ANASAYFA
     KIZILAVLU
     AKROPOL
     ASKLEPİON
     ALLİANOİ
     ZEUS
Derleyen :Dr.M.Cirban mcirban@ttmail.com

AKROPOL

         

          YUKARI AKROPOL
          Yukarı akropol veya öteki adıyla yukarı kent, Bergama akropolünün en yüksek tepesine kurulmus olan yerlesim bölgesiydi. Burada, kral sarayı gibi;komutanlara, devlet islerinde görevli asillere ait konutlar da bulunmaktaydı. Bu nedenle de, krallığın merkezini olusturan yukarı akropol resmi bir kimlik kazanmaktaydı. Kısaca diyebiliriz ki yukarı akropol kentin asiller mahallesini olusturan kesimdi.


          HEROON
          Otoparkta indikten sonra, akropolün giris kapısına doğru ilerlendiğinde, sol tarafta karsımıza çıkan andezit tasından yapılmıs ilk kalıntılar, Hellenistik Devirde tanrılastırılan Bergama kralları adına insa edilmis bir ibadet odası ve tek bir avludan meydana gelen Heroon adındaki kült yerine aittir. Kalenin kapısı önünde sütunlu bir avlu etrafında büyük bir yapı olarak insa edilmistir. Kral I.Attalos zamanında yapıldığı ve burada ilk Bergama krallarından I.Attalos’la II.Eumenes’e tapınıldığı sanılmaktadır. Bu nedenle, Heroon’a Attaleion ve Eumeneion adları da verilmistir. Asıl kült odası, kült’le ilgili yemek törenlerinde toplantı odası olabileceği düsünülen genis bir galerinin arkasındadır. Romalılar zamanında değisikliğe uğramıs yapılardan bir tanesidir. Bilhassa, akropoldeki Hellenistik devir yapılarında kullanılmıs olan gri renkteki andezit, akropolün üzerinde bulunduğu dağın eteklerinden çıkarılmıs, Romalılar döneminde de andezitin yanı sıra bol miktarda mermer kullanılmıstır. Son seklini Roma Dmparatorlu çağında alan kare seklindeki kült odasının arka duvarına bir podyum yerlestirilmistir. Sütunlarla bezeli kule seklindeki üst yapısı üst kat görünümündedir. Yapılan kazılar sonucu,Heroon’un altında krallar kültüne hizmet ettiği düsünülen daha basit Hellenistik yapı kalıntıları ortaya çıkarılmıstır.

           AKROPOL KAPISI
           Bugün, Bergama akropolüne gelen ziyaretçilerin Heroon kalıntılarını gördükten sonra akropolün merkezini olusturan yukarı kent kalıntılarını gezmek için girdikleri ana giris antik devirlerde de yukarı akropolün esas kapısını
olusturmaktaydı. Bu kapı, hemen sağ tarafta baslayan doğu surlarıyla birlikte D.Ö.197-159 yılları arasında hüküm sürmüs Bergama Kralı II.Eumenes tarafından yaptırılmıstır. Ancak, burada II.Eumenes’ten de önce yapılmıs daha eski bir kapının bulunduğu saptanmıstır. Surların büyük bir kısmı da Bizans Döneminde onarım görmüstür.
 

           SARAY GİRİSİ VE II.EUMENES’İN SARAYI
           Yukarı akropol alanına açılan ana girisin hemen kuzeyinde ve doğu surlarının yakınında yer alan kalıntılar, Bergama krallarının saray olarak kullandıkları yapılara aittir. Sarayın girisi önünde, zemini düzgün tas bloklarla
dösenmis bir avlu yer alır. Avlunun her iki yanında da saray girisinin güvenliğinden sorumlu askerlerin kısla olarak kullanmıs oldukları odalar bulunmaktadır. Sütunları andezit tasından yapılmıs bu avlunun kuzey tarafında
görülen basamaklar ise II.Eumenes tarafından yaptırılan sarayın girisini olusturur.Peristil tipte insa edilmis bu sarayın ortasındaki avlunun etrafı birbirlerine bitisik yasam odalarıyla çevrilidir. Burada yapılan arastırmalarda kült odası olarak kullanıldığı sanılan bir sapel; avlu sınırları içindede sarayın su gereksinimini sağlayan bir sarnıcın kalıntıları ortaya çıkarılmıstır. Avlunun ortasında sunak islevi gören bir altar, gene avlunun güneybatıya bakan kösesinde de bir çesmeye ait kalıntılar bulunmaktadır. Kuzey tarafında sarayın en büyük odasını olusturan
bölümde saray salonu olarak kullanılmıstır. Yapılan ilk akropol kazılarında, sarayın kuzey doğusundaki odalarda ortaya çıkartılmıs yer mozaiklerine ait fragmanlar bugün Berlin’de Pergamon Müzesinde sergilenmektedir. Bu mozaik kompozisyonları Bergamalı Hephaistion ve Soson adlarındaki sanatkarlar tarafından değisik renklerdeki tasların çok küçük parçalar halinde kırılıp,üzerlerinin tabaka seklinde camla kaplanmasıyla yapılmıslardır. Tarihteki bu tür mozaik tekniğinin ilk örnekleri arasında yer almaları bakımından da oldukça önemli bir yer olusturmaktadırlar. Mozaik kompozisyonları içinde, Soson’un yapmıs olduğu “Süpürülmemis Oda “Yunanca adıyla “Asarotos Oikos “ baslı basına bir sanat saheseridir. Kompozisyonda, yere dökülmüs yemek artıkları resmedilmistir. II.Eumenes’a ait olduğu düsünülen bu saraydan çıkıp biraz daha ilerdeki I.Attalos’un saray kalıntılarına doğru ilerlendiğinde yolumuzun üzerinde,günümüzde “Dilek Kuyusu” olarak adlandırılan ortasında baslıklı bir sütunun yükseldiği kuyu seklinde derinlemesine yapılmıs ikinci bir sarnıç daha yer almaktadır.
 

