antikkentler

Bugün : 25 Kasim 2017 Cumartesi



    Anadolu Uygarlıkları
    BATI  ANADOLU
    AKDENİZ  BÖLGESİ
    ORTA  ANADOLU
   DOĞU ANADOLU

 




 
AFRODİSİAS

Laodikeia

Denizli İli'nin 6 km. kuzeyinde yer alan antik Laodikeia kenti coğrafi bakımdan çok uygun bir noktada ve Lykos ırmağının güneyinde kurulmuştur. Kentin adı antik kaynaklarda daha çok "Lykos'un kıyısındaki Laodikeia" şeklinde geçmektedir. Tarihçi Plinius'a göre Laodikeia, önceleri Diospolis "Zeus'un şehri", daha sonraları da Rhoas adını taşıyan bir köyün yıkıntıları üzerine inşa edilmiştir. Diospolis adı, buradaki Zeus kültüne verilen önemin bir simgesidir. Rhoas adı ise, yerli Anadolu dillerinden birine ait olabilir. Diğer antik kaynaklara göre ise, kent İ.Ö. 263-261 yılları arasında II. Antiokhos tarafından kurulmuş ve şehre Antiokhos'un karısı Laodike'nin adı verilmiştir.

Laodikeia, İ.Ö.1. yüzyılda, Anadolu'nun en önemli ve ünlü kentlerinden biridir. Şehirdeki büyük sanat eserleri bu döneme ait olduğu gibi, yine bu yüzyılda burada düzenlenen gladyatör döğüşleri şehre ayrı bir önem kazandırmıştır. Romalılar Laodikeia'ya özel bir önem vermişlerdir. Ünlü devlet adamı ve hatip Cicero, İ.Ö.50 yılında buraya gelmiş ve kentin bazı hukuki sorunları ile uğraşmıştır. Yine bu tarihlerde Romalılar, Laodikeia'yı Kibyra (horzum) conventusunun merkezi yapmışlardır. Roma İmparatoru Hadrianus, İ.S. 129 yılında şehri ziyaret etmiş ve buradan Roma'ya mektuplar yazmıştır. Kent ile Roma arasındaki ilişkilerin ne kadar iyi olduğunu gösteren diğer bir kanıt da, İ.S. 90-146 yılları arasında bu kentte yaşadığı bilinen ünlü Zenon ailesinin sahip olduğu mevki, servet ve imtiyazlardır. Nitekim, bu aileden olan Polemon adında biri, Antonius tarafından Lykaonia, Kilikia ve Pontus'a yönetici olarak atanmıştır.

Yazıtlar ve sikkeler, Laodikeia'nın dini hayatı hakkında da bilgiler vermektedir. İmparatorluk devrine ait çok sayıdaki sikke üzerinde görülen Zeus Laodiokos figürü, bu kentte Zeus kültüne verilen önemin göstergesidir. Laodikeia'nın geç devirlerine ilişkin bilgilerimiz çok sınırlıdır. Birkaç metin bize, Hırıstiyanlığın başlangıç devirlerinde Laodikeia'nın durumu hakkında bazı ipuçları veriyor. Diğer yerlerde olduğu gibi, burada da Hırıstiyanlık, önce Yahudi toplumunu etkilemiştir.

Nitekim Küçük Asia'nın 7 ünlü kilisesinden birinin bu kentte bulunması Hırıstiyanlığın burada ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Antik devirde Goncalı ve Eskihisar köyleri yakınlarında kurulmuş olan Laodikeia kentinin hangi nedenle tümüyle terkedildiğini bilmiyoruz. Ancak, büyük depremlerin bunda rol oynadığını tahmin etmek güç değildir. İ.S. 194 yılında meydana gelen çok büyük bir deprem şehri yerle bir etmiştir.

Laodikeia'nın Yapıları

Büyük Tiyatro

Antik şehrin kuzeydoğu tarafında, Grek tiyatrosu tipinde araziye uygun olarak Roma tarzında yapılmıştır. Skene'si tamamen yıkılmış olup, cavea ve orkestrası oldukça sağlam durumdadır. Yaklaşık 20.000 kişi alabilecek büyüklüktedir.

Küçük Tiyatro

Büyük tiyatronun 300 m. kadar kuzeybatısında yer almaktadır. Grek tiyatrosu tipinde araziye uygun olarak Roma tarzında inşa edilmiştir. Skene'si tamamen yıkılmış olup cavea ve orkestrasında da bozulmalar mevcuttur. Yaklaşık 15.000 kişi alabilecek büyüklüktedir.

