antikkentler

Bugün : 22 Eylül 2017 Cuma




    Anadolu Uygarlıkları
    BATI  ANADOLU
    AKDENİZ  BÖLGESİ
    ORTA  ANADOLU
   DOĞU ANADOLU

 




 

                             GÖBEKLİTEPE URFA

        Göbeklitepe Höyüğü, Şanlıurfa'da bir tepe üzerine kurulu Cilalı Taş Devrinden kalma, dünyanın bilinen en eski dini yapılar topluluğu.Şanlıurfa'ya 20 km'lik bir mesafede, Örencik Köyü yakınlarındadır.

1963'te fark edilen dokuz hektarlık kazı bölgesinin önemi yaklaşık 10 yıl kadar önce tarlasını karasabanla sürerken bulduğu oymalı taşı müzeye götüren Mahmut Kılıç sayesinde anlaşılabilmiştir. 1995 yılında ilk kez Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Şanlıurfa Müze Müdürlüğü'nün işbirliğiyle kazı çalışmalarına başlandı.

Günümüze kadar yapılan kazılar sonucunda bir Cilalı Taş Devri yerleşimi olduğu anlaşıldı. Tarihi MÖ 11 binyıllarına uzanan, tapınma amaçlı törensel alanlara ait mimari kalıntılar, Kazı çalışmalarında şimdiye kadar Neolitik döneme ait yabani hayvan figürlü ”T” biçimli dikili taşlar, 8-30 metre çapında dairesel ve dikdörtgen şekilli dünyanın en eski tapınak kalıntıları, çok sayıda yabani hayvan figürü, insan heykeli, dikili taşlar ve yaklaşık 12 bin yıl öncesine ait olduğu belirtilen 65 santimetre uzunluğunda insan heykeli gibi tarihi eserler bulunmuştu. Bölgenin önemi ise günyüzüne çıkarılan en büyük tapınma alanını barındırmasıdır. 80 dönümlük alanda bulunan ören yeri, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca 2005 yılında 1. derece arkeolojik sit alanı ilan edilmişti. Burada yapılan çalışmalar sonucunda insanoğlunun ilk kez, Neolitik dönemde avcılık ve toplayıcılık ile birlikte tarıma da yöneldiği tespit edilmiş ve yabani şekildeyetişen buğday, arpa, mercimek türü ürünleri deneme yanılma yoluyla ekmeye başlanmış, zamanla en iyi ürün o dönemlerde keşfedildiği sanılıyor. Bu ören yerin önümüzdeki yıllarda Şanlıurfa’ya turizm açısından büyük katkılar sağlaması bekleniyor.

KAZI ÇALIŞMALARIYLA  BULUNANLAR
Göbeklitepe’de ortaya çıkarılan ilginç buluntular arasında çöl varanı, sürüngen kabartmaları, ağzı açık ve dişleri korkunç bir şekilde betimlenen kurt kafaları, yaban domuzları, turna, leylek, tilki, ceylan, yabani eşek, yılan, akrep, yabani koyun, aslan örümcek ve kafası olmayan insan kabartması, erkeklik organı abartılı olarak tasvir edilmiş erkek heykelleri gibi ortaya çıkan bulgular 12 bin yıl önce yerleşik hayata geçen bu dönem insanının inançlarını yansıtan önemli bulguları oluşturmakta. Mimarlıktarihi, insanoğlunun avcı ve toplayıcı toplumdan yerleşik topluma geçmesi ile başlar. Göbeklitepe’de bulunan 12 bin yıllık yapılar, mimarlık tarihinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. İnsanoğlunun tek tanrılı dinlerden önceki çok tanrılı döneme ait ilk tapınağı, M.Ö. 5 bin yılına tarihlenen Malta Adası’ndaki tapınak olarak biliniyordu. Göbeklitepe yerleşiminin tespiti ile bu bilgiler geçerliliğini yitirmiş ve insanoğlunun ilk tapınağının günümüzden 12 bin yıl öncesine tarihlenen ‘Göbeklitepe Tapınağı’olduğu bilimsel verilerle kanıtlandı. Bu tespit ile birlikte arkeoloji tarihi yeniden yazılmaya başlandı.



