antikkentler

Bugün : 25 Kasim 2017 Cumartesi



    Anadolu Uygarlıkları
    BATI  ANADOLU
    AKDENİZ  BÖLGESİ
    ORTA  ANADOLU
   DOĞU ANADOLU

 




 

           Karyalılar


Antik çağda, Klasik Dönem (Greko-Romen uygarlığı) öncesinde, güneybatı Anadolu'da kabaca günümüzdeki Muğla ili üst kısımlarına ve içerisindeki bölgeye denk gelen alanda (Karya) yerleşik bulunan ve belli bir uygarlık seviyesi kurmuş bir halktır.

Karyalıların adı birçok değişik lisanda karşımıza çıkmaktadır. Babilliler, Karsa derken, Elamlar ve eski Persliler Kurka adını kullanmıştır. Klasik dönemde Yunan halkı Karya’nın İonyalı Yunanlar tarafından kolonileştirildiğini iddia etseler de, Homer, bu iddianın gerçek olamayacak kadar zayıf olduğunu düşünmektedir ve Truvalılar ile müttefik olduklarını kaydetmiştir. Modern dilbilimi, Karya lisanının Hint-Avrupa dil ailesinden, eski Likya ve Lidya’da kullanılan lisan ile yakın olan Hitit-Luwi ailesine ait olduğuna işaret etmektedir. Eğer Karyalılar, İonia sahillerinden bu topraklara gelmişlerse, lisanları Hellence’ye daha yakın olmalıdır.

Herodot'a göre, Karyalıların ismi efsanevi kurucu kralları Kar'dan türemiştir. Dilbilim araştırmaları Karya dilinin, komşu Lidya ve Likya dilleri gibi, Anadolu'nun bir yerli dili, Luvi dili olduğunun kanıtlarını ortaya koymuştur. Bizzat Karyalıların Anadolu'nun yerlileri olduğu inancını taşıdıkları yine Herodot tarafından bildirilmekte, Homeros da, İlyada Destanı'nda, sonradan bir İyonya kenti haline gelen Milet'in (Miletos; Balat) Troya Savaşları zamanında bir Karya kenti olduğunu belirtmektedir. Daha sonraki dönemlerin eski Yunan yazarlarında Karyalıların yerli (dolayısıyla Anadolu'da Helenlerden daha kıdemli) kimliğini gözardı etme gayreti, Karya'nın çok eski dönemlerde İyonlar tarafından kolonize edilmiş bir bölge gibi gösterilmeye çalışıldığı görülmektedir. Ancak, güncel veriler, Yunanlıların ataları ile belli bir yakınlığın, örneğin aynı dönemlerde Balkanlardan İç Batı Anadolu'ya göçmüş Frigyalılar için geçerli olmakla birlikte, Lidya, Likya ve Karya halklarının, Hititlerle bir arada değerlendirilebileceğini ortaya koymaktadır. Bizzat Karyalıların, Anadolu'nun daha eski bir halkı (Hint-Avrupa kavimleri öncesi) oldukları anlaşılan Leleglerin henüz tabiatı belirginleştirilememiş bir ölçüde mirasçısı olduklarına dair işaretler bulunmaktadır. Strabo Karyalıların ve Leleglerin aralarında birbirlerini ayırd edemeyecek ölçüde karışmış olduklarını yazmaktadır.

Karya sözcüğü, Luvi dilinde uç ülke, sarp ülke anlamına gelen Karuva sözcüğünün Grek dilindeki söyleniş biçimidir.

Karyalılar, Homeros, Herodot ve Strabo'nun yanısıra, Tevrat'ta ve Mısır hiyeroglif yazıtlarında da anılmaktadır. Bu dönemde özellikle paralı askerlik yaptıkları anlaşılmaktadır. Karya veya Karyalılar Hitit metinlerinde Karkiya, Babillilerce Karsa, Elami ve eski Pers dilinde Kurka olarak zikredilmektedir.

