antikkentler

Bugün : 22 Eylül 2017 Cuma




    Anadolu Uygarlıkları
    BATI  ANADOLU
    AKDENİZ  BÖLGESİ
    ORTA  ANADOLU
   DOĞU ANADOLU

 




 

        Ani antik kenti


            Kars İline 42 km uzaklıktaki Ocaklı Köyü sınırları içerisinde yer alan Anı Ören Yeri Türkiye – Ermenistan sınırını ayıran Arpaçay Nehrinin batı yakasında Türkiye sınırları içerisinde volkanik bir tüf tabakası üzerine kurulmuş bir ortaçağ şehridir.Harebelerin bulunduğu yerde Arpa Çay, Türkiye ile Ermenistan'ı bir birinde ayırıyor. Sınırda olması sebebiyle Ani'ye gidebilmek için, ancak özel bir izinle mümkün olabiliyor. Ören yeri Anadoluya İpek Yolu üzerinden girişte ilk konaklama merkezi olduğundan aynı zamanda bir ticaret merkezidir.
Antik kentin zenginliği de buradan gelmektedir. Ören yerinin en eski tarihi M.Ö. 5000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Tarih öncesi dönemde ören yerindeki yerleşim bostanlar deresi olarak bilinen vadideki volkanik oluşumlu mağaralardan oluşmuştur. Bu günkü ören yerini oluşturan iç kale M.S. 4. yy’da Kars Şehrine ismini veren Karsak’lılar tarafından yaptırılmıştır.Ören yerinin dış cephe surları Bagratlı Kralı Aşot tarafından M.S. 964 yılında yaptırılmaya başlanmış daha sonra Kral III. Sembat 978 yılında 2. takviye sur sistemini yaptırmış 1064 yılında Selçuklu Sultanı Alparslanın Ani’yi feth etmesinden sonra anı beyi olan Ebul Menucehr tarafından 1064 – 1072 arasında 3. sur sistemini yaptırmıştır.Dörtgen ve daire planlı çok sayıda burçla güçlendirilmiş Ani surlarının uzunluğu 2 bin 500 metre, yüksekliği ise 8 metre kadar. Kale surları deve tüyü ve siyah renkli tüf taşından yer yer iki ve üç sıra halinde Horasan Harcı ile yapılmıştır. Kurulduğu arazi üzerine uyumu sağlamak amacıyla ücgenimsi bir şekilde inşa edilen surların yedi giriş kapısı mevcut olup bu kapıların en önemlileri Aslanlı Kapı, Kars Kapısı, Sarnıçlı Kapılardır. Şehrin surları uzun kuşatmalara dayanıklı hale getirmek için surlar arasına yapılan destekleme kuleleri aynı zamanda erzak ve tahıl deposu olarak kullanılmıştır. Arazinin eğimine göre yer yer beş mt. Yüksekliğe kadar oluşan surların dış cephelerinde Haç Motivleri, Aslan ve yılan kabartmalı rölyefler, çini süslemeler mevcuttur. Ören yerinin ana giriş kapısı olan aslanlı kapı iki büyük giriş kapısından oluşmaktadır. Aslanlı kapının bulunduğu surların Doğu yanındaki burç üzerinde Selçuklu Sultanı Alparslanın şehri 1064 yılında feth etmesini belgeleyen dört satırlık Kufi İslami Kitabe mevcuttur.
             Üzerinde kükreyen bir aslan kabartması ve Menuçihr tarafından koydurulan kitabe-nin bulunduğu Orta Kapı (Aslanlı Kapı) yedi girişi bulunan kentin görkemli kapılarından biri. Kuzeyde ki bu kapının sağında, iki dairesel planlı burç ile korunan Çifte Beden Kapısı (Kars Kapısı), solunda ise taştan satranç tahtası bezemeli Hıdırellez Kapısı yer alır. bakireler kilisesi
Acemoğlu ve Mığmığ deresi (Tatrcık) Kapıları doğuya, Arpaçay’a açılır. Arpaçay yönüne açılan bir diğeri de Divin Kapısı’dır. Arpaçay’ın karşı kıyısına ulaşan eski kervan yolu (İpek Yolu) buradaki köprüden Divin Kapısına ulaşı-yordu. Suyolu kapısı ise, kentin batıya açılan tek kapısı. Türkiye Ermenistan sınırını oluşturan Arpa Çay aynı zamanda Ani’yi de doğudan sınırlıyor. Arpa Çay ve Alacasu vadilerine hakim yüksek bir kayalık üzerinde kurulan kentin en yüksek kesiminde ilk kez Urartuların yerleştiği iç kale bulunuyor.
             Ani'nin çağlar boyunca mesken olarak kullanılmasının iki önemli nedeni var. Birincisi güvenlik ki; Ani güneydoğusundan geçen Arpa Çay ve Vadisi, kuzeybatısındaki Alacasu ve Vadisi ile doğal olarak korunan bir platoda yer alıyor. İkinci önemli nedeni ise; Şehrin su gereksinimini, debisi yüksek olan Arpa Çay'ın karşılaması.
             Kayalık üzerinde yükselen konumu, sokakları, çarşıları ve bitişik evleriyle en iyi zamanlarındaki, Byzantion'u andırıyor. Ani bir gün tarihin gizleri altında gömülen tüm şehirler gibi, savaşlarla, ekonomik çalkantıların öldürücü darbeleriyle, ulusal ve dinsel ayrımcılığın yok ediciliği ile ölesiye yıprandığı zamanlar İnternetış. Görünür de kederli bir ölüm sessizliğinde ki Ani, aynı zamanda şimdi onlarca uygarlıktan kalan bin bir çeşit ses ve dokuyla yaşıyor.