             I.ATTALOS SARAYI
             Eumenes’in sarayının hemen bitisiğinde, gene peristil tipte insa edilmis;etrafı yasam odalarıyla çevrili bir avlunun yer aldığı, biraz daha küçük ölçülerde yapılmıs, D.Ö.241-197 yılları arasında hüküm süren Bergama Kralı I.Attalos’un sarayı bulunmaktadır.Bugüne kadar varlıklarından hiçbir iz kalmamıs olan avluya ait sütunlar,tastan
yapılmıslardı. Sarayın doğu tarafında, sunak olarak kullanılan bir kült odası,avlunun zemininde de su gereksinimini sağlayan bir sarnıç yer alıyordu.

            ÖNEMLİ KİŞİLERE AİT KONUTLAR
            I.Attalos Sarayından çıkıp kuzeye doğru ilerlendiğinde, Hellenistik çağda insa edilmis Bergama kralına yakın kisilerin, komutanların konutları olduğu sanılan kalıntıların bulunduğu yere gelinir. Maalesef, büyük hasar görmüs bu konutlardan günümüze dek fazla bir sey kalmamıstır.
            KISLALAR VE KOMUTA KULESİ
            Yukarıda sözü edilen konut kalıntılarının bulunduğu yerden kuzeye doğru devam edildiğinde Akropolün ve sarayların güvenliğinden sorumlu askeri birliğin kıslalarına gelinir. Kalıntılardan da anlasıldığı gibi, ortasında büyük bir avlunun bulunduğu birbirine bitisik odalardan meydana gelen, Hellenistik devirde yapılmıs
bir komplekstir. Dnsasına Kral I.Attalos döneminde baslanılmıs, II.Eumenes döneminde de gelistirilip tamamlanmıstır. Doğu tarafında yer alan, kıslalara bitisik sur kısmen iyi bir sekilde korunmus olup, akropolü çevreleyen surların görkemini bütün netliği ile gözler önüne sermektedir. Bu komplekste yer alan kalıntılar
içindeki kule, büyük olasılıkla komuta kulesi olarak islev görmüstür.
             ASKERİ DEPOLAR
             Kıslaların bulunduğu yerden çıkıp, kuzeye doğru ilerlendiğinde,yukarı akropolün en uç kösesinde; öteki yapılara kıyasla biraz daha asağıda kalan, askeri depolara ait kalıntıların bulunduğu alana gelinir. Hellenistik dönemde yapımına baslanan bu depolar daha sonraki devirlerde gelistirilip büyütülmüstür. Temel
kalıntılarından da anlasıldığı gibi, askeri malzemelerin saklandığı ahsap tavanlı olması gereken bu depolar birbirine paralel ince, uzun bes büyük ana yapıdan meydana gelmektedir. Doğuda yer alan depo 48 m., batıda yer alanı da 39 m.uzunluğundadır. Burada gerçeklestirilen kazılarda,bugün asağı agora alanında sergilenmekte olan andezit tasından yapılmıs, farklı büyüklüklerde 900’e yakın gülle ortaya çıkartılmıstır. En küçüğü 2,8 kg., en büyüğü de 75 kg. ağırlıklarında olan bu gülleler Yunanlılar’ın Palintonon adını verdikleri mancınık seklindeki bir silahla ovadan akropole doğru ilerlemeye yeltenen düsman askerlerine karsı kullanılıyordu.
 

             HERA KUTSAL ALANI ve YUKARI GYMNASDON
Yukarı Gymnasion’un üstündeki dar terasta, Zeus karısı Hera’nın kutsal alanı bulunur. Bu alan batıdaki yuvarlak Exedra (oturma bankı ile heykel kaidesi), doğuda sütunlu galeri ile çerçevelenmis ortadaki bir tapınaktan meydana gelir. Çok basamaklı açık bir merdivenle çıkılan tapınak bir Roma podiumlu tapınağı ile hemen hemen aynıdır. Dor düzeninde bir prostylostur. Adak yazıtına göre Attalos II (M.Ö. 159-138) tarafından insa ettirilmistir. Tapınak cellasının içinde büyük ölçüde bir erkek heykeli bulunmustur. Zeus’un kült heykeli ya da krali bağısı
yapan Attalos II olabilir.Asağıda yer alan Gymnasion’da da baslangıçta krallık devrine ait Roma kurulusunun ölçülerine yaklasan Hellenistik bir yapı bilesimi vardı. Yukarı gymnasion genis bir sütunlu avlunun dört yanındaki kuruluslardan meydana gelir.Doğuda ve batıda hamamlarla sona erer. Meydanın batı galerisinin arkasındaki orta
mekanda, yarıslardan sonra temizlik için kullanılan yıkanma kurnaları hala durmaktadır. Kuzeybatı kösede, üzeri kapalı ve tiyatro biçiminde bir salon vardır.Bu auditorium 1000 kisi kadar alıyordu.
            Kuzey tarafın ortasındaki mekan Gymnasion’un esas odasıydı, doğuda buna eklenen iki apsisli odanın yazıtlarla “imparator salonu” olduğu anlasılmıstır. Duvar kaplamalarında sütun ve saçaklıklarda Roma Dmp.’nun çok uzakbölgelerinden getirilen çok çesitli mermer cinsi kullanılmıstır. Doğuda eklenen hamamın bugün asınmıs duvarları da böyle kaplamaya sahipti, iyi durumda koruna gelen bu hamamın andesit sütuncukların tasıdığı ısıtılan alt yapısı (hypokaust) hala iyi görülebilmektedir. Gymnasionun güneyinde arazinin düsüsü uzun bir kosu yolu,
kapalı stadion yapısı ile çok hünerli kullanılmıstır. Bu stadionun üzerinde üstteki sütunlu avlunun güney galerisi uzanır.