M.Ö. 545'e kadar bağımsızlığını muhafaza eden Karya, bu tarihte Akaman hanedanının Pers İmparatorluğu'nun Karka satraplığı haline gelmiştir. Yerli hanedanın ve Pers satrapının yaşadığı en önemli şehri Halikarnas (Bodrum) olmuş, diğer önemli yerleşimleri arasında Heraclea (Kapıkırı, Bafa Gölü), Antioch (Yalvaç)), Mindos (Gümüşlük), Laodicea (Denizli) and Alabanda (Çine) yer almıştır. Karya'nın M.Ö. 334'de Büyük İskender tarafından fethedilmesinden sonraki dönemde Afrodisias da önemini Bizans İmparatorluğu dönemine kadar sürdüren bir merkez olarak ortaya çıkmıştır.
M.Ö. 4 yy'da kendi benliklerini yitirip Yunanlılaştılar. Aynı devirde Karya hükümdarı Mausolus tüm Ege Denizi’ni kapsayan bir egemenlik denemesine kalkıştı. İran Şahı’nın valisi sıfatını alarak Milas’a yerleşti ve orada hüküm sürmeye başladı. Kendi kız kardeşi ile evlendi. Antik dönemde dünyanın yedi harikasından olan Mausoleum’u yaptırdı.
Karya ve Karyalılar’dan ilk olarak eski Asur ve Hitit yazıtlarında söz edilmiştir. (M.Ö. 1800-1200 arası) bu yazıtlarda ülkeye Karkissa adı verilmiştir.
Yunanlılar, bu sahillere M.Ö. 1200 - 800 arasındaki karanlık çağlarda yerleşmişler ve yerel halk olan Karyalılar ile karışmışlardır. Vitruvius Mycale’de (samsun dağı) dövüşler olduğundan söz eder. Herodotos da Karya ile Grekler arasındaki ilişkinin bir örneğidir: babası Lyxes ismi ile anılmaktadır ki, bu Karyalı adı olan Lukhsu’nın Yunanlaşmış halidir. Soyu ve doğum yeri göz önüne alındığında, Herodotos en önemli kaynaklardandır.
Roma İmparatorluğu döneminde ismini duyurmuş bir Karyalı da M.S. 49'dan itibaren pek çok olimpiyatta şampiyonluk elde eden boksör Melankomas olmuştur. Karya dili bu meşhur boksör ile aşağı yukarı aynı dönemlerde sönmüş, bölgede yerini eski Yunanca'ya bırakmıştır.
Coğrafi açıdan bölünmüş, ve dağınık bir lisanları olan Karyalıları din bir arada tutmuştur. Bir tören merkezleri Mylasa’da Herodotos tarafından Kayralı Zeus olarak adlandırılan baş tanrıya tapınılmıştır. Yunan Zeus’una ters olarak bu Zeus bir ordu tanrısıdır. Karya tanrıçalarından bir tanesi, dört yol ağızlarından sorumlu olan Hecate idi, ve Yunanistan’da cadılığın kaynağı olarak nam salmıştır. Herodotos ona Athena der ve rahibelerinin bir felaket yaklaştığında sakal çıkardığından söz etmektedir. Miletos yakınlarında, Latmos dağında, Karyalılar, ay’ın aşığı olan ve senedeki gün kadar çocuk yapmış olan Endymion’a tapınılmaktadır. Endymion sonsuza kadar uyurdu, ki bu hikaye Yunanlılar tarafından Zeus’un babası Kronos için de anlatılmıştır.

Diğer dağlık bölge halkları gibi Karyalılar da paralı asker olmaya zorlanmışlardı. Ülkeleri büyük bir nüfusu barındıramayacak kadar fakirdi ve genç oğullar yeni bir gelecek için denizlerin ötesine gitmişlerdir. Askeri alanda ustaydılar ve Herodotos’un üç askeri buluşu onlara atfetmesi de şans eseri değildir. Kalkanları omuzlardan alıp elde taşınmasını sağlayan saplar, kalkanların üzerine kazınan işaretler ve miğferlere yerleştirilen sorguçlar.

