetiştiriciliğinin çok ileri bir düzeyde olduğu bilinmektedir. Kibyra atları antik dünyada çok meşhurdu. Arazisinin doğal yapısında demir cevheri bulunmaktadır. Kibyra’nın demircilikte de çok ileri olduğu bilinmektedir. Ayrıca aşağı agoranın derici esnafı tarafından yaptırıldığı, dericiler çarşısı olarak kullanıldığı aşağı agoranın girişindeki mermer yazıttan anlaşılmaktadır. Dericiliğe bağlı olarak Kibyra ekonomisinde hayvancılığın da

önemli bir yer tuttuğu anlaşılmaktadır. Geniş bereketli Gölhisar Ovası bugünde olduğu gibi Kibiyra ekonomisinde tarımın önemli bir yeri olduğuna işaret etmektedir. Kibyra ticari ve politik başarısını ise bölgeler arasında köprü görevi yapan konumundan almıştır. Cibyrada akropoldaki
resmi yapılardan zamanımıza kadar gelebilenlerden en önemlilerini sırası ile Stadion , Tiyatro,Odeon,Aşağı ve Yukarı agora yapılarıdır.

Dört kent ya da ülkeden oluşan siyasal birliğe Yunancada tetrapolis adı verilir. Hellenistik dönemde Lykia Tetrapolisi bir sympoliteia (birkaç kentin bir tür konfederasyon biçiminde birleşmesi ) idi. Kendi içinde birlik olarak tanımlanan Tetrapolis’i oluşturan kentler Kibyra (Gölhisar), Balboura (Altınyayla), Boubon (İbecik) ve Oenoanda (İncealiler Köyü)’dır. Tetrapolis’i oluşturan kentlerin birbirlerine olan uzaklıkları da şu şekildedir:Kibyra-Balboura arası 24 km, Kibyra-Boubon arası 22 km. Kibyra-Oenoanda arası da yaklaşık 52 km’dir.

Adının Kökeni : Bilge Umar’a göre Kibyra Kiw(a)-ura “Yüce Ana Tanrıça” anlamına gelmektedir. Yüce Ana Tanrıça anlamına gelen Kibyra adının Anadolu’nun ana tanrıçası Kibele ile bağlantısı araştırılmış değildir. Kibyratis’in sembolü kabul edilen yatan aslan figürünün Kibele ile ilintisi de ilginçtir. “M.Ö. 1. binde Friglerin ana tanrıçası Kybele’nin kutsal hayvanının aslan”
olduğu bilinmektedir. Zaten Kibyra Frigya’nın en güneyinde yer alan bir kenttir ve Lykia’dan çok
Frigya ile anılagelmiştir.

Kalıntılar : Kibyra’da bugünkü kalıntıları oluşturan yapılar (odeon, tiyatro, stadion, hamam, aşağı ve yukarı agora, mezar yapıları, bazilika, köprü) Roma dönemine aittir). Hellenistik Kibyra sikkelerinde hörgüçlü boğa, kartal, miğferli baş ve süvari figürleri görülmektedir. Miğferli başın Athena veya Ares olduğu konusunda bir birlik yoktur, süvari figürünün ise kentin kurucusu Kibyras olduğu ifade edilmektedir. Yüzeyüstü kalıntıları bakımından Burdur’un en iyi
korunmuş kentlerinden biri olan Kibyra’nın en görkemli yapısı odeondur. Tiyatro ve stadionda büyük bir oranda korunmuşlardır. Yapılacak sistemli kazılar ve Kibyra yazıtlarının yayınlanması sonucunda kentle ilgili bilgiler kuşkusuz artacaktır.

Kutsal Yol: Şehre giriş yolu -kutsal yol- iki yanında mezarlar bulunan ince bir caddedir ve
kemere kadar devam eder.

Kemer : Stadionun 50 m kadar doğusunda, asfalt yolun hemen aşağısında yer alan, bir mezar binası olduğu yaklaşık 30 m kadar devam eden tünelinin içindeki lahitlerden anlaşılan kemerin; yaklaşık 5x5 m boyutlarında bir avlusu vardır. 30 m kadar devam eden tünelin girişi taş bloklardan birinin çıkartılmasıyla sağlanmıştır. Kibyra’da görülen değişik yapılardaki ve farklı boyutlardaki mezar yapıları –kemerler, lahitler, yer altı mezarları- farklı toplumsal
tabakaların mezarları olabilirler.