Stadyum ve Gymnasium

Şehrin güney-batısında, doğu-batı doğrultusunda uzanmaktadır. Stadyumun ek yapıları ile gymnasium bir bütünlük teşkil edecek şekilde yapılmıştır. İ.S. 79 yıllarında yapılan stadyumun uzunluğu 350 m., genişliği 60 m. dir. Amfiteatr şeklinde yapılmış olan yapının 24 basamaklı oturma sırası bulunmaktadır. Büyük bölümü tahrip olmuştur. İ.S. 2.yüzyılda yapılan gymnasium proconsul Gargilius Antioius tarafından inşa ettirilerek İmparator Hadrianus ve eşi Sabina'ya ithaf edildiğine dair yazıt bulunmuştur.

Anıtsal Çeşme

Kentin ana caddesi ile ara caddesi köşesinde yer almaktadır. İki cepheli olarak yapılmıştır. Nişleri mevcuttur. Bizans Döneminde onarım görmüştür.

Meclis Binası

Kentin güney-batısındadır. Dikdörtgen planlı olan anıtsal yapı, doğu-batı istikametinde uzanmaktadır. Ana giriş doğu cephesindedir. Bina girişten itibaren dört bölümlü olarak kemer ve tonoz sistemi ile yapılmıştır. Yapının üst kısımları tamamen, taşıyıcı unsurları ise kısmen yıkılmış ve tahrip olmuştur.

Zeus Tapınağı

Antik Laodikeia kentinin sütunlu caddesinin doğu kesiminde, küçük tiyatro ile nymphaeum arasında bulunmaktadır. Fakat sadece süsleme elemanlarının parçaları görülebilmektedir. Geçtiğimiz 2011 yılı içerisinde yer radarıyla tespit edilen alanda yapılan kazı çalışmalarında antik dönemde baş tanrı Zeus'a adanmış dünyanın en büyük kutsal alanı ortaya çıkarıldı. Yaklaşık 25 bin metrekarelik alanda yapılan çalışmalarda depremler nedeniyle parçalanmış devasa büyüklükte sütunlar ve başlıkları bulundu. Toprak altından gün yüzüne çıkarılan 11 m yüksekliğindeki sütunlar, vinçlerle kaldırılıyor ve orijinaline uygun restore edilerek Türkiye'de ilk kez uygulanan bir sistemle yerlerine antik dönemdeki gibi dikiliyor.

Kilise

Sütunlu caddenin güneyinde caddeye bitişik olarak inşa edilmiştir. Sadece taşıyıcı bölümlerin bir kısmı ayakta kalmıştır. Ana girişi batıdadır. Orta bölümde dördü kemerli, dördü düz olmak üzere sekiz adet paye kullanılmıştır.

Laodikeia'da Hıristiyanlığın yayılması çok zor olmuştur. Bunun nedeni de kentin ticaret ve tekstil ile ulaştığı zenginliktir. Zengin ve refah düzeyi yüksek olan halk, ilk başta yeni dine fazlaca bir ilgi göstermemiştir. Özellikle Polemon Sülalesinin zenginliği tüm antik dünyada dillere destan olmuştur. Söylenceye göre zengin ve gururlu bir adam olan Polemon, hep gümüş dizginli arabasında gezerdi. Polemon kentte kral ve tanrılarla eşit düzeyde tutulurdu ve Smyrna (İzmir)’da büyük ve görkemli bir evi vardı. Roma İmparatoru Antonius Pius (M.S.138-161) henüz Anadolu valisi iken, Smyrna (İzmir)’ya gelişinde Polemon’un o sıralar boş olan evine yerleştirilmişti. Bir gece Smyrna (İzmir)’ya gelen Polemon, evinin tutulduğunu görünce çok kızmış ve Valiye hemen evi terk etmesini ve kendisine kalacak başka bir yer bulmasını söylemiştir. Antonius Pius İmparator olduktan sonra Polemon'u Roma’ya davet etmiştir. İmparator geçmiş olayı Polemon'a hatırlatırcasına yanındakilere “Polemon'un kapı dışarı edilmeyeceği bir yer bulun” demiştir. Yine söylenceye göre ölmekte olan Polemon yaptırdığı anıt mezarın içine girerek “Çabuk çabuk örtün üstümü, güneş sessizliğe büründüğümü görmesin” demiştir.

