ANASAYFA
     KIZILAVLU
     AKROPOL
     ASKLEPİON
     ALLİANOİ
     ZEUS
Derleyen :Dr.M.Cirban mcirban@ttmail.com

  KIZILAVLU (SERAPİS TAPlNAĞI):

         Imparator Hadrianus(117-138) zamanı yapısı olan SERAPION,Anadolu’da , Roma yapılarından günümüze gelmis en büyük tapınak kalıntısıdır.Istiklal Meydanı, Yıldız Garajı ve Bodrum üstü alanını da kapsar ve 270x100 m.boyutlarındadır. İki bölümlü akıs yolu bodrumlarının uzunluğu ise 196 m. dir.Tuğladan insa edilmis dikdörtgen planlı tapınak ise 60x26 m. olup yüksekliği 19 m. olarak ayakta durmaktadır. Tapınağa 7 m. genisliğinde 14 m.yüksekliğinde kapıdan girilmekte ve kapı esiği 70 tonluk mermerden olusmaktadır.İç kısmın ortalarında sığ su havuzu ve derin bir su kuyusu bulunmaktadır. Bunu geçince 1, 5 m. yüksekliğinde 10x12 m. boyutlu podyum yer alır. Bu podyumun üstünde 1 m. yükseklikteki kaide üstünde bir kült heykeli yerlestirilmistir. Kaidenin
ortasındaki delik, rahibin bir tünelden bu heykelin içine girdiğini gösteriyor. Dev heykelin içinden konusarak, tanrısal seslenis izlenimi yaratılmaktadır. Podyumun altındaki mahzenden iki yuvarlak kuleye geçis sağlanmaktadır.Ana binanın iç kısmında, çepeçevre yüksek sütunlu galerilerle tapınak alanı üç bölüme ayrılmaktadır. Karsıda yer alan apsis sayesinde bazilika görünümü kazanmaktadır. Yan duvarlarda karsılıklı beser nis içinde heykeller bulunurdu.Apsis’in iki yanındaki merdivenlerle ahsap ve mermer levha kaplı olduğu varsayılmaktadır. Aynı sekilde tuğla duvarlar da iç ve dıstan mermer plakalarla kapatılmıstır.
        Ana yapının iç kısmına oturtulan tas duvarlar ile tuğladan yapılmıs iç apsis,Bizans Döneminde yapının içine kilise insa edildiğini göstermektedir.Kuzey ve güneydeki yuvarlak kulelerin çapı 15 m. yüksekliği 19 m. olup kireçli harçla moloz tas dösemeler yapılmıstır. Kubbeleri ise tuğla örgülüdür ve
göbek kısmı ısıklık olarak bırakılmıstır.Yuvarlak yapıların önünde üç yanı galerilerle çevrili 40x40 m. boyutlu birer avlu bulunmaktadır. Karyatitlerin yer aldığı bu avlular da öndeki uzun avluya
açılır. Sırt sırta duran erkek ve kadın karyatitler galeri çatısı tasımaktadırlar. Mısır tarzındaki bu dev mermer heykellerin parçaları avluda görülmektedir. Her iki avlu da 12x2 m. boyutlu simetrik havuzlar ve önlerinde 3 m. derinlikte kuyular bulunmaktadır.
         Tapınağın batısında tüm alanı çevreleyen portikos ve önünde dört sütunlu propylon yer almaktaydı. Mısır tanrısı Serapis adına yapılması, avlularda yer alan su havuzları ile kuyuların Nil suyu tasıdığına inanılması, mısır biçimli karyatitler ,altından çifte bodrumlu Selinos sularının akması ve Serapis’in yer altı tanrısı olusu,ayrıca Issis ve Harpokrates’in de su ile kutsanması Kızılavlu tapınağının bu üçlüye adandığını göstermektedir.Yapısal öğelerin her biri kült ile ilgili farklı törenlerin uygulanmasına izin verecek biçimde tasarlanmıstır. Büyük ön avlu tören geçitleri için bir sahne
olustururken tapınağın kendisi ikiye bölünmüs, yalnızca rahiplerin ve külte kabul edilenlerin içerideki kutsal yeriyle dısarıdaki insanların toplandığı bir alanı içerir.İki yandaki kule benzeri kısımların alt yapısında saptanabilmis bu odaların kült içinde önemli bir yeri vardır. Serapis’in, Yunan yer altı tanrısı Hades ya da Plouton ile ortak noktaları vardır. Küçük avludaki havuzlar ise Mısır kültünde “ ...yıllık
taskınlıklarıyla Mısıra bolluk ve bereket getiren Nil nehrini simgelemistir.” Mısır’ın din ve kültürü önce Yunan daha sonra ise Roma’yı etkisi altına almıstır.Kültürel ve ticari bağlılıklarla Mısır kültü Avrupa ve Balkanlara, değisik adlarla tasınmıstır.