Gladyatör Nekrapolü: Stadionun 10 m kadar doğusunda anıtsal bir mezarında bulunduğu nekropolün, gladyatörlere ait olduğu sanılmaktadır. Nekropolün stadiona yakın olması onları anma veya yapılan etkinliklere uzak kalmamaları amacını taşıyor olabilir. Anıtsal mezar bir tirana veya atlete ait olabilir, kazanılan bir savaş anısına da dikilmiş olabilir. Bu nekrapolde çok sayıda lahit vardır. Burada bulunan gladyatör kabartmalarının bir örneği Gölhisar Adliye Binası

bahçesinde görülebilir.

Stadion: Stadionun girişinde Burdur Müzesi Müdürlüğü tarafından konulan bir levha bulunur.Türkiye’deki antik kentlerde 32 civarında korunmayı başarmış olan stadionlardan biri olan Kibyra Stadionu, Burdur’un antik kentleri içinde en iyi korunmuş ve en uzun olanıdır. Yaklaşık 210 m olan Kibyra Stadionu’nun -levhaya göre- sağ bölümü çalılarla kaplı olmasına rağmen sağlamdır, bu bölümde yirmi sıra vardır, sol bölüm ise depremler sonucu yıkılmıştır,
bazen 8 bazen de 9 sıra izlenebilmektedir. Kibyra mimarisindeki simetri olasılığı stadion için düşünülecek olursa batıda ve doğuda 20 sıra olduğu varsayımıyla stadionun kapasitesinin 16.800 kişilik, batıda 20 sıra, doğuda 8 veya 9 sıra olduğu varsayımıyla stadionun kapasitesinin 10.080 kişilik veya 10.290 kişilik olduğu söylenebilir. Stadionun güney kısmında dört merdiven göze çarpar, ortadaki merdivenlerin arasında dışa doğru genişleyen, yaklaşık 14 m uzunluğunda bir giriş tonozu vardır. Konumu oldukça iyi olan stadionun kuzeyindeki girişinde beş gözlü ve kemerli zafer takı biçiminde bir anıtsal kapısı olduğu bilinmektedir.

Kibyra Stadionunda, 1998 yılı ağustos ayında, geleneksel hale getirilmesi düşünülen Kibyra Şenliklerinin birincisi yapıldı. Konser için stadionun tonozlu kısmı ve zemini çalılıklardan temizlenerek, stabilize yol asfaltlandı. Kibyra’nın tanıtımı ve restorasyon çalışmaları için katkı sağlamayı amaçlayan bu konserin diğer anlamı da yüzyıllar sonra stadionda bir etkinliğin gerçekleştirilmiş olmasıydı.

Paleastra : Stadionun 10 m kadar batısındadır. Beden eğitimi yapılan yer olarak tanımlanan paleastra kalıntılarının büyük bir bölümü toprak altındadır.

Tahkimat : Paleastra binasının hemen batısında iki kemerli bir yapıdır.

Köprü: Stadionun batısında yer alan kemerli yapının 30 m kadar batısında bulunan köprü iki podyum üzerine oturtulmuş yarım daire şeklinde, yaklaşık 3 m genişliğinde bir tonozdan oluşur. İki yamaç arasında bağlantıyı sağlayan köprünün işlevi hakkında bir şey söylemek mümkün değildir. Stadionun bulunduğu yamacın karşısındaki yamaçta bir kalıntının olmaması köprünün hangi amaçla yapıldığı sorusunu gündeme getirmektedir. Köprünün özel bir işlevi yoksa
geçmişte mevcut olan ama günümüze ulaşmayan yapılara (?) bağlantıyı sağlamış olabilir.

Aşağı Agora: Doğu-Batı yönünde yaklaşık 125 m, kuzey-güney yönünde 55 m boyutlarında olan aşağı agora tamamen toprak altındadır. Yapılacak sistemli kazılar sonucu yapı kalıntılarının ne olduğu anlaşılabilecektır.

