antikkentler

Bugün : 22 Eylül 2017 Cuma



    Anadolu Uygarlıkları
    BATI  ANADOLU
    AKDENİZ  BÖLGESİ
    ORTA  ANADOLU
   DOĞU ANADOLU

 




 

          PATARA


               Kalkan-Fethiye karayolunda, Kalkan'dan yaklaşık 10 km. sonra güneye dönülür ve 10 Km.'lik Patara yoluna girilir. Akropol'de bulunan boyalı seramikler kentin İ.Ö. V. yüzyılda var olduğunu kanıtlamaktadır. Patara, Büyük İskender'e kapılarını açmış ve bu olaydan sonra önemli bir liman kenti özelliğini kazanmıştır. Kent ayrıca St. Nicholas'ın doğum yeri olduğu için de önemlidir. Patara'ya İ.S. 100 yılında yapıldığı sanılan üç gözlü bir kapıdan girilir. En önemli yapılarından birisi kumlar altında kalmış tiyatrosudur.


             Patara bir Likya kentidir ve Likya Birliğinin başkentliğini yapmıştır.Apollon tanrının doğduğu yer olarak bilinen Patara, Lykia'nın en önemli ve en eski şehirlerinden birisidir. Hitit Kralı IV. Tudhaliya (M.Ö. 1250 - 1220) Lukka seferi sırasında "Patar Dağı'nın karşısında adaklar ve armağanlar yaptım, steller diktim, kutsal mekanlar inşa ettim" demiştir. Bundan da anlıyoruz ki Hitit Çağı'nda
Patara, Patar adıyla vardı. Patara, Xanthos vadisinde denize açılabilecek tek yer olması nedeniyle tarih boyunca önemli kent olma özelliğini her çağda devam ettirmiştir. Yeni kazılar onun eski tarihini de ortaya çıkarması bakımından çok önemlidir. O nedenle şimdilik şehrin tarihini M.Ö. VI. ve V. yüzyıla kadar çıkarabiliyoruz. İskender'e kapılarını açarak yıkılmaktan kurtulan şehir, İskender'in ölümüyle M.Ö. 315'te Antigonos'un ve M.Ö. 304'te Demetrios'un işgalinden kurtulamamıştır. Daha sonra Mısır'daki Ptolemiaios, Philadelphos'un eline geçmiş, Mısar kralları döneminde ismi bir müddet Arsinoe olmuşsa da bu isim daha sonraları benimsenmemiş, Patara M.Ö. 190 yılında III. Antiokhos tarafından zapdetilmiştir. Livius'un M.Ö. II. yüzyıla girerken yaşanan büyük Antiokhos dönemi olayları ile bağlantılı olarak Patara için söylediği "Caput gentis" deyimi, yani soyun başkenti deyişi onu diğer kentlerin en başına yüceltir.

            Lykia Birliği içindeki Pınar'a, Xanthos, Olympos ve Myra gibi Patara da üç oy hakkına sahipti. Birlik toplantıları çoğu kez birliğin limanı durumunda olan Patara'da yapılmakta idi. Roma egemeliğine geçtikten sonra da önemini yitirmeyen Patara, Roma valiliklerinin adli işlerini gördüğü bir merkez oluşu yanında Roma'nın doğu eyaletleriyle bağlantısını kurduğu bir deniz üssü olarak da önemini korumuştur. Patara aynı zamanda Anadolu'dan Roma'ya nakledilen tahılların depolandığı ve saklındığı bir limandı. Onun için İmparator Hadrian zamanında Andriake de olduğu gibi burada da büyük bir hububat ambarı yapılmıştır. Roma İmparatoru Hadrian karısı Sabine ile Patara'ya gelmiş, bir müddet burada dinlenmiştir. Roma İmparotorluk çağında Lykia ve pamphylia eyaletinin başkenti olan Patara, Apollon'un önemli bir kehanet merkezi olarak da ün yapmıştır. Eski yazarlar kışın burada, yazın Delos'ta kehanette bulunulduğunu kaydederler. Şehir Bizans döneminde de önemini devam ettirmiş, Hristiyanlar için önemli bir merkez olmuştur. Zira "Noel Baba" diye anılan Saint Nicholaos, Pataralıdır. Ayrıca St. Paul Roma'ya gitmek için Patara'dan gemiye binmiştir. Böylece Erken Hristiyanlık döneminde bir Piskoposluk merkezi olmuştur. Patara limanı, hububat deposu ve sevki açısından önem taşımıştır, bu nedenle doğu Akdenizde bulunan 3 hububat deposundan biri (Granarium) Patara'da bulunmaktadır. Bizans döneminde de gelişmesini sürdüren kent, hıristiyanlarca da önemli sayılmış. Noel Baba olarak bilinen Saint Nicholas’ın da Pataralı olduğu söylenir.