          Bizans Devrinde iç kısmında yapılan ilave ve değisikliklerle kilise haline getirilmistir.Adını binada kullanılan kırmızı tuğlalar dan bu isimle anılır. Duvarları tamamen kırmızı tuğladan insa edilmis ikinci kat galerinde ve dıs cephesinde tas frizlere, konsollara rastlanmaktadır. Binada kullanılan tuğlaların ebadı; 35x 40cm.olup, 6 cm kalınlığındadır.Dikdörtgen plana sahip olan yapı üzerine masif tuğla duvar taslar temel üzerinde yükselir. Doğuda yarım daire seklinde bir girinti teskil antik cephe, bugün dısarı doğru dikdörtgen seklinde bir çıkıntı olusturmaktadır.Yapı malzemesinin farklı
olmasından anlasılacağı gibi apsis çıkıntısı Hıristiyan bazilikası haline getirilmek için yapılmıstır.

           Giris kısmının sağ ve solunda kulelerin ebadı 6,40 m. olup bunlardan sadece soldaki kulenin alt kısmında, zeminden 1,5m. yükseklikte dikdörtgen seklinde bir kapı bulunmaktadır. Bunun önceleri küçük bir pencere halinde olduğu, zaman içinde genisletilerek kapı haline dönüstürüldüğü düsünülmektedir.Kulelerin yükseklikleri tahminen binanın ön cephesinden 5 m. daha kısadır. Kule içinde merdiven bulunmaktadır. Binanın kuzey ve güney duvarlarının üst kısımlarında dört sıra halinde devam eden mermerfirizler görülmektedir.
           Batı cephesinde kulelerin hizasına kadar yükselen tuğla duvarlar, güney cephesinde 50 cm. kalınlığında beyaz mermer tas firizlerle iki kısma ayrılmıs bulunmaktadır. Dört sıra halinde tas hatıllar yapının duvarlarını sağlamlastırdığı gibi binanın her iki cephesine de ayrı bir güzellik katmaktadır. Bu kısımda duvarlar sekiz büyük kemerli açıklıkla teskilatlanmıs olup her açıklığın kemerleri, bir tas ve
on sekiz sıra tuğladan alternatif olarak meydana getirilmistir.Bazilikada batıdan iç mekana girildiğinde ilk bakısta, girisin hemen karsısında,zeminde moloz tastan insa edilmis duvarlar dikkati çekmektedir. Binayı boyuna üç nefe ayıran bu temeller önceki yapının içinde, Bizans Döneminde yapılan ilave ve değisiklikleri göstermektedir.Doğuda, zeminden kalın tas duvarla yükselen “Bema” kısmı ve apsis çıkıntısı yer alır. Bu ilave kısımlar kilise haline dönüsün bir diğer göstergesidir.Binan ın üst yapısı hakkında P. Schazmann’ın yapmıs olduğu “Rekonstruksionda bazilikanın meyli çatı ile örtüldüğünü görmekteyiz.
          Bugünkü durumda da yanlarındaki silindirik yapılar kubbe ile örtülüdür.Bazilikanın genisliği dikkate alınacak olursa, binanın üstünü örtecek besik bir çatının yapılması pek mümkün görülmemektedir. Fakat bina içinde bir destek sistemi olduğunu kabul edecek olursak bu örtü sisteminin varlığı kabul edilebilir.Bizans Kilisesi haline getirilen orta nefte, dar bir merdivenle asağıya
inilmektedir ki bu kısımda sarnıç seklinde bir bölüm yer almaktadır. Burasının Bizans Kilisesi haline getirildikten sonra mı yapıldığı, yoksa antik yapının kalıntısımı olduğu bilinmemektedir. Ancak bema kısmında olması ve genellikle Hıristiyan Bazilikalarında bu kısımda kriptalar bulunması gözönüne alınarak,bunun da Bizans devrinde yapılmıs bir kripta veya rölik muhafaza etmek üzere
yapılmıs bir hücre olabileceği fikri akla gelebilir.Batıdaki giristen itibaren, Bizans Kilisesinin nef duvarları girise parelel bir duvarla, dikey olarak kesilmektedir. Bu kısımda bir bosluk meydana gelmektedir ki, bu kısmın bazilikaların narthexine tekabül edeceği düsünülebilir.


