antikkentler

Bugün : 19 Eylül 2017 Salı



    Anadolu Uygarlıkları
    BATI  ANADOLU
    AKDENİZ  BÖLGESİ
    ORTA  ANADOLU
   DOĞU ANADOLU

 




 

                                                      ALINDA ÇİNE AYDIN


       Alinda, Aydın ilinin Çine İlçesinin 31 km. batısında,Karpuzlu deresi vadisinin batı ucunda, ovaya hakim bir tepe üzerinde kurulmuştur. Yerleşim, 1765 yılında Chandler tarafından ziyaret edilmiştir; fakat verdiği kısa ve isteksiz bilgiler, yapıların nasıl bu kadar mükemmel korunduğu hakkında hiçbir fikir vermez. Chandler, buranın Alabanda olduğunu zannetmiştir; şehrin gerçek kimliği ise daha sonra Sör Charles Fellows ve diğerleri tarafından orada ele geçen paralar sayesinde teşhis edilmiştir. Ancak, Kapruzlu’daki bu yerleşimde, buranın Alinda olduğu teyit edecek herhangi bir yazıt ele geçmemiştir; fakat yinede bu teşhisin doğruluğu kesindir.

     Alinda sözcüğü Bilge Umar’a göre Luwi veya Kar dilinden gelmiş olup “Işık” anlamındadır.İlk Çağ yazarlarından Arrianus bu kentten “Karia’nın en müstahkem şehri” diye bahseder. Hitit belgelerinde “IJALANTA” adıya anılan kent, M.Ö.451-450’de kısa bir süre Attika-Delos deniz birliğine girmişse da birlikte çok kısa bir süre kalmış ve sonra ayrılmıştır.

     Tarihte Alinda’nın önem kazanması M.Ö.340’da Karya Satrabı Hekatemnos’un kızı Mausolos’un kardeşi olan Kraliçe Ada’nın yine kardeşi Pixodaros tarafından Halikarnassos’dan buraya sürgün edilmesiyle önem kazanmıştır. Alinda’ya yerleşen kraliçe Ada burayı başkent yaparak son derece dirayetli bir yönetim sağlamıştır. Çok iyi bir siyasetçi olan Ada, Büyük İskender Asya seferine çıktığında ona kentin kapılarını açmış ve adeta onu oğlu yerine koymuştur. Bunun altında kalmayan Büyük İskender Halikarnassos’u zaptedince onu tekrar Karia tahtına geçirmiştir. Ada burada İskender’den dolayı bir Hellen kültürünün gelişmesine yol açmış hatta o kadar kentin adını bile değiştirerek “Latmos Alexandria” adını vermiştir. M.Ö.81’e kadar bu adı taşıyan kent bu tarihten itibaren tekrar Alinda adını almıştır.
       Büyük İskender’in ölümünden sonra Alinda Bergama Krallığının toprakları içerisinde kalmış,sonra da vasiyet yoluyla Roma yönetimine girmiştir. Kentin kudret ve ihtişamı Roma devrinde de devam etmiştir. M.S.III.ncü yy.da kendi adına sikke bastıracak konuma ulaşmıştır.
Bizans döneminde önemini yitirerek Aphrodisias metropolitliğine bağlı bir piskoposluk merkezi olarak kalmıştır.

Alinda antik kentinin kalıntıları Demircidere köyünün (Karpuzlu) birkaç yüz metre ilerisinden başlamaktadır. Nitekim buradaki köy evlerinin duvarlarında heykel ve friz parçaları kullanıldığı gibi bazı evler Roma devri duvarlarının üzerine inşa edilmiştir.
      C.H.Fellows,1840 da Demirci deresinde Alinda’nın bastığı sikkeleri bulmuş ve böylece daha önce Muğla yöresinde olduğu sanılan antik kentin yerini saptamıştır.
Yüzyıllar boyu bu antik kentin taşları yeni yapılanmalarda kullanıldığından pek az kalıntı günümüze gelebilmiştir.
Muhakkak ki Alinda’yı gördükten sonra bırakıp geri dönmek kimsenin hoşuna gitmez. Şehrin yeri, Arria’nın anlattıklarını tamamen haklı çıkartan muhteşem bir yerdir; yaklaşık 152 m. ya da 183 m. yüksekliğindeki tepenin, bir sırtla daha yüksek bir tepeye bağlandığı güneybatı kısmı haricinde ki burası da şehrin bir kısmını oluşturur. Tüm çevresi uçurumdur. Düzgün kesme taş bloklardan inşa edilmiş şehir duvarları çok iyi korunmuştur. Bu duvarlar, zirveyi ve tepenin güney doğu yamacını çevreler; fakat kuzey yamacı hariç tutulmuştur.