            ATHENA KUTSAL ALANI

                Akropolde yapılan kazılarda (1880-1881) ortaya çıkarılan Athena kutsal alanı,Zeus Sunağının 24 m üstündeki taraçada kurulmuştur.324 yükseltili olan bu taraça birinci sur çevresinin içindedir. Burada Bergama'nın mitolojik döneminden beri kültü kabul edilen Athena Polias için kurulan en eski baş tapınak bulunuyordu. Athena,sanat ve bilim koruyucusu olduğu gibi,kentin de kollayıcısı ve zafer müjdeleyicisi idi.
Bizans döneminde (VI. yüzyılda) bu alanda inşa edilen kilise yüzünden tapınak,temellerine kadar sökülmüş olarak ortaya çıkarıldığı halde,Dr. R. Bohn inançlı bir çalışma ile burasının rekonstrüksiyonunu yapmayı başarmıştır. Tapınağın kuzeyini kaplayan,doğuya doğru devam eden bir kilisenin mermer döşemesi kazıda bulunmuştur. Kilisenin çevresindeki büyük kısmı kayalara oyulan mezarlar,eskizleri silmiştir. Tapınağın malzemesi ile yapılmış olan Bizans kilisesinin duvarları yıkılınca içinden birçok antik kalıntı çıkarılmıştır. Bunlardan yazıtlı bir sutün parçasında ,"Bunu Artemo'nun oğlu senin için dikti. Ey Triton'dan doğan tanrıça" cümlesine göre kalenin en eski kutsal bölgesi olan buranın Athena Poliyas'a atanmış olduğu anlaşılmıştır.
              Tapınağa kentten ve uzaklardan egemen bir görüş sağlamak için cephesi,klasik dönem Hellen tapınaklarında olduğu gibi doğuya değil güneye bakıyordu. Yüksekliği 0.24 m iki basamakla çıkılan tapınağın genişliği 13 m,uzunluğu 22.50 m dir. Cephesinde 6, yanlarında 10 sütun bulunuyordu. Çapı 0.75-0.6 m arasında olan beş parçalı sütunların yükseklikleri 5.25 m dir. Sütunlar üzerinde yükseklikleri 0.295 m başlık, 0,48 m arşitrav , 0,208 m olan gayzon bulunuyordu. Yapılan incelemeler, bu tapınağın peripteral yani çevresi sütunlu olduğunu ve ortasındaki bir bölme ile ikiye ayrıldığını belli etmiştir. Aynı zamanda tapınağın bir sunağı olduğunu da güneyindeki izler göstermiştir. Hellenistik dönemin dorik mimari biçimine uygun trahit taşından yapılan tapınağın ölçü düzeninin Philetairos ayağına (0,35 m) göre olması da dikkat çekicidir. Örneğin üst basamaktaki cephe uzunluğu 12,25 m 35 ayağa ,sütun yükseklikleri ise 5,25 m 15 ayağa uymaktadır.
Tapınağın bulunduğu alanın kutsal yöreyi oluşturan uzunluğu güneyde 90 kuzeyde ise 74 m dir. Genişliği de 70 m yi bulmaktadır. Alanın doğal durumu kuzeydoğudan güneye doğru eğimli bir kayalıktan oluşur. Kayaların yontulması ve alçak yerlerin doldurulması ile düzlük elde edilmiştir.
            Alanın güneydoğu köşesindeki kale kapısı yakınından kapı girişinde geniş mermerle kaldırımlanmış bir ön avluya giriliyordu. Buradan doğruca kral saraylarına ve soldan Athena Tapınağına gidiliyordu. Tapınağa giden girişte gösterişli bir propyelaia bulunuyordu. Kapının önünde ortada bir çift sütunla iki antre ve en önde dört ion sütunlu tapınağa benzer bir cephe vardı. Bu cephe öküz başları arasında bulunan çelenk,kartal ve baykuşlarla zengin bir biçimde süslenmişti. Bu kapıdan,güneyden kuzeye uzanan doğuda iki katlı porticusa giriliyordu. Burasının uzunluğu 40, genişliği 5,47 m dir. Alt katta bulunan 17 oluksuz düz sütun dorik biçimindedir. Kuzeydeki porticusun uzunluğu ise 65 m dir. Alt katında bulunan 26 sütunun biçimi diğerinin aynıdır. Yalnız burasının genişliği ötekinin iki katıdır. Bu yüzden ikinci katın ahşap döşemesini tutmak için 13 sütun eklenmiştir. Porticusun ikinci katı ion düzenindedir. Kullanılan ion sütunları üzerinde dorik lento Bergamalı mimarların zekice buldukları bir yenilikti. Porticuslar II. Attalos tarafından inşa edilmiştir. Porticusların ikinci katının ion sütunlarının arasındaki korkulukların alana bakan yüzlerinde düşmandan alınan trophe'ler rölyef halinde gösterilmişti. 0.87m yüksekliğindeki bu kabartmalar, antik savaşlarda kullanılan silah ve eşyanın zengin örneklerini taşıyordu.
Tanrıçaya adanmış anıtlar alanı dolduruyordu. Büyük Athena heykelini Kral Attalos buraya diktirmişti. Epigonos tarafından yapılan ve Galatlara karşı kazanılan zaferin anası olan anıt, bir çok anıt arasında yükseliyordu. I. Attalos'un kardeşleri Eumenes, Attalos ve anneleri Apollonis ile Athena Polias rahiplerinin heykelleri ve adaklarının burada bulunduğu kaidelerinden anlaşılmaktadır.
             Alanın ortasında çapı 3.13m olan yuvarlak bir altlık üzerine imparator Augustus için bronz bir anıt dikilmiştir. Yine burada 12 küçük bronz heykel taşıyan üç basamak vardı. Ondan sonra gelen imparatorlar için de anıtlar dikilmiştir. Hadrianus için de yuvarlak altlıklı bir anıt olduğu anlaşılmıştır.
             Bunların dışında tapınak ve porticusların duvarları boyunca yazıtları bulunan birçok taş levha vardı. Bunlarda, diğer kentlerle yapılan antlaşmalar, kral ve imparatorların buyrukları kült hakkında kararlar gibi birçok belge bulunuyordu. Alanın ortasında bulunan sarnıç kilise yapıldığında genişletilmiştir. 1912da onarılan sarnıcın içi 1930'da boşaltılmış ve sıvanmıştır.