            90'larda yaşanan Ermenistan depremi ile ağır hasar gören tüm Ani gibi etkilenen bir yapı, Aziz Patrik veya diğer adıyla Keçeli kilisesi’de. Yıldırım düşmesiyle yarısını kaybetmiş olan Keçeli kilisesinin bu görünümü, insana hem direnme gücünü hem de derin bir hüznü hatırlatıyor. Şimdi bir mezarlık sessizliğine hakim olan, öncesinde ise bir din şehri olan Ani; Kordoba, Bağrat, Byzantion gibi krallılara asırlarca beşiklik etmiş kozmopolit bir metropol aslında. Bunu şehrin göbeğinde kurulan büyük Pazar yerlerinden anlamakta mümkün. Ortaçağın en büyük ticaret merkezi olduğu düşünüldüğünde metropol tanımlamasının yerinde olduğu yadsınılamaz bir gerçek olarak çıkıyor karşımıza.

            Kalıntıları görülen yapıların büyük çoğunluğu İ.S. 8 ile 13. Yüzyıllar arasında yapılmış. Aynı dönemde Ani, sanat ve ekonomi yönünden de altın yıllarını İnternetış, adeta kültürel bir Rönesans'a sahne olmuş. "Binbir kiliseli şehir" adıyla anılan Ani'nin, Venedikt Avrupa'sını andırdığını söyleyenler hiçte haksız değiller.
            Şehrin ticari açıdan adeta bugünün İstanbul'u kadar gelişmiş olmasını sağlayan şey ise, İpek Yolu'nun kuzey kanadından Arpa Çay üzerinde köprü durumunda olmasıydı. Ayrıca İpek Yolu'nun güney kanadının Barğat yönetimi ile Cenevizliler arasında süren savaşlar yüzünden güvensiz olması nedeni ile kervanlar Ani'den geçiyordu. Bu durum şehrin refahına büyük katkıda bulunuyordu.