Karyalı paralı askerlere Eski Ahit’te de rastlanmaktadır. Judah’taki Karyalılar ve Kretan’lı bekçileri olan Kral Davut. Kralların kitabı büyük ihtimalle 6. y.y.’da hazırlanmıştır, ancak, bilgi eski kaynaklardan alınmıştır. Karanlık çağlarda Karyalılardan tek söz edildiği bilinen tek kaynak budur.

Tarihte Karyalılar Mısır firavununa hizmet verdikleri için ünlüdürler. Herodotos Psammetichus’un hükümdarlığının başında bu insanları ilk hizmetine alan (664 - 610) olduğunu söylemiştir. Nil deltasının batı yakasında bulunan ve 7. y.y.’a tarihlenen ege halkına ait yerleşimler de bu sözleri desteklemektedir.

Karyalılar Mısır hizmetinde uzun süre aktif rol oynadılar. Nubialılara karşı M.Ö. 593 civarında savaştılar: Dönüşlerinde Assuan’ı ziyaret edip yazıtlar bıraktılar. Kahire’de bulunan bir Mısır steline göre, Amasis’in ihtilali sırasında, (570) önemli bir rol oynadılar, ve karşılığında Mısır başkenti Memphis yakınlarında yeni bir üs kazandılar.
Ticari niteliği en yüksek incir meyvesi cinsinin beşiği ve merkezi Karya bölgesinde olduğundan, bu "düz incir"in (common fig) ismi, bugün halk arasında Aydın inciri denildiği gibi, botanik bilimine "Ficus carica" şeklinde geçmiştir.


Mausosleion


Halikarnas'ta (bugünkü Bodrum), İÖ.353'te ölen Karya Kralı Mausolos için eşi Kraliçe Artemisia'nın yüklü yüklü bir para ödeyerek yaptırdığı anıt mezardır. 15.yy'dan önce bir deprem sonucu çöktü. Bugün büyük anıt mezarlar için kullanılan "mozole" sözcüğü Mausolos'un Halikarnas'taki bu anıtmezarından gelmektedir.

Bu eser bir anıt mezardır. Bugünkü anıtsal mezarlara mozole isminin verilmesinin kaynağı da bu yapıdır. Bugünkü adıyla Bodrum, o günkü adıyla Halikarnas olan yerde yani ülkemizdedir. MÖ 325 yılında Kraliçe Artemis tarafından kocası Mozolos adına yaptırılmıştır. Diğerleri gibi bu eser de yok olmuştur.

Plinius'un bildirdiğine göre, dünyanın yedi harikasından biri sayılan Mausoleum, M.Ö. 350 de Mausolos için karısı Artemisia tarafından yaptırılmıştır.
"Farklı cephelerin süslemeleri ve mükemmelliği birbirini taklit eden farklı sanatcılar tarafından ele alındı. Leochares, Bryaxis, Skopas ve bazılarının düşündükleri gibi Timotheus'un sanatlarının seçkin mükemmelliği o yapıya dünyanın yedi harikası arasında ün kazandırdı." Antik yazarlardan Vitrivius böyle söylüyor. Romalı tarihci Plinius'a göre pteron kare şeklindeydi ve çevresinde 36 tane ion stili sütun vardı. Her sütun arasında bir heykel dikiliydi. Pterondaki kabartmalar Amazonlarla Yunanlıların savaşını gösteriyordu. Pteron üzerinde yirmi basamaklı bir piramit vardı. Piramit beyaz paros mermerindendi. İskenderiye limanının karşısında bulunan paros adasından özel seçilmişti. En üstte quadrika (dört atlı araba) bunun üzerinde ise Mausolos ve Artemisia'nın heykelleri bulunuyordu.

