antikkentler

Bugün : 19 Eylül 2017 Salı



    Anadolu Uygarlıkları
    BATI  ANADOLU
    AKDENİZ  BÖLGESİ
    ORTA  ANADOLU
   DOĞU ANADOLU

 




 

          Kyme, Aliağa izmir

           Antik KYME kenti, Aliağa’nın Çakmaklı Köyü yakınındadır. İzmir- Aliağa karayolundan ilerlerken Aliağa’ya 4 km kala soldaki sarı bir tabelanın arkasından gittiğinizde deniz kıyısında şipşirin bir ören yeri karşınıza çıkar. Çevresindeki sanayi yapılarının arasına sıkışmış ve şöyle bir bakıldığında görkemi hemen keşfedilen bu ören yeri, Aiolis Bölgesinin en büyük kenti olan Kyme'dir.Bölgede İlk kazılar Çekler tarafından yapılmıştır ve 1952 yılında Doktor Baki Örgün yönetiminde kazılar sürdürülmüştür. Buluntular İzmir Arkeoloji müzesindedir. Aliağa’nın güney batısında, günümüzde Nemrut Koyu denilen Namura koyundadır. Aiolis’in en büyük kentlerinden biri olan Kyme’den antik tarihçiler, Phrikonis veya Phrikontis olarak da söz etmişlerdir. Bu kentin İtalya’daki Kymai, Makedonya’daki Kyme kentleri ile bağlantısı olup olmadığı bilinmemektedir. Kyme sözcüğü Hellen dilinde bir anlam taşımamaktadır. Bununla beraber Prof. Bilge Umar, Luwi-Pelasgas dilindeki “Ana Tanrıça’nın kenti” anlamındaki Kama’dan türetildiğini söylemektedir.

           Kuzey- Batı Anadolu kıyılarına göçen Aioller, bölgenin yerli halkı Pelaoglar’ın elinde bulunan Larissa’yı aldıktan sonra KYME’yi kurmuşlardır. Tarihçi Strabon KYME için “Aiolis’in en büyük ve en güzel kenti” şeklinde söz eder. KYME antik kentinin gün ışığına çıkarılması için kazılar İtalyan Catania Üniversitesi’nin katkılarıyla İtalyan Arkeolog Prof. Dr. Sebastiana Lagona tarafından sürdürülmektedir.

           Batı Anadolu'da kurulun 12 Aiol kentinden biri olan Kyme Antik Kentinin kuruluş tarihi hakkında net bir bilgiye sahip olunamamakla birlikte eldeki buluntular ve antik kaynaklardan yola çıkılarak yaklaşık M.Ö. 1046 yıllarına bir tarihleme yapılabilmektedir.M.Ö. VIII yy.da Kyme halkının deniz yolu ticareti yaptığı, denizcilik ve ticarette de ne denli iyi oldukları ünlü Şair Hesiodos'un eserlerinden anlaşılmaktadır. Limanından dolayı Archaik Çağlardan (M.Ö. 650–480) beri önemini koruyan Kyme Antik Kentinden halk önceleri geçimini çiftçilikten sağlamış. Strabone'dan öğrendiğimize göre Kyme halkı limanlarından faydalananlardan 300 yıl boyunca vergi almamışlar bu yüzden onların bir deniz kentinde yaşamanın getirilerinden çok geç yararlandıkları bilinmektedir, Ancak zamanla Ticarete yoğunlaşmışlar ve geçte olsa liman vergisi almaya başlamışlardır. Sikke bastıran ilk şehirlerden biridir. İlk baskı sikkelerin ön yüzünde at başı figürü yer almaktadır.

           Kent önemini Roma devrinde ( M.Ö. 30-M.S.395 İmp.’un ilk dönemleri) de korumuştur. Bizans ( M.S. 395–1453) ve Orta Çag dönemlerine ait net bir bilgi olmamakla birlikte çıkan az sayıdaki kalıntıdan Bizans döneminin bir piskoposluk merkezi olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Osmanlı Döneminde(M.S. 1299–1923) ise yerleşim yeri terk edilmiştir.

           Kyme Antik Kenti öncelikli daha yeni evrelere ait kalıntıları dolayısıyla araştırmacılar tarafından eskiden beni biliniyordu. Ancak eski büyük kentten geriye çok az şey kalmıştı. Kıyıdaki bütün Ege Kentlerinde olduğu gibi Kyme de büyük şehirlere yapı malzemesi arayan mermer yağmacıları tarafından maalesef yy'lar boyunca talan edilmişti.