       Bu günkü şehirden tırmanan ziyaretçiler ilk önce, şehrin değerli parçası olan Market binasına ulaşırlar Yapının 99 m. uzunluğundaki tamamı ve 15,2 m.’nin üstündeki yüksekliğinin büyük bir kısmı ayaktadır. Üç katlı olan yapının en üst katı, kuzeyde birleştiği agora ile aynı seviyededir.

Agora, market binasının uzunluğu boyunca devam eden düz bir alandır ve genişliği 30,5 m.’nin üstündedir. Arkası, tepenin hafif eğimindeki bir istinat duvarı ile sınırlıdır. Alışık olduğu gibi bir stoa ile çevrilidir; fakat bu gün sütunların çok azı görülebilmektedir. Agoranın heykellerle süslü olduğunu gösteren kaideler bulunmamıştır; gerçekten de heykel şöyle dursun yerleşimin hiçbir yerinde bir heykel kaidesi bile bulunmamıştır.
tiyatro da, market binası gibi oldukça iyi korunmuştur ve en az onun kadar albenilidir. Orta büyüklükte olan tiyatro, yaklaşık otuz beş oturma sırası ile büyük ölçüde korunmuştur. Tiyatronun en ilgi çekici kısmı, sahne binasıdır. Alt ksımı toprak altında kalmıştır. Fakat kazı çalışmaları, sahneyi neredeyse tamamen ortaya çıkarmıştır. Sahne binası yıkılmıştır; fakat ön duvarı, önünde 1,22 m. çıkıntı yapan taş direklerle birlikte görülebilir. Önünde, pilastrlarla desteklenmiş ve 2,13 m. uzunluğunda, 91 cm. genişliğinde taşlarla döşeli sahne yer alır.
Zirvenin hemen altında levha 53’ de görülen muhteşem bir kule vardır. İki katlı olan bu kule mükemmel bir taş işçiliği ile inşa edilmiştir. Alt kat, bitişik duvarlarda yer alan iki kapıya sahiptir. Kulenin yakınında tepeden aşağıya tiyatroya gittiği söylenen bir tünel ağzı vardır; fakat hiç kimse içine girmemiştir. Tünelin alt girişi ise tiyatronun hemen yukarısındadır.
       Zirvede yuvarlak planlı çapı 15,2m.’nin üstünde amacının ne olduğu anlaşılamayan bir yapı vardır. Bunun hemen batısında ise bir tapınak olduğu düşünülen küçük bir yapının temelleri bulunmuştur. İki odaya eğer bir tapınak gibi düşünecek olursak bir pronaosa ve bir cellaya sahiptir; sütunları varsa da bugün hiç birisi görünmemektedir.

Buradan bir sırtla kuzey doğuya geçilerek daha yüksek bir zirveye gelinir ki burası da sadece konutların bulunduğu görülen ikinci bir akropolistir. Etrafı kalınlığı 1,83 m. ile 2,13 m. değişen düzgün taş işçiliği ile inşa edilmiş duvarlarla çevrilidir.
      İkinci akropolisin ötesinde bir sonraki tepe ile bunun arasındaki çukurda hala çok iyi korunmuş bir su kemeri vardır. Güzel ve sağlam inşa edilmiş ise de, mükemmel bir işçilik için iddialı değildir. Burada dört kemer ve hiç şüphesiz bir yolun yada patikanın geçmesi için açılmış 1,83 m. genişliğindeki kapının bulunduğu bir duvarın kalıntıları vardır. Bugün bu kemerlerin içinde yürümek mümkündür Şehrin dört bir yanında, hatta su kemerlerinin ötesindeki tepenin uzak ucunda bile, çok sayıda mezar vardır. En yaygın olanı, yekpare bir kayaya oyulmuş ve üzeri ayrı bir kapakla örtülmüş olan “Karia” tipindeki mezarlardır. Bunların çoğu; tam boy mezarlardır; fakat bazısı, yaklaşık 46 cm2.(18İnch kare) büyüklüğünde kare çukurlar ile çıkıntılı bir kenar şeklindedir. Bunların yanında bir çok da lahit vardır. Bunlar, kapağın kısa kenarında bir kabartma yada çıkıntı bulunmayan sade lahitlerdir.

 


Tarih : 21 Aralik 2010 Salı
Hit : 2600

Hazırlayan Mustafa Cirban -- mcirban@ttmail.com --