            Bargatlı krallar II. Smbat ve I. Gagik döneminde şehir surları onarılıp geliştiriliyor, bir çok kilise inşa ediliyor. Bir çok kilisenin imarı tamamlanıyor ve inanılır gibi değil, şehrin nüfusu yüz bine ulaşıyor. Ani çevresinde yaşıyan yakın köylülere sorarsanız bu nüfusun en az yarım milyon olduğu söyleyenler dahi var. Bargatlı krallarla Ani altın çağını yaşarken "Kırk kapılı ve bin bir kiliseli Şehir" olarak anılmaya başlıyor.
           Tarih kitaplarında "Ehili olmayan kişilerin denetimine kaldı"ğı söylenen Ani'de taht kavgaları başlıyor ve başa geçen III. Hovhannes Smbat şehiri Bizans'a satılıyor yıl 1035. Şehir halkından gizli olarak yapılan bu "satış" tepki ile karşılanıyor ve sur duvarlarının önünde binlerce kişinin öldüğü bir savaştan sonra şehir yeniden bağımsızlığını sürdürüyor.
Sultan Alparslan tarafından 1064 yılında 25 günlük bir kuşatmadan sonra fethedilen Ani, Anadolu'da Türklerin ilk ele geçirdiği şehir unvanını alıyor. Alparslan şehir yönetimini bir Türk boyu olan Şedadiler’e veriyor. Depremde tahrip olan şehir tepeden tırnağa onarılıyor ve ikinci bir yükseliş yaşıyor adeta. Şehir Malazgirt Savaşı'ndan yedi yıl önce ele geçirildiği için, hazırlık safhası ve geri karakol olma özelliği ile Malazgirt Zaferi'ne büyük katkıda bulunuyor.
            Moğollar tarafından 1239 yılında istila edilen ve yakılıp yıkılarak talan Ani'ye, son darbeyi ise tabiat vuruyor. Büyük bir deprem 1319 yılında şehri yaşanmaz hale getiriyor. Her ne kadar ufak bir yerleşim yeri olarak kullanılmaya devam edilse de, terk edilmiş bir şehir görünümünden bir daha kurtulamıyor Ani. Görkemli şehir, harabelere çeviren bir başka, belki de en önemli neden ise; İpek Yolu'nun önemini kaybetmiş olması.
            93 Osmanlı-Rus savaşları’nda 40 yıl Ruslar'ın hakimiyetinde kalan bölge; St. Petersburg Çarlık Üniversitesi'nden Prof. Marr tarafından 250 kişilik bir grup ile şehirde kazı yapılıyor ve nekilise sfenks yazık ki, taşınabilir bütün eserler ve bir çok fresk Rusya'ya götürülüyor.

            Ani'nin öyküsü bunulada bitmiyor. Ani bütün bu tarihinin altında birde yar altı şehri saklıyor. Halk buraya "Gider-Gelmez" diyor. Giriş Resimli Kilise'nin hemen güneydoğusundaki anakayanın altında bulunuyor. 100 metrekarelik bir çok odadan meydana gelen bu "yer altı şehri" hem saklanma yeri hem de devesa bir kiler olarak kullanılmış vaktinde. Şimdi tekrar eski günlerini dönmeyi bekleyen Ani sanki Yunanlı ozan Kavafis’in "Kent" adlı şiirinde ki dizeleriyle sesleniyor bize;

         
  Eserler
               Şehir suru, 8 kadar kilise ve bir cami, Ani'de halen ayakta duran eserlerin en önemlileridir.
               İki yanı Arpaçay Kanyonu ile çevrili olan kentin plato tarafındaki üçüncü cephesi, 10. yüzyıla ait güçlü surlarla korunmuştur. Aslanlı Kapı kentin ana girişini oluşturur.
Katedral adı verilen Meryemana Kilisesi, 989 yılında, İstanbul Ayasofya'nın kubbesini ikinci kez inşa eden mimar Drtad tarafından inşa edilmiştir. Düşey hatları kuvvetli bir şekilde vurgulayan yapı, etkileyici bir yükseklik duygusu elde eder.
Vadi içinde bulunan Dikran Honentz Kilisesi 1215 yılında onarılmış ve Gürcü Ortodoks geleneğine yakınlık gösteren zengin fresklerle bezenmiştir. Fresklerde Ermenilere Hıristiyan dinini getiren Aziz Grigor/Krikor Lusavoriç'in hayatınddan sahneler görülür.
1020 yılına tarihlenen Abugamir Pahlavuni Kilisesi, İran mimarisinden kaynaklanan ve daha sonraki dönemde Selçuklu mimarisinde sık sık kullanılan özellikler sergiler.
1035 tarihli Halaskâr (Amenaprgiç) Kilisesi dairesel kesitli bir kümbet yapısındadır.ani_saray

