antikkentler

Bugün : 25 Kasim 2017 Cumartesi



    Anadolu Uygarlıkları
    BATI  ANADOLU
    AKDENİZ  BÖLGESİ
    ORTA  ANADOLU
   DOĞU ANADOLU

 




 

            AFRODİSİAS         

            Kent adını, aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite'den almıştır. Aphrodisias ismi ilk olarak MÖ. 2.yy da kullanılmaya başlanmıştır. Kent daha önce başka adlarla anılıyordu.Yerleşim geç neolitik çağa kadar uzanmaktadır. Akropolde ve pekmez tepede yapılan kazılar neticesinde, iki köyün varlığı kanıtlanmıştır. MÖ. 2yy da Roma egemenliğinin güçlenmesiyle, kent kutsal yöre olarak önem kazanmış ve Aphrodisias ismini almıştır.
           Kazılarda ortaya çıkarılan tiyatronun sahne yapısının duvarlarındaki yazılarda, Caesar'ın, Aphroditeye hediye ettiği altın bir Eros heykelinden söz edilmektedir. Dolayısıyla Caesar kente gelmiş, tanrıçaya sadakatini sunmuş olabilir.İÖ. 44 yılında Caesar'ın öldürülmesinden sonra katillerin yandaşlarından olan Labienus ce adamları kenti ele geçirip talan etmişlerdir. Octavianus ve Antonius'a sadakatinden ötürü MÖ. 39 yılında triumvirlik kararıyla bazı ayrıcalıklar tanınmıştır.
          Kenti çevreleyen 3.5 km uzunluğundaki sur kalıntıları, aslında 4 ana kapısı bulunan, kabaca daire biçimindeki bir kalenin kalıntılarıdır. Yaklaşık 494 hektarlık bir alanı kaplayan antik kentin merkezini çevreleyen kale, 4. ve daha sonraki yüzyıllarda yapılmıştır. 4. yy depremlerinin ve diğer felaketlerin harap ettiği yapıların parçalarını surlarda görmek mümkündür.
260 yılında batı Anadolu'yu etkisi altına alan got istilası olmasına karşın, birçok delil surların 4. yy dan sonra yapıldığını gösterir. Daha önceki dönemlere ait savunma sisteminin nasıl olduğunu tam olarak bilmesek de, akropolde bulunan bir yapı Helenistik dönemde ve 7. yy da hisar olarak kullanılmış olabilir.Kent, Geç Helenistik dönemde hippodomik planlı olarak kullanılmış olsa da, bazı yapıların, özellikle Aphrodite tapınağının ve Sebasteion'un yerleşim blokları içine tam olarak oturmadığı görülmektedir.


          Aphrodite Tapınağı
          Kuzey bölgede yerleşmiş eski zamanların Aphrodite Tapınağı şehir merkezini ve çekirdeğini oluşturuyor. Eski tapınağın bütün bu kalıntıları 40 kolonun 14'ünü içermekte ve bu kolonlar bir kere O'nun etrafını kuşatmakta. İbadet yeri tapınağın ilk zamanlarından kalmış olmasına rağmen bu gün MÖ 1.yy da başladığını görüyoruz ve Augustus bölgesi doğrultusunda tamamlandığı düşünülüyor. Tapınak bölgesi 2.yy.da tamamlandı. Bu yapıyla alakalı her kenarında 13 kolon ve önde 8 kolonun bulunduğu bilinir.bazı kolonları üzerine yaptıran kişilerin isimleri verilmiştir. Bazı mozaik yapıların Helenistik zamana ait tapınaklarda da bulunması buranın eski bir tapınak olduğunu gösterir. Aynı zamanda Cella'nın duvarlarının içerdiği heykeller uzaklaştırıldı ve kolonları dışa hareketleri ile yapı genişledi. Duvarlar arttırıldı. Doğu ve batı taraflarına apse yapıldı. Cella'da tapınma heykeli bulunmadı ama bütün özellikleriyle dışarıya taşınmış bir şekilde bulundu. Müzede yeni sergilenenler katılaşmış bir şekilde gösterilmekte ve Efes'in Artemis'ine benzemektedir. Tanrıça kolunun biri ileri doğru olacak şekilde uzun elbise giyer. Elbisenin şeridi üzerinde çok ilginç oyma kabartmalar bulunur. Güneş ve ay tanrıçaları 3 şükran duası Afrodit ile ortada, Afrodit ve 3 “Cupid” balık kuyruğuna sahip keçi üstünde oturuyor, bunlar tapınma için yapılmış putların çeşitli kopyaları üstündeki her şey birer sembol olarak karşımıza çıkıyor.