            M.Ö.IV. yy.da Kyme, Klozomenai ile komşu şehirlerden Leukai’yi ele geçirmek için bir mücadeleye girişmiştir. Delfoi kehanet merkezi Apollon’un “Leukai’de ilk kurban törenini yapacak halka ait olacaktır” sözünü taraflara iletmiştir. Bunun üzerine Klozomenai’liler Smyra körfezinin karşı kıyılarına bir gurup kolonist göndererek onların toplandıkları yeri Klozomenai toprağı saymışlardır. Böylece Klozomenai’liler Kyme’lilerden önce Leukai’ye gelerek kurban töreni yapmışlar ve yarışı kazanmışlardır.

             İki tepeye yayıldığı anlaşılan Kyme, XIX.yy.ın sonlarında Fransız, Alman ve Çekoslovak bilim adamlarının yapmış olduğu küçük çaptaki kazılarla ortaya çıkarılmıştır. Ancak bu araştırmacıların ortaya çıkardıkları kalıntı ve buluntuların ne oldukları pek bilinmemektedir. Daha sonraki yıllarda Ekrem Akurgal (1950) , Baki Öğün (1952) ,Hasan Tahsin Uçankuş (1979) ,Vedat İdil ve Orhan Bingöl (1981-1983) küçük çapta olsa da kazı çalışmaları yapmışlardır. Prof. Sebastane Lagona 1985’den bu yana çalışmaları sürdürmüştür.

             Kyme’nin kalıntıları İonya kıyılarındaki diğer kentlerin kalıntılarında olduğu gibi yağmalanmış, yeni kentlerin yapımında taşları kullanılmıştır. Bu nedenle de Antik Çağların ünlü Kyme kentinden günümüze pek az kalıntı gelebilmiştir. Bunlar da sur kalıntıları, ne olduğu yeterince anlaşılamayan anıtsal bir yapı, Ion üslubunda mabet kalıntıları ,gövdeleri yivsiz iki sütun dizisi ile tiyatronun yeridir. Kuzey tepenin eteklerindeki tiyatronun yarım daire şeklindeki Cavea’sının yalnızca izleri görülebilmektedir. Prof. S.Lagona burada yaptığı kazılarda tiyatronun orkestra bölümünün bir kısmı ile on iki sütunun yerleştiği çukurları, mask, silen başı gibi küçük buluntuları ortaya çıkarmıştır. Ayrıca Kuzey Tepe’nin en üst noktasında da İon üslûbunda yapılmış ve Tanrıça İsis’e adanmış bir mabedin varlığından söz edilmişse de yeterli kalıntı bulunamamıştır. Bunların yanı sıra Namurt limanında kuzey ve güney Mendirek’e ait kalıntılar ile çok sayıda yazıt ve sikke ele geçmiştir. Kymede toprak üstünde sayısız çanak çömlek parçalarına çok sayıda rastlanır. M.S. II.yy.da Kyme’lilerin bastırdıkları sikkeler üzerinde Ephesos Artemis’ine benzeyen bir Anadolu tanrıçasının kabartması dikkati çeker. İzmir Arkeoloji Müzesindeki tunç atlet heykeli ile İstanbul Arkeoloji Müzesindeki Artemis başı en güzel buluntulardır.

              Yöredeki ilk incelemeler Nemrutta toprak sahibi olan Demostere Balttazi tarafından yapılmış. 19.yy sonlarında deneme çukurları açarak gerçek anlamda ilk ciddi kazı çalışmaları yapan Reinach tarafından devam edilmiştir. Çalışmalar sonunda tepenin arkasında yer alan Nekropol gün ışığına çıkarılmış ve birkaç taş heykel elde edilmiştir. Bu malzemeler yeni kurulan İstanbul Arkeoloji Müzesine teslim edilmiştir. Sistemli kazı çalışmalar ise Prag Üniversitesinden Arkeolog Prof. Antonin Salaç yönetimindeki Çekoslovak ekip tarafından 1925 yılında yapılmıştır. Uzun ve verimli bir kazı çalışmasının sonunda bir portik ve kil çalışma bulguları nedeniyle “Yazıcının Evi” seklinde adlandırılan bir ev ve İsisin ufak bir tapınağı, neredeyse tamamı sular altında kalan liman yapısı ve kuzey tepenin güney yamacında çok az bir kısmi günümüze ulaşabilen tiyatro ortaya çıkarılmıştır. Prof. Salaç'in ani ölümünden sonra kazi çalismalarina uzun yıllar ara verilmiş; 1952–1955 yılları arasinda Foça'da kazı yapan Ord. Prof. Dr. Ekrem AKURGAL'ın kısa bir araştırma kazısı dışında hiçbir çalışma yapılmamıştır.

               Günümüzde New York Metropolitan, Londra British ve St. Petersburg şehirlerinin müzelerinde bulunan KYME eserlerinin Aliağa’ya getirilmesi için çeşitli çalışmalar yapılmaktadır.



Tarih : 12 Mart 2012 Pazartesi
Hit : 2383

Hazırlayan Mustafa Cirban -- mcirban@ttmail.com --