            GYMNASDON, ASAĞI VE ORTA TERASLAR
Bergama Gymnasion’u sehrin en büyük profan yapı bilesimidir. Kurulusun tümü ana çizgileri ve yayılımı ile Hellenistiktir.Bu kurulus araziye uygun olarak yukarıya doğru büyüyerek genisleyen üç teras üzerinde yer alır, aynı zamanda asağıdan yukarıya da önemleri artar: Alt teras çocukların, orta gençlerin en üst teras ta yetiskinlerindir. Güney batıdan ana yol gymnasiona ulasır. Orta gymnasionun merdivenli girisinin doğusunda bir sütunun tasıdığı çatının altında 21 m uzunlukta dörtgen bir yapı olan büyük sehir çesmesi bulunur.Öndeki korkuluğun iç tarafında hala su almakta kullanılan kapların izleri görülmektedir. Bunun solunda,batıda sınırları düzensiz bir terasta çocukların gymnasionun basit girisi bulunur. Güney kısmı bugün yıkılmıstır ve temel
duvarlarından baska pek az kalıntı vardır. Arka duvar paye çıkıntıları ve nislerle bezelidir. Kavisli bir açık merdivenle orta gymnasionun merdivenli geçitine ulasılır. Birbirini dik kesen iki tonozlu örtü tekniği ile burası mimari bakımdan ilginçtir.(Hellenistik) Orta gymnasionun doğu ucunda küçük bir tapınağın temelleri
görülmektedir. Hellenistik çağda insa edilmis genis bir merdiven arkasında korint düzeninde anteli prostylos bir tapınaktır. Tapınağın önünde sunak kalıntıları bulunmustur, kuzeyde, sunağın karsısında, cephesinde dor düzeninde iki sütuna sahip ve tanrılar kültüne hizmet eden bir yapı vardır. Bir yazıta dayanarak burada
Hermes ve Herakles’e, sembolik olarak vücut kuvveti ve sürat, tapınıldığı anlasılmıstır.
 

            ASAĞI SEHİR
            Konsül Attalos Evi
Agoranın kuzeyinde, yüksek bir teras üzerinde Roma çağında değisikliklere uğramıs Hellenistik çağa ait soylu bir kisiye ait bir ev kazılmıstır.Bu ev sütunlu bir avlu (peristyl) etrafında insa edilmistir. Evin bütün güney bölümü
antik çağdan itibaren yıkılmıstır. Avlunun sütunlu galerileri iki katlı olup, altta andesitten dor düzeninde, üstte mermerden ion düzenindedir. Batıda evin en büyük odası, erkeklerin toplantı ya da ziyafet odası (oikos) bulunur. Bu odanın girisinin sağ yanında bir Herme duruyordu ki eskiden ev sahibi Attalos’un bronzdan bir portre basını tasıyor olmalıydı. Yazıtta adı anılmakta ve konukları onunla birlikte hayatın tadını sürmeye çağrılmaktadır. Avlunun kuzeyinde, koruyucu bir çatı altına alınan oturma ve yatak odalarında değerli duvar resmi ve taban mozaikleri bulunmustur. Avluda bir tane büyük Hellenistik ve iki tane küçük Roma sarnıcı vardır.
            Asağı Agora (pazar yeri)
            Asıl pazar meydanı M.Ö. 2. Yy. baslarında kurulmustur. Dört yanda sütunlu galerilerle çevrilidir. Dor düzeninde iki katlıdırlar. Arkalarında tek odalı dükkanlar bulunur. Güney galeri yamaçta kurulduğundan alt kata, kuzey galeri ise ikinci bir üst kata sahiptir ve bunun dükkanları kuzeydeki caddeye açılırlar. Pazar yerinde
dikili levhalarda toplum hayatının kanunları yazılıydı. Özellikle yol ve insası,kuyuların, sarnıç ve su yollarının temizlenmesi gibi sehir polisiyle ilgili sıkı hükümleri kapsayan uzunca krali buyrultu önemliydi. (Astynom yazıtı, Ber.Müzesi) Pazarın ortasında bir kuyu bulunuyordu ki; bunun suyu kuzeydeki konsül Attalos evinin büyük sarnıcından kayalar arasından akarak besleniyordu.Eumenes Kapısı Bergama’nın en güçlü kralı Eumenes II tarafından sehrin genisletilmesiyle sehir duvarı sehir tepesinin en güneyindeki yamaçlara kadar ileri götürülmüstür. Tahkimatın en önemli yapısı sehrin buraya yerlestirilen esas kapısıdır. Ovadan gelerek burada duvarın içinden geçen yol tahkimli kapı avlusunda dar bir kıvrım yaparak döner ve biraz daha ötede yüksekteki asağı agoraya ulasır. Kapı içindeki avlunun doğu duvarındaki sütunlu galeri ile korku verici karakteri giderilmistir.
Kapı, her taraftan gelecek saldırıyı önlemek üzere üç kule ile korunmuştu.