Yukarı Agora: Dikdörtgene yakın bir görüntü veren yukarı agora yaklaşık 125x185 m boyutlarındadır. Aşağı agora ile arasında bazen 3 bazen de 4 m’ye ulaşan düzey farkı vardır. Girişinde –halen yerinde bulunan- “anı sütununda” George Bean tarafından bulunan yazıtta “Parlak Kibyra şehrinin senatosu ve halkın kararına göre muhteşem dericiler derneği. Asia eyaletini idare eden Tiberius Klavdus Pelemus’u tescil etmiştir.” şeklinde ifadeler yer alır. Yaklaşık 50 m kadar devam eden, agora girişinin sağındaki duvarlar oldukça sağlam olarak günümüze kadar ulaşmıştır. Çömlekçi fırınları, şehir kalıntıları, gymnasion ve hamam, agora çevresindeki yapılardır.

Çeşme : Yukarı agoranın ortalarında yer alan çeşme dikkatli bir gözle bakıldığında fark edilebilir. Yapılacak bir kurtarma kazısı ile mevcut kısımları açığa çıkarılabilir.

Tiyatro : Burdur antik kentleri içinde caveası en geniş olan tiyatro, üç kademeli ve 20.000 kişiliktir. Alt caveada 19 oturma sırası izlenebilmektedir, orkestranın temizlenmesi halinde sahneye ait birçok mimari öğe yanında oturma sıralarının net sayısına ulaşılabilecektir. Bu kısımda 4 merdiven vardır. Orta cavea 12 oturma sırası ve 9 merdivenden oluşur.

Üst cavea 11 oturma sırasından oluşur, fakat alt ve orta cavealar gibi tiyatronun tümünü sarmaz. Alt cavea ile orta caveayı 3 m genişliğinde bir diazoma ayırır. Sağlam olan sol paradosun çıkış tonozu buraya açılmaktadır. Sağ parados ise tahrip olmuştur. Tiyatroya girişler parodoslar yardımıyla sağlanmakta, dağılım ise alt cavea ile orta cavea arasındaki diazoma yoluyla gerçekleşmekteydi. Üst diazomaya da büyük bir olasılıkla orta caveadaki merdivenlerle
ulaşılıyordu. r. Tiyatronun genel görünümü - diazoma ve caveaları yer yer tahrip olmasına rağmen- çoğunlukla korunmuş bir izlenim bırakır. Sol anelemna oldukça sağlam olarak günümüze ulaşmıştır. .

Odeon :Tiyatronun 100 m kadar solunda yer alan odeon yarım daire şeklinde inşa edilmiştir. Kibyra’nın günümüze ulaşmış en sağlam ve görkemli yapısıdır. 1989 yılında yapılan kurtarma kazısında sıralarının bir kısmı açığa çıkarılmıştır. Alt ve üst caveadan oluşan sıraları 3 merdiven ayırmaktadır. Ön duvarında, iki yanında dikdörtgen kapılar olan beş adet kemerli kapı (girişler) vardır. Bu kemerli girişler doğrudan doğruya orkestraya açılmaktadır. Odeonun sağında ve
solunda parados girişleri vardır, sahneye açılan bu girişlerden ayrılan birer dehliz L çizerek cavea altından diazomaya ulaşmaktadır. Sol parados ve oturma sıraları tahrip olmasına rağmen sağ parados orijinalliğini korumaktadır. Böylece 50 m kadar uzunluğu olan cephe duvarından toplam 7 giriş odeonun dışarı ile bağlantısını sağlamaktadır. 1,25 m kalınlıkta ve harçsız örülmüş bu duvarın iki yanında 2,5 m.lik çıkıntılar vardır.Arkeolog Selçuk Başer’in yaptığı 1988-89 yılları arasındaki kurtarma kazıları sonucunda caveanın iki bölümlü olduğu tespit edilmiştir. Üst
caveada 17 oturma sırası bulunmaktadır, alt caveada ise 14 adeti tespit edilmiş olmakla birlikte yine 17 oturma sırası bulunduğu tahmin edilmektedir. Odeon hakkında en önemli bulgu üstünün kiremit çatı ile örtülü olduğunun kesinlikle anlaşılmış olmasıdır. Yine Selçuk Başer’e göre: “Her 0.5 m’ye bir kişi oturur varsayımıyla yapılan plan ölçümleri sonucunda, odeonun 4000 kişilik olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu, odeonlar için oldukça büyük ve ihtişamlı bir rakamdır.
Ancak, Kibyra’nın da o ölçüde büyük bir şehir ve Tetrapolisin başkenti olduğu unutulmamalıdır.” Odeonun önden görünüşü ve yaslandığı etekten Gölhisar manzaralı görünüşü muhteşemdir ve iyi fotoğraf vermektedir. Sagalassos’taki odeonun genel görünüşü ve 2000 kişilik kapasitesi göz önüne alınırsa Kibyra odeonunun Burdur’daki antik kentler içindeki en iyi korunmuş ve caveası en geniş odeon olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Su Kemeri : Kentin kuzeydoğusuna kadar devam eden su kemeri Orman İçi Dinlenme yeri olan Böğrüdelik’ten başlar. Kemer, eğimli bir yüzeyde yer aldığından su basınçlı olarak bir erkek bir dişi taşlar yardımıyla şehre gelir ve aniden daralarak kiremit borularla şehre dağılır. Su kemerindeki taşlar iyi korunmuşlardır, yeni açılan ve kurtarma kazıları yapılan mezarları geçtikten sonra sağ taraftaki düzlükte izlenebilmektedirler.