Tüm istilalara ve doğal afetlere karşın Mausoleum İS. 1406 yılına dek ayakta kalmayı başarmıştır. Ta ki Alman mimar Schegelholt tarafından yapılan St. Peters kalenin yapımına dek. Bu zamana kadar 1500 yıl ayakta kaldı. Sadece basamakları görünen yapının derinlerine giderek elde ettikleri mermeri yakıp kireç yaptılar. Bazı kabartmalar duvar taşı olarak kullanıldı. Bazılarının üzeri silinerek oymalar kazındı. 1875 de Sir C. Newton kazılara başlar, bazı friz ve Mausoleon ile Artemision'un heykellerini ve büyük aslan heykelleri İngiliz Britich Museum'a taşındı.
Mausoleum'un yapımı yarılandığında Halikarnassos'un parası biter ve geri kalan bölümler özveri ile yapılır.

Mausoleion alanı bugün açık hava müzesi olarak düzenlenmiştir. İçeri girildiğinde sağda Bodrum tipi bir ev görülmektedir. Solda görülen uzun yapı içinde Mausoleion'la ilgili kabartmalar, maket ve bazı çizimlerle yapıya ait mimari parçalar sergilenmektedir. Dünyanın yedi harikasından biri diye tanımlanan Mausoleion'un yükseldiği yer bugün bir çukur olarak görülür. Bu çukurun ne olduğunu anlamak için öncelikle kapalı sergi salonunun gezilmesi gerekir. Taban ölçüleri 32 x 38 metre boyutlarındaki Mausoleion, bir zamanlar uzun kenarı 242,5 kısa kenarı 105 metre olan geniş bir alanın kuzeydoğu köşesinde yükselmekteydi. Antik yazarların anlattıklarına göre Mausoleion, dört bölümden oluşmaktadır. En altta yüksek bir kaide (podyum); onun üzerinde kenarlarında onbir, kısa kenarlarında dokuz olmak üzere 36 İon sütunlu tapınak şeklinde bir bölüm vardır; onun da üzerinde 24 basamaklı piramid şekilli bir çatı ve en tepede dört atın çektiği araba içinde Mausolos ve Artemisia'nın heykelleri yer almaktadır. Anıtın yüksekliği konusunda Latin yazarı Plinius bilgi vermektedir. Latinlerin dünyanın yedi harikası olarak gördüğü Mausoleion'un yüksekliği 180 İon ayağıdır. Bu da yaklaşık 55 metredir. Yirmi katlı bir apartmanın yüksekliği kadardır. Sergi salonundaki makette bu ölçü esas alınmıştır.

Antik yazarlar yapının mimarının Pytheos olduğunu kaydetmektedir. Ayrıca Satyros'un adı da geçmektedir. Vitruvius, M.Ö. IV. yüzyılın en önemli dört heykeltraşının bu yapıda çalıştığını kaydetmiştir. Doğuda Skopas, batıda Leokhares, kuzeyde Bryaksis, güneyde Timotheos çalışmıştır. Bryaksis, Karyalı bir sanatçıdır. Diğer sanatçılar Yunanistan'dan getirilmiştir. Dört atlı arabayı Mimar Pytheos'un yaptığı söylenmektedir.

Karya satrabı Mausolos, kendi yönetimi zamanında muhtemelen M.Ö. 355'te yapıya başlamıştır. Onun ölümünden sonra (M.Ö. 353) karısı, aynı zamanda kız kardeşi Artemeisia anıtın yapımını sürdürmüş; onun da ölümünden sonra (M.Ö.351) Mausolos'un diğer kardeşleri inşaata devam etmişlerdir. Muhtemelen, inşaat M.Ö. 340'ta Piksodaros'la Ada arasındaki satraplık mücadelesi sırasında yarım bırakılmıştır.