             ROMA DÖNEMİ ESERLERİ

             BERGAMA TRAİAN MABEDİ
             İmparator Traian’a (98-117) yapılmıs olan bu mabet, Bergama Akropolün’ün en yukarıdaki terasında bulunmaktadır. Bir Roma Devri Mabedidir.Bergama’da, 1879-1880 senelerinde kazı yapılmıs ve mabedin avlusu ile
doğu, batı galerilerinin bir kısmı açığa çıkarılmıstır. 1885 yılında yapılan ikinci kazıda ise kuzey, doğu ve batı galerileri tamamen açılmıs ve doğu batı galerinin dar cephelerindeki binalar bulunmustur.
             Akropol’ün Kuzey uç noktasındaki askeri depolardan güneye doğru ilerleyerek, Roma Döneminin en
görkemli yapılarından Traian adına burada daha önceden var olan Hellenistik yapıların üzerine insa edilmis Traian adı verilen tapınak alanına ulasılır..Traian Mabedi, Bergama’nın en yüksek noktasının sadece birkaç metre asağısında, denizden 325 m.yüksekliktedir. Hemen yamacın altında baslayan tiyatro terasının 55 m. üzerinde ve güneydoğuda bulunan Athena Mabedinden 9m. daha yüksektedir. Bergama’ya deniz yolu Traian Tapınağı 'nın Tonozlu Yapısı ile gelen seyyahların daha uzaktan bu mabet gözlerine çarpmaktadır.Mabet, 70x60 ebadında üç tarafı portikli bir sahanın ortasında bu sahanın doğu, batı ve kuzey tarafları portikli olup, mabedin cephesinin bulunduğu güney tarafı ise açıktır. Bu kısımda terası takviye eden muazzam destek duvarları mevcuttur.
Mabet, Korinth nizamında olup, kısa cephede 6, uzun cephede ise 9 sütun ihtiva eder. Kutsal bir alanın içinde olan mabet avlunun orta ekseni üzerinde bulunur. Bu Roma Mimarisinin en önemli özelliklerinden biridir. Roma
mabetlerinin pek çoğu bu tarz sekil üzerine yapılmıstır. Örneğin Roma Venüs mabedi ve Latium’da Gabi mabedi bir avlu içinde ve avlunun orta ekseni üzerinde bulunmaktadır.
             MABEDİN ARKEOLJİK VE SANAT TARİHİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
             Bütün bir tapınak tesisi, galerileri ve ilave yapıları ile Bergama Krallık devrine ait olan ufak bir tesisin üzerine kurulmustur. Roma devrine ait olan yapı,İmparator Traian ve Hadrianla ilgilidir. İlk önce burayı kazanlar, mabedi, “Athena Polias Mabedi” sanmıslardır. Kazı devam ederken ortaya çıkan mimari unsurların Roma karakteri göstermesi, mabedin Roma Devrine ait olduğunu ortaya koymus ve Aufustos Mabedi olarak kabul etmislerdir.
Bu yapının, önceki bir mabedin tadil edilerek yapıldığını düsünmüslerdir. Fakat 1879 yılında bir kazı sonucu buranın tadil edilmediğini ve Roma Devrine ait olduğu ortaya çıkıyor. Yani mabet Athena mabedinden daha geç devreye aittir.Bu mabedin Augustos değil de Traian’a ait olduğunun anlasılmasına ilk kanıt; 1885 kazısında bulunan iki dilde yazılmıs bir kitabedir. Kitabe tapınak külliyesiyle,kütüphane arasındaki geç devre ait bir duvarda bulunuyordu. Bu kitabede Traian ve Zeus’un serefine yapılmıs bir oyundan bahsediliyordu. Bu oyunun masraflarının Bergamalı Rheter Julias Quadratus’un üzerine aldığı söyleniyordu. Diger ikinci kanıt ise; bulunmus olan sikkelerdir.Bergama sikkelerinde görülen ve yanında Zeus ile Triainus, yazılı olan resim Traian mabedinin tasviri olduğu anlasılmıstır. Çünkü Bergama’daki,Augustos, Traian ve Caracallaya ait imparatorluk tapınakları daima sikkelerde görülmüstür.Mabedin yapılmıs olduğu yerde, üç insaat devresi tespit edilmistir. Daha
krallık devrinde kuzeyden fazla yüksek olmayan destek duvarı ile bir meydan yapılmıstı. Bu destek duvarı günümüze kalmıstır. Meydanın üzerindeki, o devre ait yapılardan, orijinal yerinde bulunan yarım yuvarlak eksedra kalmıstır.Bundan sonra Traian idaresi altında bu meydan tapınak için hazırlanmıstır.Meydanın güneyine büyük bir destek duvarı insa edilmis ve mabet yapılmıstır.Bunun sonucunda da galeriler mabede ilave edilmistir. Mabet Traian döneminde,Galeriler ise Hadrian döneminde yapılmıstır. Mabet Roma dönemine aittir. Mabet
yüksek bir pedium üzerine kurulmustur. Cephedeki genis merdiven,cepheye bir gösteris kazandırmaktadır. Opistodom yoktur. Mabette doğu tesirleri vardır. Bunlar frizde görülmektedir. Bitki konsol motifleri ve medusa baslıkları doğuya ait tesirlerdir.