            Odeon ve Bishop's Sarayı (Bouletherion – Odean)
            Odeon, konferans salonu, konser alanı ve tiyatrodan farklı ve devleti iyi bir şekilde koruyabilen bir yapıdır. MS 2.yy.da inşa edilen yapı, mabedin güneyinde bulunmaktadır. Tapınağın güneyinde yer alan bu yapı, tesadüfen 1962 yılında keşfedilmiştir. Yarım daire şeklindeki bu yapı 2. yy. da yapılmış, üst sıraları 4. yy depremleri sırasında yıkılmıştır. Kırılan fay hatları nedeniyle, orkestranın içine kış mevsimleri su dolmaktadır. Taban döşemesi olarak opus-sectile, mavi beyaz mermerler, zarar görmemeleri için yerinden sökülerek depoya taşınmıştır. Orkestra ve tiyatro kısmı mozaikler ile süslenmiş ve heykeller şu an müzede korunma altında ve konferans salonu ahşap yapıdaki bir çatıya sahiptir. Sahne binasında yer alan yüksek kaideler üzerinde Aphrodisias’lı tanınmış kişilerin tam boy heykelleri yer almaktaydı. 1000 kişilik kapasiteye sahip olan bu yapı, konser salonu, müzikli gösteriler için ve meclis binası olarak kullanılmıştır.Odeonun kuzeybatısında, basamaklı bir platform üzerinde, ünlü yada zengin bir kişiye ait anıt mezar yer alıyor. Bu mezarın olduğu alanda ele geçirilen, bitirilmiş, yarım bırakılmış heykel parçalarına bakarak buranın heykeltıraşlık atölyesi olduğunu söyleyebiliriz.Odeonun güneyinde, 3 apsisli, boş bir peystil avlusu bulunan, birtakım özel odalar ve şekillerden oluşan kompleks yer alır. Geç Roma da muhtemelen bir vali konutu olarak kullanılan bu yapı, Hıristiyanlığın kabulünden sonra, piskopos sarayı olarak kullanılmıştır.

           Agora
           MÖ. 1 yy.ın sonlarında yapılan bu Pazar yeri aynı zamanda, popüler bir toplantı yeri olarak kullanılmıştır. Doğu-batı doğrultusunda 200 metrelik mesafede sütunlu bir girişi vardır ve ion tarzındaki iki uzun portikodan oluşur. Kuzey ve güzeyde yer alan bu iki uzun portikodan, kuzeydekinin yapımına, güneydeki karşılığından daha önce başlandığı sanılıyor. Güneyin sütunlu girişi Tiberius'un girişi olarak bilinir. Sistematik eski araştırmalarda 1937 kazılarında İtalyan takımı oldukça değerli şerit şeklinde süsler çıkardılar ve Tiberius İmparator'unun övgü yazıtları ortaya çıkarıldı. Son yıllar kazılar kuzey bölgede Hadrian Banyoları'nın batısında ve agora kapısının güney doğusunda yürütüldü ve çok fazla sayıda yetenekli talaş yontucuları ve oymacıları ortaya çıkarıldı. Çoğu kabartmalar kutsal ya da bireysel portrelerle çevrili çelenk maskeler ve mitolojik dekorlar içeriyor. Agora'nın anıtsal kapısı Tiberius'un sütunlu girişi sonlarının doğusunda yer alır.
1937 yılında Tiberius portikosunda yapılan çalışmalarda, frizlerden bazılarında, imp. Tiberius’un onuruna yazılmış bir ithaf yazıtı ortaya çıkartılmış ve bu portikonun agoranın bir bölümü olduğu anlaşılmıştır. Sütunların üzerinde kadın erkek ve kutsal kişilerin yüzleri ile süslenmiş çok sayıda friz blokları da ortaya çıkmıştır.Bulgular ve analizler neticesinde kuzey sütunun sırasının 1. yy.ın ilk yarısında tamamlandığını gösterir. Fakat bu sıranın batı ucu deprem neticesinde 2. yy.da onarılmıştır.Agoranın doğu ucunda yer alan agora kapısı, 2. yy.ın hemen sonrasında yapılmıştır. İki katlı, sütunlu, nişli bu kapının her iki ucunda tonozlu iki tünel yer almaktaydı.
Depremlerden sonra bu kapı, agorayı sellerden korumak amacıyla bir çeşmeye (Nympheum) çevrildi. Önüne bir havuz yapıldı ve suların bu havuza akmasını sağlamak amacıyla pişmiş toprak künkler döşendi. Havuzun üzerindeki yazıttan anladığımız kadarıyla bu değişim 5. yy.a tarihlenir (Yani 4. yy depremlerinden sonra).Agora kapısının nişlerini süsleyen çok sayıda heykel ve rölyef, havuzun duvarlarının yapımında kullanılmıştır. Kentauramachia, Gigantomachia, Amazonamachia bu sahnelerden bazılarıdır.