Anıt mezar ana kayanın kesildiği yerlerden ve yeşil taşlardan anlaşılacağı üzere günümüzde görülen çukurun bulunduğu yerde yükselmekteydi. Anıtı son ayakta görenlerden biri M.S. XII. yüzyılda yaşamış Piskopos Eustathios'tur. Bu anıtının 1500 yıl ayakta kaldığını göstermektedir. Bu tarihten sonra anıtın bir deprem sonucu yıkıldığı sanılmaktadır. 1402'de Saint Jean şövalyeleri Bodrum'a geldiklerinde anıtı yıkık olarak görmüşlerdir. Şövalyeler anıtı taş ocağı olarak kullanmışlar hemen tüm taşlarını sökerek Bodrum Kalesi'ni yapmışlardır. İlk tahribat şövalyeler tarafından 1494'te yapılmıştır. Çukurun en derin yerinde bulunan asıl mezar odası o çağda şövalyeler tarafından bulunamadığı için, yok olmaktan kurtulmuştur. 1522 yılında Saint Jean şövalyeleri kalelerini güçlendirmek istemişler ve çevrede kale yapımında kullanılmak üzere eski yapı taşları aramışlardır. Mausoleion, son tahribata bu tarihlerde uğramıştır. Kalenin güçlendirilmesinde görev alan şövalyelerden de La Touret mezar anıtının tahribini hatırasına yazmıştır. Günümüzde kiremit bir çatı altında kısmen korunmaya çalışılan 12 basamaklı merdiveni nasıl bulduklarını, mezar odasına giden koridorun iki yanındaki heykelleri ve kabartmaları nasıl önce hayranlıkla seyredip sonra da parçaladıklarını anlatmaktadır. Tam mezar odasına girecekleri zaman paydos borusunun çaldığını; asıl odaya girmeden kaleye döndüklerini, ertesi gün geldiklerinde ise mezar odasının açıldığını, her yerde parçalanmış halde kıymetli kumaşlar ve altın ziynet eşyaları gördüklerini yazmıştır.

Bugün mezar odasının girişini kapatan iki tonluk dikdörtgen bloklardan biri koridorun içinde görülmektedir. İngiliz araştırmacı Newton 1856-1857 yıllarında burada yaptığı kazı sırasında taş bloğu orjinal yerine götürmüştür. Kazı sırasında bulduğu kabartmaları, Mausolos ve Artemisia'nın heykellerini, dört atlı arabanın parçalarını British Museum'a götürmüştür. Daha önce Lord Stratford Canning (Türkiye'de bulunan İngiltere Büyükelçisi), 1846 yılında Padişah Abdülmecit'ten aldığı izinle Bodrum Kalesi'nin duvarlarında görülen Mausoleion kabartmalarını da Londra'ya götürmüştür. Bugün yarı kapalı sergi salonunda, geçen yüzyıl buradan götürülen kabartmaların ne yazık ki alçı kopyaları sergilenmektedir.

Çukurun güneyinde bulunan ana kaya içine oyulmuş merdivenler burada Mausoleion'dan önce mevcut olan başka bir mezar anıtına aittir. Mausoleion'un yapımı sırasında burası kesilerek örtülmüştür. Ana kaya çok yumuşaktır, yer yer dökülmektedir. Merdivenin dibinde sağda görülen kapı ana kaya içine oyulmuş bir koridora açılmakta koridorun sonunda Arkaik Devre ait (M.Ö. VI. yüzyıl) bir mezar odası bulunmaktadır. Kapı girişinde ve merdiven duvarlarında görülen oyuklar adak yerleridir. Kapının sonunda dipte görülen kanallar "galeri" diye adlandırılmakta, dolan suların boşaltılması için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu galeri de Mausoleion'dan önceye aittir. Koridorun sonunda, solda büyük bir mezar odasına açılmaktadır. Bu oda ana kaya oyulmak suretiyle yapılmıştır. Mausoleion'a bakan yönünde de bir pencere bulunmaktadır. Bu mezar odasının yanında daha önce Newton tarafından açılan bir başka mezar odası varsa da, bu oda Danimarkalıların yaptığı kazı sırasında açılmamıştır. Pencere diye adlandırılan bölümün altında anıtı çevreleyen galerinin devamı görülmektedir. Bacalar yapım kolaylığı sağlamak için açılmıştır. Bacaların bir kısmı kazı alanında görüleceği gibi kuyulara dönüştürülmüştür. Çukurun güneyinde görülen dikdörtgen taş bloklardan yapılmış ayakların neye yaradığı anlaşılamamıştır. Asıl mezar odasına giren merdivenler Newton'un anlattığı gibi ana kaya içine oyulmuş basamaklar değildir. Bu basamakların bir kısmı kesme taşlardan yapılmıştır.