               TİYATRO VE TİYATRO TERASI
               Özellikle kaledeki tiyatronun yerlestirildiği dik eğimli arazi, mimarları özgün ve oraya has çözüm yolları bulma zorunluluğu altında bırakmıstır.Tiyatro Akropolis’in dik batı yamacında kurulmustur. Giris asağıdan, önde yer alan büyük “Tiyatro Terası”ndadır.Tiyatro iki yatay yol (diazoma) ile üç bölüme ayrılmıstır. Alt yoldaki
mermer seref locası dısında bütün oturma sıraları andesittendir. 10.000 kisiye ulasan seyircilerin içerde dağılması ayrıca kama biçiminde yerlestirilmis merdivenlerle de sağlanır. Tiyatronun sahnesi Hellenistik Çağ’da yalnız tören
oyunları zamanında, tiyatro terasında kuvvetli ahsap hatıllar üzerine kurulurdu.Oyunların oynandığı alçak bir sahne (proskenion) ve arka plandaki konstrüksiyon (scaenae frons)dan meydana gelir. Ahsap sahneyi tasıyan dikmelerin delikleri, tiyatronun orkestrası önündeki terasın dösemesinde iyi durumda kalmıstır.Oyunlardan sonra bu delikler tas levhalarla yeniden örtülürlerdi. Dlk defa Roma Çağı’nda bu gün görülen tas podium tiyatronun önüne insa edilmistir. Tiyatronun üst kısmındaki yüksek kemerli nislere sahip duvar da Roma zamanındaki bir
değisim sırasında yapılmıstır.Ahsap sahnenin kurulup sökülmesi zor olmakla beraber gerekliydi; çünkü
dar ve yapay kurulmus tiyatro terasında olağan tas bir sahne binası için, terasın kuzeyindeki Dionysos tapınağının görünüsünü kesmeden, bir yer yoktur. Bu tapınak yaklasık 250 m uzunluktaki terasın mimari görünüsüne egemendi. Yüksek bir merdivenin üzerinde ion düzeninde bir prostylos’tur ve arkası kayaya
yaslanarak yükselir. M.Ö. 2. yy.’da andesit tası ile insa edilmis, M.S. 3. yy.Basında kendini olasılıkla burada “yeni Dionysos” olarak kutlayan imparator Caracalla tarafından mermere çevrilmistir.Tiyatro terasına güneyden, üç kapılı bir kapıdan girilir. Sağda ve solda mümkün olduğu kadar dor düzeninde galerilerle süslenmistir. Tiyatro ile doğu galeri arasındaki bir yapı oyuncuların toplandığı bir yapı olabilir. Bu yapı da Hellenistik Çağ’dandır. Tiyatro terasının substrüksiyonlarının kurulusu krallık zamanın önemli bir imar faaliyetidir. Kuvvetli basıncı tutabilmek için bazı yerlerde bes kat yükseklikte alt yapı kurmak gerekmistir

            ARSENAL
            M.Ö. III ve II. yüzyıllarda, özellikle korunmus, Bergama Kalesi'nin en dıstaki alanda kuzey güney doğrultusunda uzanan bes magazin yapısı kurulmustur. Burada bulunan ve bugün asağı agorada korunan 13 farklı çapta 900 gülle mancınık biçiminde sapanlar ile atılırdı. Eski çağda da gülleler magazinler dısında depolanır,
magazinlerde özellikle çabuk bozulan erzak ve tahıl saklanırdı. Üzerindeki ağırlığı tasıyabilmek için ızgara biçiminde birbirine yakın duvarlar halinde insa edilen temellerde etkin havalandırma için yarıklar bulunuyordu. Çatıları kiremitle örtülü büyük ahsap galerilerden olusan asıl magazinlerde yiyecek dısında kalede kalan savas araçları da saklanırdı. Daha sonra Roma Legionlarında görülen bu büyük yapılar antik çağda görülen en eski silah ve erzak depolarındandır. Arsenalin güneydoğusundaki kral birliklerinin büyük kıslasının 32 tas sırasına kadar ayakta kalabilmis kuzeydoğu duvarı Hellenistik Çağ tahkimatının en iyi durumda kalmıs parçasıdır.