            400 metre genişliğinde ve 1600 metre derinliğindeki Patara limanının kumla dolmaya başlaması ve teknelerin yanaşmakta güçlük çekmeleri, Patara’nın giderek önemini yitirmesine neden olur. Rüzgarın savurduğu kumlar zamanla limanı doldurur ve kenti büyük ölçüde örtüyor. Bugün kentte görülebilecek kalıntıların bir bölümünün kumlar altında olduğu dikkati çekecektir. Ancak son yıllarda yapılan arkeolojik kazılarla kent, üzerini örten kumlardan arınmaya başlamıştır.

            Gelemiş köyünden 2 km sonra yol kenarında Patara’daki kalıntıların en görkemlilerinden Roma Zafer Takı görülür (Metius Modestus). Zafer takı, M.S. 1. yüzyıl sonlarında yaptırılmıştır. Tepeye doğru görülebilecek kalıntılar arasında Bizans bazilikası ve kutsal alanlar bulunmaktadır. Tiyatro tepenin yamacındadır. Tiyatronun yaslandığı tepede büyük bir sarnıç ile bir anıt mezar bulunmaktadır. Eski liman şimdi sulak alan durumunda.


            Anacadde_Bir kentin omurgasını oluşturan Anacadde, kuzeybatıdaki limanı güneydeki Devlet Agorası’na bağlar. Bataklık suyu nedeniyle Agora Kapısı’ndan kuzeye doğru yüz metresi açılabilmiştir. 12.60 m’lik ölçüsüyle Anadolu’nun en geniş ve iyi korunmuş caddelerindendir. Doğu kenarına 1.50 m genişliğinde bir kaldırım döşenmiştir, tekerlek izi yoktur ve altından kanalizasyon geçmektedir. Her iki yanı sütunlarla sınırlanmıştır; bunların oluşturduğu üzeri örtülü görkemli geçeneklerin arkasında dükkanlar bulunur. Sütunlu yan caddelerden birinin, Korinth Tapınağı’nın az kuzeyinden ayrılarak limanın güney kenarı boyunca batıya uzandığı anlaşılır. Varlığına ilişkin en erken yazıt İÖ. 1. yüzyıldan, en geçi ise İS. 3. yüzyıl ortalarındandır. Limanın doğusunda ve Hurmalık Hamamı’nın güneybatı köşesinde günyüzüne çıkan dörtyol kavşağı, görsel bir resim çizer.