 Laodikeia ticarette ulaştığı mevki ile antik dünyada haklı olarak büyük bir ün sağlamıştır. Bu zenginliğin en büyük kaynağı, Laodikeia’da yetiştirilen kuzguni renkli bir tür koyun ve bunların yününden sağlanan dokuma ürünleridir. Strabon (XII / 7.16) Laodikeia’da kuzguni siyah renkli yünü çok yumuşak bir cins koyun yetiştirildiğini, bu koyunların yünlerinin Miletos (Balat)’ta yetiştirilen koyunlarınkinden dahi üstün olduğunu, bu sayede Laodikeialılar'ın büyük gelirler elde ettiklerini yazmaktadır. Antik yazar Vitrivius (VIII/3) koyunların yünlerinin yumuşak oluşunu içtikleri bölgenin çürük kokulu suyuna bağlamıştır.

Laodikeia, Kolossai ve Hierapolis fabrikasyon tekstil üretiminde antik dünyada çok önemli bir yere sahip olmuşlardır. Lykos (Çürüksu) Vadisi kentleri, aralarında bir birlik kurarak, ürettikleri tekstil ürünlerini Efes (Selçuk) limanına götürmüşler, buradan da gemilerle Samos (Sisam Adası), Atina ve İtalya’ya kadar ihraç etmişlerdir. Laodikeia'da dokunan ve Trimita adıyla bilinen tunikler o denli ünlüydü ki kent bir dönem “Trimitaria” olarak anılmıştır. Antik dönemin en güzel tekstil ürünleri Lykos (Çürüksü) Vadisi'nde dokunmuştur. Dokuma ürünleri Miletos’u (Balat) bile geride bırakmıştır. Başlangıçta Lykos (Çürüksu) Vadisi’nde dokunan tekstil ürünleri Sardes'te (Salihli) toplanmış ve oradan tüm antik dünyaya dağıtılmıştır. Ancak daha sonra Lykos’lu tüccarlar ürünlerini kendileri ihraç etmeye başlamışlardır. Antik dönemde Karia ve Lidya şehirleri tekstil endüstrisinde Laodikeia, Kolossai ve Hierapolis’e rakiptir. Bölgede, yünün yıkanması, boyanması ve dokunması önemli bir sektör haline gelmiştir. Geç Roma Dönemi'nde dahi İmparator Diocletianus’un (M.S. 284-305) fermanında “Laodikeialı” olarak kumaşlarından söz edilmesi, bu dönemde dahi dokuma sektörünün önemini hala sürdürdüğünü göstermektedir. Denizli'nin bugün tekstil devi olmasının nedeni, bölge insanının antik dönemdeki gibi girişimci olması ve tekstilin bölgede 2300 yıllık köklü bir geçmişe dayanmasından kaynaklanmaktadır.

Bizans Dönemi'nde tüm Batı Anadolu antik kentlerinde olduğu gibi, M.S. 395’te alınan bir karar gereği Laodikeia’nın etrafı bir sur duvarıyla çevrilmiş olup, bu surlar Hellenistik ve Roma yerleşimlerinin bir kısmını dışarıda bırakmıştır. Surların yapımı sırasında birçoğu anıtsal yapılara ait bloklar kullanılmıştır. Laodikeia M.S. 494’teki korkunç depremde tamamen yıkılmış ve bir daha toplanamamıştır. Özellikle de M.S. 7. yy. başında meydana gelen diğer büyük deprem sonunda, su yolları bozulmuş, ova kentlerini gittikçe tehdit altına alan Sasani ve Arap istilaları sonucu, korumasız olan kent, güneye Denizli Kaleiçi’ne Ladik adıyla taşınmıştır. Bununla ilgili olarak kazı çalışmalarında, M.S. 7. yy. sonrasına tarihlenen sikkeler henüz bulunmamıştır, bu da kentin büyük ölçüde taşındığını göstermektedir. Antik kentten güneye doğru yüründüğünde Erken Bizans Dönemi'nden itibaren başlayan seramik buluntularını Bakırlı Mahallesine kadar takip etmek mümkündür. Lykos (Çürüksu) Vadisi ise 13. yüzyıl başından itibaren tamamen Türklerin eline geçmiştir.


Tarih : 7 Nisan 2012 Cumartesi
Hit : 1419

Hazırlayan Mustafa Cirban -- mcirban@ttmail.com --