            BERGAMA KÜTÜPHANESİ
            Tarihçi Diadoros tarihteki en eski kütüphaneyi, M.Ö. 7. yüzyılda Ninova’da Asuranipal’in sarayında bulunduğunu kaydeder. Ninova Kütüphanesi,Yunan Tiranlarına örnek teskil etmis bu suretle Hellenlere geçtiğini kaydeder.Sisam Tiranı, Polikrates ile Atinalı Peisistratos’un kütüphaneleri bu dönemde meshurdu. Fakat sonraki yüzyıllarda Hellenler Edebiyata karsı gösterdikleri büyük ilgi ve alakaya rağmen Yunanistan’da kütüphanelerin ortadan kalktığını görüyoruz. Kitapçı dükkanlarının ihtiyaca yeterli gelmesini de kütüphanelerin kapanmasında
etkili olduğu görüsü de bu dönemde ön plana çıkmıstır.Strabon eserinde, Mısır’da Ptolemais’lardan önce Aristoteles tarafından ilk sistematik kütüphanenin tanzim edildiğini bildiriyor. Hellenistik devre gelindiğinde
Dskenderiye Kütüphanesi ile Bergama’da Eumenes II’nin yaptırdığı M.Ö. 2.yüzyılda insa edilmis olan, Bergama Kütüphanesi bu devrin en ünlü kütüphaneleri idi. Makedonya Savaslarından sonra Hellenistik dönem kral ve hususi kütüphanelerinin kitapları Romaya tasındı. İmparator Agustus Bergama’yı örnek alarak Palatin’deki kütüphaneyi yaptırdı. M.S. 3. yüzyılda iç isyanların ve dıstaki savasların sebep olduğu iktisadi duraklama ve gerileme dönemi kütüphaneleri de olumsuz yönde etkiledi. Avrupa’da Rönesans ve Reform hareketleri ile Antik
dönemin yeniden kesfedilmesine kadar Bizans Sarayı ve Araplar Kütüphane mirasını ellerinde bulundurdular. Kütüphaneciliğin bu kısa tarihi gelisiminden sonra Bergama Kütüphanesi ile ilgili bilgileri ele alacak olursak Bergama’da kütüphanenin balıksırtı seklinde çatısı ve Üçgen alınlığı ile Yunan sella nizamının tatbik edildiğini ilk bakısta görebiliriz. Bergama kütüphanesinin yeri 1880 yılında Akropolde yapılan kazılarda Carl Humann ve Prof. Conze tarafından ortaya çıkarılmıstır. Böylece Attalos I tarafından yaptırılan ve M.Ö. 2.yüzyılın baslarında ünlenen kütüphanenin, Athena Tapınağının kuzey koridoru arkasındaki durumu anlasılmıs ve planları çizilmistir.
Koridorun alt karından geçilebilen batı kısmındaki 12x9m boyutlarında büyük odadan daha küçük odalar yapılmıstır. Bunlar arasında üç sütunlu küçük dar bir salon, onun arkasında da üç oda bulunmaktadır. Doğu tarafındaki orta büyüklükteki odaya koridorun ikinci katından geçilmektedir. Kapılar yerine perdelerle
birbirinden ayrılmıs dört salondan olusan odada mermer pervazların kalıntıları bulunmustur. Daha doğudaki en büyük oda 16x 13m boyutlarındadır. Koridordan kütüphaneye açılan geçitlerin en büyüğünün burada olduğu kabul edilmektedir.Tastan altlıklı duvarlardaki bir sıra çivi deliklerine Conze'ye göre altlık üzerine konulan kitap dolaplarını saplamak için yapılan madenden yapılmıs çengeller asılıydı. Kitaplar, güney ve batının nemli havasından korunmak için kuzey ve doğuya konulmus ve kitap raflarıyla duvarlar arasında yarım metrelik bir bosluk bırakılmıs olduğu anlasılmıstır.
               Kuzey duvarının ortasında bulunan büyük kaidenin üzerinde Bergama'nın ve krallığın koruyucusu olan Athena'nın büyük bir heykeli bulunuyordu.Parthenos'taki altın-fildisi heykelinin Hellenistik anlamda bir kopyası olan heykelin etrafında çok güzel bir kadın heykeli ile bir kadın bası da bulunmustur.Kütüphanede ayrıca destan ozanı Homeros'un, Helen dünyasının en büyük kadın lirik ozanı Lesboslu Sapho'nun büstleri, parsomenci Krates ve Drodikos,Halikarnassos'lu tarihçi Herodotos, Miletos'lu lirik müzisyen Timotheos, daha ileride tarih yazarları Meleagros'un oğlu Balakros, Philotas'ın oğlu Apollonios gibi bilginlerin heykel ve büstleri bulunuyordu.
Bergama ve Dskenderiye arasındaki rekabet yüzünden Mısır kralı papirüs dıssatımını yasaklayınca Bergama'da papirüs yerine geçebilecek herhangi bir maddeyi getirene büyük ödüller verileceği duyuruldu. Çok geçmeden, Sardes'li sanatçı Krates, krala keçi derisinden özel bir biçimde hazırlanmıs bir örnek getirdi.Dstenilen kullanısa elverisliliği görülen bu kağıtlara Bergama kağıdı (Pergaminae Chartae) adı verildi ve daha sonra bilim dünyasının yolunu ısıtacak olan parsömen adını aldı. Bergama kütüphanesi edebiyat ve sanat hakkında parsömenlere yazılmıs 200 bin tomar kitapla doldu. Bergama, Dskenderiye karsısında bilim ve sanat bakımından erismek istediği varlığı sağlamıs oldu.Bergama, M.Ö. 133'de Roma egemenliğine geçtiğinde Romalı bilginler Hellen kültürünü incelemek için aradıkları essiz eserleri Bergama kütüphanesinde buldular. Sezar'ın ölümünden sonra Roma'da baslayan iç savas sırasında Bergama da ünlü kütüphanesini yitirdi. Antonius tarafından Tarsus'ta Mısır Kraliçesi
Kleopatra'ya armağan edilen Bergama Kütüphanesi, M.Ö. 47 yıllarında bir savas sırasında yanan Dskenderiye Kütüphanesinin bosluğunu dolduracaktı