              Leto Hurmalığı’nın her iki yanından 15 m’lik bir arayla yanyana güneye yönelen iki sokaktan doğudaki 2.50 m, batıdaki 3.75 m genişliğindedir. İkisi de taş döşelidir, kenarlarında kaldırımlar içerir ve doğudakinin altında geniş ve derin bir kanalizasyon bulunur. Kavşağın, benzer dokuda hamamı çevreleyen kuzey ve doğu uzantıları ile batıya inen dar bir sokağın başlangıcı da kazılmıştır. Anacadde’nin yarım kalmasındaki neden, taban suyu, bunların da uzantılarını görebilmeyi engellemiştir. Bir biçimde, belki doğu-batı yönünde uzanan bir cadde aracılığıyla, batıda kalan Anacadde’ye bağlanmış oldukları düşünülür. Çünkü Lykia’nın kentlerine yön veren Yol Kılavuz Anıtı (Miliarium Lyciae), liman çıkışında çakışan anacaddelerin kavşağında dikilmiş olmalıdır; anıt bloklarının Geç Roma suru içinde topluca konumlandıkları yer de Leto Hurmalığı’na güneybatıda az bir uzaklıktadır. Yol anıtının kılavuzluğunda Lykia’ya dağılmak için Ksanthos’a giden anayol kent içinden Kısık Geçiti’ne nasıl bir güzergahla ulaşır, şimdilik tam bilinmez. Olasılıkla Haliç kenarında Akdam Tapınak Mezarı ile köy içindeki Gelemiş Sunak Mezarı önünden geçerek gider.
             Tiyatro, güney uçta denizi perdeleyen Kurşunlutepe’nin rüzgara kapalı kuzey eteğine yaslanmıştır; görkemli görünüşüyle, kent merkezine girenleri uzaktan karşılayan, kendine çeken bir konumdadır. Anadolu’nun büyük tiyatroları arasında sayılabilir; seyirci sayısı beşbinden az değildir; çünkü oturulan geniş yarım yuvarlakta (kavea) görülebilen toplam oturma sırası sayısı 34’tür. 20 sıra, oturma yerini bölen ara geçeneğin (diazoma) alt bölümünde, 14 sıra ise üst kısmında uzanır: Buraya, üst geçenek altında 8 ve üstünde 14 ışınsal merdiven (kerkides) ile çıkılır. İç bölümlerin iyi korunmuşluğunu, oturma yerlerini üst sıralara dek dolduran kum örtüsüne borçludur; özellikle doğu duvarını etkileyen yıkımlar, genelde tepe kayalığına dayanmayan ya da oturmayan yerlerde olmuştur. Avusturyalı araştırmacılar O. Benndorf ve G. Niemann’ın, sahne binasını (scaenae) batı yanakta alınlığıyla ve kuzeye boşluğa uzanan bezemeli bir baştabanla birlikte gösteren 1884 baskılı görüntüleri, yapının bu tarihten sonra büyük bir deprem geçirdiğinin de resmidir.
             Sahne binası üç katlıdır. 41.50 m uzunluğunda olan ve genişliği 6.50 m ölçülen bu bina, cavea'dan bağımsızdır; zemin kata (hyposcaenae) iki yan kapıyla girilir. İç duvarın önünde uzanan oyunların sergilendiği sahnenin (scaenae frons) altına da yanlardan birer özel kapıyla girilmektedir. Sahne binası ile oturma yeri arasında konumlanan odaktaki yarım yuvarlak tabana (orkestra) ise giriş, sahne yan duvarlarının uzantısı ile oturma yeri ön duvarları (analemma) arasına yapının İS. 147 evresinde sonradan yerleştirilen iki yan kapıdandır; girişlerin üzeri açıktır. Roma tiyatrolarından beklenenin tersine, girşlerde tonoz örtüsü yoktur. Sahne binasının zemin katına tam ortadan bir giriş bulunmaktadır ve bu özelliğiyle Anadolu'daki tektir.
Bu imparatorluk başkenti tiyatrosunun Lykia başkenti Patara için örnekliği, oturma yerinin üst basamağı düzlüğünde eksene oturtulan küçük bir Tiyatro Tapınağı ile de vardır. Korinth Tapınağı’nda olduğu gibi, tek kült odasından oluşur; genişliği 7.60 m, derinliği 9.00 m’dir ve önü dört sütunla vurgulanmıştır. Kazıyla ele geçen kol ve el parçaları, mermer kült yontusunun bir erkeği betimlediğini gösterir. Tapınağın kime adanmış olduğu tam olarak bilinmeketedir (Dionysos, ya da tanrılaşmış bir imparator?)
Tiyatro beş evrelidir. İlk yapılışı Hellenistik Dönem’in bilinmeyen bir zamanından olmalıdır; çünkü mimarisinde Hellenistik ve Roma özellikleri içiçe kaynaşmıştır. Bir tepeye yaslı olması, oturma yeriyle sahne binasının birbirlerinden bağımsız konumlanışı ve odaktaki yarım yuvarlağa girişin tonoz örtüyle örtülmeyişi özellikleriyle Hellenistik geleneği yansıtır. İÖ. 3. yüzyılda Ptolemaioslar Dönemi’nde “Arsinoe” adıyla yaşadığı “Altın Çağ”da yapılmış olması akla yakındır. Sone evresi ise İ.S. 4. yüzyılda, bu, gladyatör oyunları için orkestranın yeniden şeklillendirilişinde kendisini gösterir.
 

     


Tarih : 27 Kasım 2007 Salı
Hit : 1016

Hazırlayan Mustafa Cirban -- mcirban@ttmail.com --