             Minuçihr Camii, Türk fethinden sonra Türkiye topraklarında inşa edilen en eski cami olmasıyla dikkati çeker. Muhtemelen daha eski bir sivil yapıdan dönüştürülmüş ve 14. yüzyılda ikinci kez tadilata uğramıştır.
             Arkeolojik alanın dışında kalan bir müstahkem tepe üzerinde, Zakare Mkhrgrdzeli'nin Kızlar Kilisesi adıyla bilinen kilisesi görülür.
             Arkeoloji ve Koruma Çalışmaları 1878-1918 döneminde Çarlık Rusyası'nın yönetiminde kalan Ani'de ünlü Şarkiyatçı Nikolai Marr yönetiminde arkeolojik çalışmalar yapılmış ve bir müze kurulmuştur. Daha sonraki yıllarda askeri yasak bölge kapsamında kalan ören yeri uzun süre bakımsızlığa terkedilmiştir.

             Hiripsime Manastırı (Bakireler Manastırı) 
             Bu küçük manastır, şehirden ayrı konmuş, Arpaçay'a nazır kayalık burundadır. Azize Hripsime'nin bakire şehitlerine adanmıştır ve bir rahibeler topluluğunu barındırmış olabilir. Çevrili bir avlunun içinde, birkaç binanın kalıntıları vardır. En önemli yapı, belki de 13üncü yüzyılda inşa edilmiş küçük, narin ve çok çekici bir kilisedir. Şimdi ise son derece güzel ve romantik bir harabedir - bir kayalığın doruğuna tünemiş, kırmızı taştan yapılmış küçücük ve şirin bir yapı. Aziz Krikor Kilisesi'nin bir yazıtı, yakın civarda Tigran Honents tarafından restore edilmiş Bekhents adlı manastırdan söz eder. Bekhents'in, bu manastır olduğu iddia edilmiştir.
            Küçük hacmine rağmen, kilisenin tasarımı karmaşıktır. Dışının tamamı, binanın dikey boyutunu vurgulamaya yönelik çalışır. Özellikle kubbenin üzerindeki çatı, karmaşıktır. Yarı kapalı bir şemsiyeye benzeyen birçok sivri tepeli başlık, zikzak silmeden doğar. Ani'de bu tür çatının süregelen yegane örneğidir, ama bu yöreden doğmuş olabilir. Khtzkonk manastırının kalan kilisesinin kubbesinin de benzer tasarımı vardır; farkı, daha erken bir tarihten, 11inci yüzyıldan olmasıdır.
Dıştan, kubbenin alnı, üç kolonetlik demetlerle 12'ye ayrılmıştır. Kör kemer dizisi de her apsisin eğik dış duvarlarını üçe ayırır. Her kemer, farklı örgü motifine sahiptir ve her kemerin arasındaki dolguda yapraklı süs vardır.
             Oymalı süsleme olduğu gibi, boya da dışının kimi yerlerini süslemede kullanılmıştır. Taşının halen koyu kırmızı ve krem rengi boya izleri vardır. Taşa hafif renk verme amacıyla incelikle uygulanmıştır. Kimi yerde zikzak desen oluşturmak için açık ve koyu renk, taşa doğrudan uygulanır, alt çatının silmesinin altındaki eşkenar dikdörtgen sırasına olduğu gibi. Kimi zaman da oymalara uygulanır, alnın tabanının etrafıyla emsiye çatının tepeliğinin altında olduğu gibi. Körkemer sırasının kimi kemerlerindeki dantelimsi süslemeler de boya izi taşır. kadetral ic görünüm
İçinin, merkezdeki yuvarlak boşluğun etrafını çevreleyen altı küçük apsisi, boşluğun tepesinde ise, üstü küçük kubbe ile kapatılmış uzun, silindirik alnı vardır. Alında dört, doğu apsiste de bir pencere vardır. İçi sadedir ve fresk yoktur. Bir zamanlar önünde küçük sundurmanın bulunduğu girişi, batı yönündeki apsistendir. Kiliseye güneyden birleşen bir küçük, dikdörtgen, tek nefli, yarım daire altar apsisli şapel vardır.
              Küçük, çok apsisli ve merkezi planlı kiliselere Ermeni mimarisinde sık rastlanmasına rağmen, bu geç dönem için sıra dışıdır. Belki de tasarımları, Türk "kümbet" türü mezarlardan veyahut benzerlerinden ya da Bagnayr Manastırı'nın benzeri fakat daha erken tarihli şapelinden etkilenmiştir.