Danimarkalıların yaptığı kazı sırasında merdivenlerin dibinde Newton tarafından kazılmamış alanda boğa, koyun, keçi, horoz ve kumru kemikleri bulunmuştur. Bunlar tören sırasında kurban edilen hayvanların kemikleridir. Mausolos'un öbür dünyada yararlanması için konulmuştur. Burada görülen kanal Mausoleion mezar anıtına aittir.
Açık hava müzesinin doğu bahçe duvarının sağ köşesine yakın bir yerde bulunan kapıdan dışarı çıkıldığında Mausoleion mezar anıtının kutsal alanı çevreleyen peribolos duvarının bir kısmı görülmektedir. Müze binası kapalı ve yarı açık olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Kapalı bölümündeki topografik harita ve Mausoleion maketi burayı gezenlere yapıyı ve şehri daha iyi bir şekilde tanıtmaktadır. Bu mezar, Kraliçe Artemis tarafından kocası Mausoleus (Mozoles) için yaptırılmıştır. Karia Kralı Mausoleus, o zamanki adı Halikarnas olan Bodrum (O zamanlar bu bölge Karia olarak anılıyordu) bölgesinde, M.Ö. 377-353 yılları arasında hüküm sürmüştür.Pythea adlı bir mimarın eseri olan bu mezar bugün ayakta değildir. Ancak, tarihçi Plinius'un anlattıklarına göre yapılan bir resmi vardır. Karia krallığından kalma bazı sikkelerin üzerinde de bu anıtın kabartmalarına rastlanmıştır. Mezarın kaidesi 25 x 30 metre idi ve İyon stilinde sütunlarla süslenmişti. Tepesinde 4 atlı bir zafer arabası bulunuyordu. Basamaklı bir piramit görünümündeydi. Anıtın tepesindeki savaş arabasında, Kral Mousoleus ve karısının yanyana oturmuş heykelleri vardı. Dörtnala sürdükleri atların çektiği o arabayla unutulmazlığa doğru yol alıyor gibiydiler. Anıtın, araba heykeliyle birlikte yüksekliği 45 metreyi geçiyordu. Duvarları kabartmalarla süslüydü. Sütunlar arasında birçok güzel heykel vardı. 150 yıl kadar önce Mozoleyi meydana çıkaran İngiliz arkeologları heykel ve kabartmaları alıp gitmişlerdir. Bu yüzden anıtın yeri bile zor belli olmaktadır. Şimdi bunlar British Museum'da sergilenmektedir.

Bugün Batıda sanat değeri olan ve anıt niteliğinde bulunan mezarlara Karia kralı Mousoleus'un adı verilmektedir. Bu anıt bir depremde yıkılmıştır. Yıkılan sütun ve taşların bir kısmını, Rodos şövalyeleri başka bir yapıda kullandılar.







 


Tarih : 18 Haziran 2013 Salı
Hit : 3113

Hazırlayan Mustafa Cirban -- mcirban@ttmail.com --