           Akropol Ve Tiyatro
           1966 da başlanan Aphrodisias devrindeki tiyatro alanında ki kazılar sonucu tarih öncesi ve tarih sonrası devirlere ait, tiyatronun koruma altına alınmış kısmı ve çok sayıdaki heykel ve kabartmalar kadar, birçok değerli sanat eseri bulunmuştur. Kentin güneyinde yer alan 24m yüksekliğindeki höyük, 7. yy dan sonra gözetleme yeri olarak kullanılmıştır. Tepenin batı yamacı boyunca kazılan hendeklerde, pitoslar, kerpiç duvarlar, pek çok ev aleti ve idoller ele geçmiştir. Pekmez tepede de yapılan çalışmalarda ele geçen çömlekler ve iki idol buranın geç neolitik, geç kalkolitik ve erken bronz çağlarına tarihlenmektedir.

           MÖ. 1. yy.ın 2. yarısında akropolün doğu yamacının oyularak inşa edilmesiyle, şehir tiyatrosu yapılmıştır. Kazı çalışmaları öncesinde, tamamen eski Geyre evleri ile kaplı olan Akropoldeki kazılar, National Geographic Society’nin desteği ile başlatılmıştır. Şimdiki durumuna bakarak, tiyatronun 2. yy.da ve Bizans döneminde birtakım onarımlardan ve değişimlerden geçtiğini söyleyebiliriz. MS 2.yy da gladyatör savaşlarına uygun hale getirmek için birçok yapısal değişimler yapılmıştır. Bina siteleri genişletilmiş ve vahşi hayvanların yetiştirildiği oda olan “cavea” ile birleştirilmiş ve birkaç koridor eklenmiştir. Sahne binası 4. yy.daki depremde büyük zarar görmüş, onarılmış ve 7.yy.daki depremle Cavea'nın üst kısmının yıkılmasını takiben ve bir bölümünün dolmasıyla Bizans halkı orkestra ve site binalarını doldurmuş ve bunların üstüne ev yapmışlardır. Tepeyi, surlar ve kulelerle çevreleyerek burayı bir kaleye dönüştürdüler. Kazılar sırasında bulunan en enteresan ve ilgi çekici bulgu Zoilos'un kabartmasıdır. Zoilos, Aphrodisias ve Roma arasında iyi ilişkiler kurulmasında etkili rol oynayan ve şehrin vergisinden muaf olmayı başaran Octavian'ın kölesidir. Tiyatronun bazı kısımları Zoilos tarafından Aphrodite ve Aphrodisias'ın vatandaşlarına hediye olarak vermiştir.
            Tiyatronun ilk yapıldığı yıl olan 1. yy, sahne binasının üzerindeki ithaf yazsında belirtilniştir. Proskenion’daki yazıtta Zoilos, “Kutsal Julius’un oğlunun (Octavianus’un) serbest bıraktığı adam” olarak tanımlanır. Augustus’tan, Octavianus olarak bahsedilmesinden dolayı, MÖ. 27 yılından önce tamamlanmış olduğu anlaşılır. MS. 2. yy.da tiyatroda değişiklikler yapılarak, daha farklı gösteriler için kullanılması da sağlanmıştır.
         Sahne binasının içinde, tonozlu, orta büyüklükte 6 tane giyinme odası yada depo bulunmaktaydı. 5m yüksekliğinde ve 15m uzunluğunda, iyi korunmuş olan bu sahne binasında, Hellence yazıtlar mevcuttur. Müzede sergilenen 2 boksör heykeli, Demos heykeli, Melpomenne ve Nike heykelleri, sahne ön yüzünün olduğu yerde bulunmuştur.

          Stadyum Aphrodisias Müzesi
          Aphrodisias stadyumu Ege bölgesindeki eski stadyumlardan en iyi korunanıdır. Şehrin kuzeyinde olan stadyum 262 metre uzunluk, 50 metre genişlik ve 30000 kapasiteye sahiptir. Stadyumun dış bükey olması, seyircinin diğer seyircilerin görüşüne engel olmasını ortadan kaldırıyor ve seyirci tüm stadı görebiliyor. Stadyum atletizm müsabakaları için hazırlanmış ama tiyatronun 7. yy.daki depremden zarar görmesiyle...
Aphrodisias'ın Müzesi, batı Anadolu'daki bilinen en olağandışı, göze çarpan müzelerden birisidir. Kazılar sırasında ortaya çıkarılan haliyle, anıtlar burada sergilenmektedir. İlk halleriyle bulguların incelenip göz önüne getirilmesi, bu antik anıtların ihtişamının anlaşılmasına yeterli olur. Özellikle Aphrodisias'ın antik heykeltıraş okulunun çalışmaları bu sanatın gelişme seviyelerini gösterir...
 


Tarih : 11 Mart 2012 Pazar
Hit : 3817

Hazırlayan Mustafa Cirban -- mcirban@ttmail.com --