Göbeklitepe’de, şu ana kadar yapılan çalışmalarda ilginç buluntulara rastlandığını aktaran Yrd. Doç. Dr. Kürkçüoğlu, şunları kaydetti:
”Bugüne kadar yapılan kazılardan elde edilen sonuçlara göre ölü gömme geleneğinin, daha doğrusu bir mezar geleneğinin Göbeklitepe’de olmadığını anlıyoruz. Mesela taşların üzerindeki kabartmalarda akbaba gibi yırtıcı kuşların insanları yediğini görüyoruz ve buradan anlıyoruz ki Göbeklitepe’de mezar geleneği yoktu. Çatalhöyük’te olduğu gibi, güneşe gömme gibi bir gelenek var neolitik çağda. Ölüler açık havaya bırakılıyor, yırtıcı kuşlar gelip bunları yiyordu. Belki şöyle bir inanış vardı; göğe yükselince bu kuşlar, ölülerin ruhlarının da göğe yükseleceğine inanılıyordu. Bu ilginç bir şey tabi. Bu yöntem Tibet’in bazı bölgelerinde yakın zamana kadar uygulanıyordu.”

Aynı döneme ait Göbeklitepe ile Kortiktepe yerleşimleri arasında 200 kilometre mesafe bulunduğuna işaret eden Cihat Kürkçüoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Bunlardan Göbeklitepe’de ölüler, güneşe gömülüyor, yırtıcı kuşlara yediriliyor. Diğerinde mezara gömülüyor. Göbeklitepe’de, ölüler tapınak çevresine, açık havaya bırakılıyor… Kazılarda, çeşitli yerlerde insan kemiklerine rastlıyoruz.Bol miktarda hayvan kemikleri de var. Kurban, adak amaçlı veya beslenme amaçlı kesilmiş hayvanların bol miktarda kemikleri var. Özellikle domuz kemiği çok ama bunun yanında da insan kemiklerine de rastlıyoruz. Yani toplu mezar içerisinde değil de dağınık durumda insan kemiklerine rastlanılması güneşe gömme geleneğinin olduğunu bize gösteriyor.”

Yrd. Doç. Dr. Cihat Kürkçüoğlu, Şanlıurfa’nın Neolitik çağın ”İnanç ve hac merkezi” olduğunu dile getirdi.Şanlıurfa’nın sınırları içerisinde Göbeklitepe ile aynı dönem yerleşimleri arasında yer alan Karahantepe, Sefertepe ve Hamzantepe gibi tarihi öneme sahip alanların bulunduğuna değinen Kürkçüoğlu, söz konusu alanlarda henüz kazı çalışması yapılmadığını anlattı.

Bu alanlarda yapılacak arkeolojik kazı çalışmalarının neolitik çağa dair önemli ipucları vereceğini düşündüklerini aktaran Kürkçüoğlu, ”Teşbihte hata olmaz, Urfa neolotik çağda bir inanç ve hac merkeziydi. Senenin belli aylarında ve günlerinde bütün bölge insanları buraya gelip dinsel törenleri ve bazı ritüelleri gerçekleştiriyordu. Öbür tepelerde de kazılar yapıldığında önümüzdeki yıllarda bu 4 tapınakta elde edilen buluntular değerlendirildiğinde daha sağlıklı bir yorum imkanımız olacak diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.