Ev Kalıntıları : Ev kalıntılarının bulunduğu yer Kibyra’nın en yüksek noktasıdır. Bir tapınağında olduğu bu tepede kalıntılar tahrip olmuş durumdadırlar.

Mezarlar:Kentin kuzeydoğusundaki tepenin Orman Fidanlığı’na bakan eteklerinde bulunan mezarlardan birincisi yaklaşık 15 m uzunluğunda bir dehliz halindedir. Karşılıklı olarak 8, birde koridorun sonunda olmak üzere 9 nişi vardır. Selçuk Başer’in yürüttüğü kazılar sonucunda burada 300 sağlam kandil, 25 civarında etütlük nitelikli kandil, bir kandil kalıbı ve bir pişmiş toprak kap bulundu. Ele geçen gümüş sikkeler ise, İmparator III. Gordianus (MS. 238-244),
İmparator Philippus (MS. 244-249 ) ve İmparator Volisianus (MS. 253)’a ait sikkelerdi. Ayrıca insan iskeletleri ve keramik lahit de bulunmuştur. İkinci mezar ise yaklaşık 20 m uzunluktadır. Burada bulunan kandillerden iki mezarın çağdaş olduğu (MS. 2. yy sonlarında yapıldığı) tespit edilmiştir. Bu mezarda sağlı sollu 12 ve bir de karşıda olmak üzere koridora açılan niş bulunur.


     
Medusa başı

Gölhisar ilçesi sınırlarındaki Kibyra Antik Kenti'nde bu sene gün yüzüne çıkan Medusa başının hem büyüklüğü hem de renkli mermerlerden çizilmiş olması bakımından tek ve eşsiz olduğu bildirildi. Kibyra kazısı bilimsel heyetinde yer alan Prof. Dr. Fahri Işık, bulunan eserin özellikleri bakımından sadece Türkiye'de değil dünya tarihinde bir ilk olduğunu
söyledi. Gölhisar ilçesindeki Kibyra Antik Kenti'ndeki orkestra salonunun döşemesinde, mitolojide insanları taş yaptığına inanılan tanrı Medusa'nın başının renkli mermerlerden çizilmiş bir resmi bulundu. Antik dönemdeki koruyucu kimliğiyle daha çok mezar yapılarında betimlenen Medusa başı, Kibyra Antik Kenti'nde orkestra salonunun zeminini kaplıyor. Burdur Valisi İbrahim Özçimen de Gölhisar ilçesindeki ziyaretinde, bulunan eserin ve ortaya çıkan meclis binasının çok önemli olduğunu belirterek, "İlerleyen yıllarda bu meclis binasının restorasyonu tamamlandıktan sonra büyük etkinliklerin yapılabileceği bir mekan haline gelmesini temenni ediyoruz. İnsanların buraya görmesini çok arzu ediyorum." dedi.

Anadolu arkeoloji tarihinde bir ilk olma özelliğine sahip mermer döşeme (Opus sectile) Medusa başı ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Fahri Işık, "Medusa başı, Zeugma'nın Çingene kızı ile Ayasofya'nın meleği kadar önemli. Orkestra salonlarında mermer döşeme vardı. Ancak ilk defa resim olarak mermer döşemeye burada rastlanıldı. Kibyra, Medusa resmiyle simgeleşecek." diye konuştu.
      

 

 


Tarih : 25 Nisan 2010 Pazar
Hit : 1856

Hazırlayan Mustafa Cirban -- mcirban@ttmail.com --