              Kız kalesi
             "Buraya varmak, şehir surlarından yaklaşık iki saatlik yürüyüş demektir, ama yapmaya değer bir yolculuktur. Bunun bir nedeni, muhteşem manzaradır. Bana göre başka bir nedeni de, Ani'nin başka bir yerinde olduğundan çok daha fazla hissederiz, burada yaşamış olan on binlerce, yüz binlerce insanı.Ani'nin en güney ucunda arazi, hemen hemen Arpaçay ile çevrilmiş bir buruna daralır ve neredeyse dimdik uçurumlarla korunur.
             Bu burnun düz tepesi bir zamanlar ayrı bir takviyeli duvarla çevrili imiş. Burası, Ani'nin terk edilen son yerlerinden biri olabilir. Buradaki evlerin temelleri, şehrin diğer kısımlarınınkinden daha iyi muhafaza edilmiştir.Zirveye, uçurumun her yanından dolanan zorlu yollardan ulaşılır. Arpaçay'a nazır taraftaki patika muhtemelen asıl yoldu, çünkü bugün harabe durumda bir kapı ile korunmuştur.

              Kilise
              Sarp uçurumun kenarında, muhtemelen 13üncü yüzyılın ilk 15 yılı içerisinde inşa edilmiş bir kilisenin harabesi vardır. Bir manastıra bağlı olmuş olabilir. Kilisenin dış planı dikdörtgen, içi haç şeklindedir; geçişinin üzerinde de kubbesi varmış. Dört köşesinin her birinde iki katlı küçük apel varmış. Yapının kimi kısımlarında, yeniden kullanılmış malzeme görülür. Bu malzeme, belki de aynı yerdeki daha eski bir kiliseden alınmadır.Kilisenin kubbesi ile güneybatı köşesinin tamamı 1960'lara doğru yıkılmıştır. Bundan başka ağır hasar da 1989 depreminde vuku bulmuştur.

              Tacirin Sarayı
             Aynı zamanda "Kale" ve de "Sultan Sarayı" olarak bilinir. Bu, Ani'nin en uç kuzeybatı köşesinde büyük bir yapıdır.
Muhtemelen 12nci yüzyılın sonları veyahut 13üncü yüzyıl tarihlidir ve varlıklı bir tüccarın, bir prensin, veyahut Ani piskoposunun konağı olabilir. Tüccar Tigran Honents'in sarayı olabileceği ileri sürülmüştür çünkü onun mezarı, sarayın karşısındaki vadinin uçurumundaki kayaya oyulmuştur. Başka bir sav ise, bunun şehrin dış savunmasına bağlı bir askeri yapı, belki baraka olduğudur. Günümüze, işlevini veyahut gerçek sahibinin kim olduğunu belirlemeye yarayacak yazıt ulaşmamıştır.
Şehir tarafında, yapının kalan kısmı, çift katlıdır. Girişten, dikdörtgen bir odaya, oradan da belki de ilk haliyle üstü kapalı, misafir kabul etme odaları ve özel daireler olabilecek odalarla çevrili bir büyük avluya girersiniz. Duvarlardaki direk yuvaları, üst katların çoğunun ahşaptan yapılmış olduğunu açığa vurur. Sarayın Alaca Çay vadisine bakan duvarları, aynı zamanda şehir surunun bir kısmını da teşkil edermiş.
             Zemin kat, arka tarafta keskince iner ve böylece geniş bir bodrum katına yer açar. Bu, tonozlu taş çatı ile örtülmüştür ve bir oda ve dar, yüksek tavanlı ve çoğunlukla aydınlanmayan koridorlu labirenttir. Bodrum katının tamamı belki de sadece depo vazifesini görüyordu; bu da buranın bir tüccarın evi olabileceği savını destekler.
             Doğu cephesinin heybetli, muhteşem bir şekilde süslenmiş girişi, bu yapının en dikkate değer kısmıdır. İki bölmeye ayrılmıştır ve tamamen sade duvarlar arasına yerleştirilmiştir. Alt bölmesi, bir kemerli girişin yerleştirildiği, pembe taştan kesilmiş sekiz uçlu yıldızların gri taştan yapma haçlarla değişimli olarak zengince işlendiği bir ayna içerir. Yıldızlar da haçlar da, karmaşık süslerle hakkedilmiştir. Bu kakma işinin çoğu yok olmuştur. 19uncu yüzyılın sonunda yazan H. F. B. Lynch, yanlışlıkla burasının Bagratlılar'ın sarayı olduğunu varsayan milliyetçi Ermenilerin bunları söküp hatıra olarak götürdüklerinden söz eder. Bir kısmı da 1989 depreminde dökülmüştür. Giriş cephesinin üst kısmı daha sadedir. Geniş dikdörtgen bir açıklık, açık ve koyu renkli eşkenar dörtgenlerden oluşturulmuş bir kakma aynaya yerleştirilmiştir. Belki de şehnişin olan bu yapı, İslam sanatında karşılaşılan sivri tepeli kemer ile çerçevelenmiştir. Bu kemerin altındaki alnının, çok renkli altıgen taştan tertip edilmiş aynası vardır.