        OSIRIS (SERAPiS)
        Mısır inancında yer alan Osiris, Anadolu’yu etkilemis, Bergama’ya kadar gelmis, Kızılavlu’da
Serapis Tapınağı olarak karsımıza çıkmıstır.Mısır ilkçağ dininde yer tanrısı ile gök tanrıçasından Isis, Osiris, Seth ve Neftis dünyaya gelmis, Osiris’ten önceki tanrılar ölüme yenilmemis, ancak gökyüzüne yorgun ve umutsuz olarak dönmüsler.Çünkü insanların, öğretilenleri benimsemediklerini ve yararlanmadıklarını görmüsler. Ancak Osiris, insanları eğitmeyi basarmıs, acıyı ve ölümü insanlarla paylasmayı kabul etmistir. Bu basarıyı sağlamada kardesi ve karısı sayılan tanrıça Isis’in rolü dikkat çekmistir.Isis, insanlara tohum ekmeyi, toprağı islemeyi, un ve ekmek yapmayı öğretirken, Osiris
de üzümden sarap, arpadan bira yapımını öğretmistir.Daha sonra Osiris, Mısır yönetimini karısı Isis’e bırakıp dünyanın geri kalan bölgelerine uygarlık tasımak üzere yollara düsmüstür. Nice sonra Mısır’a
döndüğünde ihaneti görmüs, Seth tarafından bir sandığa kapatılıp Nil’e atılmıs, sandık Akdeniz’e ve Fenike –Biblos kıyılarına vurmus, sahildeki ağaç, sandığı gövdesine almıs, ülkenin kralı bu ulu ağacı kestirip sarayına sütun yaptırmıs, daha sonra Isis tarafından sütun kırılıp içinden sandık çıkarılmıssa da Osiris ölümlülerinin arasına karısmıstır.
         MDTHRA DNANCI
         4000 yıl önce Iran’da Mitraizim inancı egemendi. Paganizmle tek tanrılı inançlar arasında bir konuma oturtulabilen Mithra, ısık ve hava tanrısıydı. Bereketi simgeler, iyileri ödüllendirir, kötüleri cezalandırırdı. O zafer tanrısı, cennet yolunu açan bir ilahtı.Gizemli bu inanç, gizli bir mezhep gibi görüntülenen Mithra için hakkında sınırlı bilgilerimiz vardır. Örneğin Nemrut Dağı’ndaki dev heykeller (Apollon ,Mithra, Helios, Hermes) ya da Bergama Zeus Sunağı’ndaki dev kabartmalar bu
gizemli inancın örnekleri olmaya adaydır.Mithra:Bir kayadan doğmus, bu doğumu bir çoban görmüstür. Çoban,Mithra’ya tapınmaya baslamıs ve ona sürekli adak armağanlar getirmistir. Mithra,
gizemli bahçede yasaklı inciri yedi ve ağacın yapraklarından kendisine giysi yaptı.Artık dünya üzerinde yasamı kurmalıydı ve bir kan damlasından doğaya can verdi.
       Mithra dinine her kesimden, özellikle gençlerden gizliliğe bağlı kalacaklarına iliskin ant içerek üye alınırdı. Üyeler yedi kez sınavdan geçirilir ve asamalarını ekmek yiyip sarap içerek kutlarlardı. Bu törenlerde mumlar yakılır,ilahiler okunur, çanlar çalınır ve müzik dinlenirdi.Mithraizim, dinsel bir inanç topluluğu olmakla kalmadı. Bu mezhep grubu seçkin, zengin, soylu, bürokrat bir elit sınıf yarattı.
Mithra’nın doğumu, günesin doğması demektir. 25 Aralık Pazar günü kutlu doğum gerçeklesmistir. Hıristiyanlıkla benzesir, ruhun ölümsüzlüğü, evrenin sonu,mahser günü inancı ile tek tanrılı dinlere geçis sürecindedir.