              DEMETER  KÜLTÜ
              Demeter, aslen Grekler’den önce Egeli bir kavmin Tanrıçasıdır. Grekler bu ilahı kendi tanrıları arasına ithal etmisler ve Greklestirmislerdir. Demeterin arkasında Küçük Asya’nın ana tanrıçası Kibele gizlidir. Demeteri Grekler ziraat ve bereket tanrıçası sekline sokmuslardır.Demeterle, Persofone Greklerden önce her ikisi yeri temsil eden tanrıçalardır. Prof.Dr. Nezahat Baydur’a göre; ..Demek ki iki ayrı kavme aittiler, sonradan bu iki kavmin birlesmesi neticesinde iki ilahe ana kız olarak kabul edilmis ve Grek mitolojisindeki Perrofone efsanesi ortaya çıkmıstır.Bazı efsanelere göre Demeterin Dasion adında bir sevgilisi vardır. Bu,senenin bazı aylarında ölüp, tekrar dirilmek, anlayısı ile Kybelenin sevgilisi Attise benzemektedir. Demeter kültünün mensei eskiçağda bugünkü Agyia adını tasıyan yerdedir.Güney Teselya, Demeter kültünün merkezidir. Tebaide, kültün mevcudiyetini sikkeler vasıtasıyla öğreniyoruz. Kuzey Yunanistan’da Demeter kültüne az rastlanır. Makedonya’da yalnız Amphipolis ve Stoboiada sikkeler, bu kültün varlığına isaret eder. Demeter kültü Teselya’dan iki koldan yayılmıstır. Birincisi, güneye doğru kara yolunu takip etmis, ikinci kol ise, denizden Girit’e ulasmıstır. Bu iki kol orta Yunanistan’da tekrar birlesmislerdir. Böylece Eleusiste Demeter kültü en yüksek noktasına ulasmıstır. Kuzeye doğru ise bu kült hiç yayılmamıstır. Yine bu konuda Prof.Dr. Baydur’a göre : Buna iki sebep tesir etmistir.
1-Ziraatla sıkı bir ilgisi olan kült münbit “verimli” vadi ve topraklara muhtaçtır. Bu sebeple dağlık bölgelere geç yerlesebilmistir.
2-Demeter kültüne yakın olan Diyonisos kültü Trakya halkını tatmin etmistir.
Küçük Asya’da, Demeter kültü hiçbir zaman yerlesmemistir. Çünkü tanrıçanın,Medlerin değisik isimler altında ibadet ettiği bir rakibi vardı. Demeter kültü, ancak Dor hexapolisinde ve bilhassa Knidos ve Halikarnasosta yerlesebilmistir. Efeste Demeter kültü Herodot’un (VI, 16) burada geceleri yapılan bir thesmophoros
bayramından, eserinde bahsettiğine göre bu kült burada da önem kazanmıstır.Bergama’da ise, Eumenes I, zamanında paralı askerlerin yeminin de Demeter ismi zikredilir. Bu kültün tarihsel süreç içinde ortaya çıkısı ve yayılısını ve Bergama’ya kadar gelisini inceledikten sonra Bergama’daki yayılısı, gelisimi ve etkileri, Bergama hanedanının kurucusu Philetairos M.Ö. 281-263 zamanında sehir duvarlarının dısında kırsal çevrede, Demeterin kutsal alanı yer alıyordu. Bu yapılar, yazıtlardan öğrenildiğine göre Philetairıs ve kardesi Eumenes tarafından M.Ö. 3.yüzyılın ikinci yarısında anneleri Boa’nın anısına adanmıstır. Don düzeninde anteli bir tapınaktır. Roma dönemine kadar mermer sütunlar ve alınlığı ile Korint düzeninde bir prostylosa çevrilmistir. Tapınağın önündeki oldukça büyük Hellenistik dönem sunağı antik dönemde gayet zarif Hellenistik köse volütleriyle süslüydü.
               Demeter Kutsal Alanı
               Bergama’da asağı sehirde Gymnasiumun, kuzeybatısında ve Hera Mabedinin batısında büyük bir teras üzerindedir. Kutsal alan, 1908 den 1911 yılına kadar Eylül –Ekim aylarındaki dört mevsimlik arastırmalar sonucunda meydana çıkarılmıstır. Demetere ait sahanın üç tarafı galerilerle, yalnız doğu tarafı duvarla çevrilidir. Bu duvar üzerinde bulunan Grekler devrinden kalma, Roma Devrinde ise iki sütunlu bir galeri ilave edilmis olan kapıdan kutsal sahanın dıs avlusuna girilir.Güneyde kalan kısımda bir çesme ve bir adak çukuru vardır. Kuzey bölümde ise asıl avluya açılan ve yukarı sehre bağlanan yedi basamaklı bir merdiven vardır.Çesme, Exedra biçiminde bir Roma Devri yapısıdır. Bu çesmenin insasında kullanılan büyük tas blok kaplamalar daha önce burada mevcut olan daha basit bir Grek çesmesinden kalmadır. Adak çukuru çesmenin batısında birbirine
kenetlenmek suretiyle yapılan çukurun alt kısmı mermer levhalarla çevrilmistir. Bu adak çukurunun bir benzerine Priene’deki Demeter Kutsal alanında rastlıyoruz. Bir Bergama sikkesinde Demeter Sunağı tasvir edilmistir.
Sunak ve çevresindeki yapıları tarih tasnifi içinde ele alırsak birkaç devre tespit edebiliriz.Eski Grek devrinde, sehrin yalnız tepeye kurulduğu zamandan en son bahsettiğimiz duvarlarla çevrili olan bir mabet ve bir atlardan ibaret bir Demeter kutsal sahası vardı.Fletarios zamanında (M.Ö. 283-263) asağı kuzey stoası, tiyatro ve doğu civarının asağı kısmı yapılmıs ve mabetle sunak yenilenmistir.

              Stoaların Apollonistan evvel mevcut olup olmadığı hakkında kat’i hüküm verilemiyor. Fakat belki de batı ve güney stoaların bir kısmı bu devre isabet eder.Demeter Sunağından - Bereket Tanrıçası Propylonun güney stoasının kuzey duvarı ile birlesik vasiyeti bizde bu süpheyi uyandırıyor.Kraliçe Apollonis zamanında ihtimal kocası Attales I (M.Ö. 241-197) öldükten sonra yani M.Ö. 2.nci asrın baslangıcında stoalar ve propylon büyük bir
insaat değisikliği getirmistir. Sunak ve mabed Apollonis tarafından dokunulmamıs Filetarios zamanındaki sekli muhafaza etmislerdir.Esaslı son bir değisiklik M.S. 2.nci asırda Antoninus Pius zamanında Kleusis kültü tekrar canlandığı sırada yapılmıstır. Bir Bergamalı olan G. Kladius Seilianos Aisimos mabede mermer bir prenses ve esas altara mermer bir kaplama ilave etmistir. Ön avludaki exedralı çesmenin geçirdiği değisiklik de bu zamanda
olabilir.Bu çesme kült temizliği için kullanılıyordu.Güney stoasında mermerlerle yapılan değisiklik daha sonra olmakla beraber baslangıcı belki bu zamandadır.Geç Roma devrinde kuzey-batı kösesinde büyük bir değisme olmustur.Erken Hıristiyanlık devrinde bütün kutsal saha tahrip edilmis, mermer parçalar kısmen ev, kısmen kilise insasında kullanılmıstır.Demeter kutsal sahası içinde gerek büyük heykeller, gerekse küçük parçalar ele geçmistir. Bunlardan da kısaca bahsetmeyi uygun görüyoruz. Ancak bunların hepsine değil, sanatsal değer ifade eden parçalara temas edeceğiz. Bunlardan baska Dmparator, Asklepios, Dipnysos ve kadın heykelleri ile muhtelif
cinsten adak esyaları bulunmustur.