Dünyanın en eski tapınağı olarak kabul edilen Şanlıurfa, Göbekli Tepe’deki 11 bin yıllık kalıntıların, eski dünyada hacıların toplandığı bir kozmopolit merkez olabileceği öne sürüldü. Arkeologlar, antik tapınaktaki volkanik el aletlerinde, Kapadokya’nın ve Van Gölü’nün izlerini buldu.Arkeologlar, kazı alanında bulunan ve volkanik kayalardan yapıldığı belirtilen 130 bıçak ve el aletine dayanarak, Göbekli Tepe’deki antik tapınağın, birçok farklı noktadan gelen insanlar için bir toplanma yeri özelliği taşıdığını iddia etti. El aletlerinin, lavlar hızla soğuduğunda elde edilen ve volkan camı olarak bilinen obsidiyenden yapıldığı ifade edildi.Analizlerin sonuçlarına göre, Göbekli Tepe’de bulunan en az üç obsidiyen materyalinin kaynağı, 500 km ötedeki Kapadokya’dan geliyor. Diğer üç kaynakta, 250 km ötedeki Van Gölü’ne işaret ediyor. Obsidiyenin geldiği bir diğer coğrafya ise 500 km ötesine, kuzeydoğu Anadolu’ya işaret ediyor.Carter, “Bu sonuçlar, Göbekli Tepe’ye birçok farklı bölgeden, farklı insanların geldiğini ortaya koyuyor” dedi.Carter, obisidiyen aletlerin uzak mesafelerdeki yerlere işaret etmesinin, insanların doğrudan Göbekli Tepe’ye seyahet ettiklerini göstermediğine dikkat çekti. Carter, “insanların obsidiyeni ticaret yoluyla elde ettikten sonra el aletlerine çevirdiğini ve ardından antik tapınağa getirmiş olabileceğini” söyledi.Bu karmaşanın içinden çıkmak için, arkeologlar obsidiyen aletlerin nasıl yapıldığını araştırdı. İzleri Kapadokya’ya uzanan aletlerin, Orta Fırat bölümündeki aletlere; Van Gölü’ne uzanan aletlerin ise Irak ile İran’dakilere benzerlik gösterdiği anlaşıldı. Tüm bulgular bir araya geldiğinde, obsidiyen aletlerin, güney ve kuzeydeki birden farklı coğrafyada yapıldığı ve ardından Göbekli Tepe’ye getirildiği düşüncesi destek kazandı.

İleride yapılacak araştırmalar bu teoriyi güçlendirirse, Göbekli Tepe’nin 11 bin yıl öncesine uzanan bir hacı merkezi olduğu düşüncesi güçlenebilir. Carter, “Eğer Schmidt haklıysa, Göbekli Tepe antik zamanlarda Yakın Doğu’nun düğüm noktası, kozmopolit bir merkezdi” dedi.


Şu ana kadar çok az bir kısmı gün yüzüne çıkarılan Göbeklitepe, çapları 10 ile 30 metre arasında değişen en az 20 daire şeklindeki taş yapıdan oluşuyor.T şeklindeki kireç taşından kayaların şekillendirdiği dairelerin ortasında, uzunlukları 5.5 metre boyunda iki dev sütun yer alıyor. Carter, “Bu sütunlardan bazılarıları Stonehenge’deki sütunlardan bile büyük” ifadesinin kullandı. İngiltere’de bulunan ve iki ile üç bin yıllık olduğu düşünülen Stonehenge, daire oluşturacak şekilde yerleştirilmiş dev taş bloklardan oluşuyor ve dünyanın en ünlü antik alanlarından biri olarak kabul ediliyor.

Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Klaus Schmidt’in 1994’ten bu yana başında olduğu Göbekli Tepe kazıları hakkındaki ilginç bir detay, kayalardaki bitki ve hayvan oymaları ve diğer yapılarda yerleşik hayata dair hiçbir bulgu elde edilememiş olması.Buradan yola çıkarak, antik tapınağın çiftçiler tarafından değil, bölgeye farklı yerlerden gelen avcı toplayıcı toplumlar tarafından, dini amaçlar için inşa edildiği düşünülüyor. Kazılarda bulunan obsidiyen ve taş aletlerin şekilleri ve kaynakları, Göbeklitepe’ye Irak, İran, Ortadoğu ve Akdenizin doğusundan insanların geldiğini öne sürüyor.

 


Tarih : 18 Haziran 2013 Salı
Hit : 1743

Hazırlayan Mustafa Cirban -- mcirban@ttmail.com --