              Çarşı Yolu
              Ani, oldukça yoğun nüfuslu bir kentmiş. Büyük kiliseleri haricinde, yerleşim alanından yer üstünde kalan pek bir şey yoktur.
Daha küçük binalar, kiliselerle karşılaştırıldığında vasatça inşa edilmiştir ve çöküp Ani'nin büyük bir kısmını kaplayan moloz tarlasına dönüşmüştür.
Şehir surlarının içindeki düz alanın tamamı binalarla kaplanmıştır, kenar mahalleler de onların kuzeyine uzanmıştır. Özel hane dışında dükkan, han, ambar, hamam, küçük kilise, bezirhane, el işi, çömlekçilik, demircilik, vb. gibi küçük sanayiin yapıldığı imalathaneler, vs. de varmış.
Bazı kiliseler kendi avlularında yer alırmış, ancak dip dibe yapılmış binalar ile, şehrin genel yapısı düzensiz ve plansızmış. Ana yollar, dış surlardaki üç kapıdan başlar ve güney yönünde iç kaleye devam edermiş.

             Anayol
             Günümüzde rahatlıkla görülebilen tek yol, Arslanlı Kapı'dan başlayıp, yol üstünde Ebu'l Muamran Camii'nin yıkılmış minaresinin yanından geçip, Manuçehr Camii (Ulu Camii)'ne gider. Birinci Dünya Savaşı öncesi yıllarda Nikoli Marr tarafından yapılan kazılarda, bu yolun, altından su borusu geçen arnavut kaldırımı ile döşeli bir yol olduğunu ortaya çıkarmıştır. 1991 yılından itibaren, bu yol da Türk arkeolog Beyhan Karamağaralı tarafından kazılmıştır. Bu, kazılarının mesaha çalışmalarından biridir.

              Çoban Kilisesi
              Bu ilginç yapı, Ani'nin şehir surlarının dışında, birkaç yüz metre kuzeybatı yönünde, Horomos Manastırı'na giden yol üstündeymiş. 20nci yüzyılın başlarında harap durumda olan bu kilise, 1966'da bir depremle neredeyse yerle bir olmuştur. Bazı kalıntıları günümüze ulaşmıştır.Küçük bir yapı olmasına karşın, tasarımı son derece karmaşıkmış. Bina dışta üç bölüme ayrılmıştır. İçi ise iki katlıymış. Yüksekliği 11 metre, temelinin çapı ise 7 metreymiş.

  
 


Tarih : 18 Haziran 2013 Salı
Hit : 1466

Hazırlayan Mustafa Cirban -- mcirban@ttmail.com --