GiYPO

Bugün : 22 Eylül 2017 Cuma



    DİĞER BÖLÜMLER
    Tarih Din Uzay
    Bilin ötesi Yaşam Doğa
     Parapsikoloji

 




 

         Meditasyon nasıl yapılır?

                Meditasyonla ilgilenen, yapmak isteyen, deneyen bir çok kimse kitap veya değişik makaleler gibi bir bilgi kaynağını alarak veya meditasyon öğrettiğini iddia eden bir yere mesela bir derneğe giderek işe başlar ve bu kişilerin büyük bir çoğunluğu da hayal kırıklığına uğrar. Çünkü konu kendilerine yanlış olarak anlatılır. Yaptığını ve bildiğini iddia eden kişilerin büyük bir çoğunluğu da kendisine "Anlamamış geri zekalı" dedirtmemek için yaparmış gibi, bilirmiş gibi konuşur veya yazar fakat yurdumuzda yayınlanmış ve anlatılmış meditasyon hakkındaki bilgilerin hepsi de eksik veya yanlış.Bu yazıyı okuyanların büyük bir çoğunluğunun da meditasyon denemesi yaptıklarını ve başarılı olamadıkları için boş verdiklerini, "Beneceremiyorum" düşüncelerine girdiklerini biliyorum. Aslında meditasyon inanamıyacağınız kadar kolay ve sadece dört beş dakikada ne olduğunu anlayabileceğiniz, on dakika uğraşırsanız da yapmaya
başlayacağınız birşeydir.Bütün mesele şimdiye kadar, ne olduğunu bilmeyen kişiler tarafından yanlış anlatılmış olmasındadır. Meditasyonu anlatmak ve öğretmek için de ne öyle yüzlerce sayfalık kitaplara ve ne de saatler ve günlerce süren konuşmalara gerek vardır. Benim rastladığım hemen hemen her kaynak meditasyon yapmayı anlatmaya başlarken işin esası olarak "Zihninizi durduracaksınız" veya "Zihninizi tamamen boşaltacaksınız" veya "Hiç bir şey düşünmeyeceksiniz" diye başlıyor. Sonra da bir sürü şey anlatıyorlar. Fakat bu zihni durdurmak,
boşaltmak, düşünmemek nasıl olabilir? Nedir? buna değinen yok. Sanki bu zihin durdurmak, gözlerini kapatmak veya kafayı kaşımak gibi insanın tabii bir işleviymiş gibi bahsediyorlar. İşte başarısızlıklar da burada başlıyor. Şimdi iddia ediyorum ki "Zihin durmaz!" Bu mümkün değildir. Zihni durdurmak, düşünmemek, boşaltmak ancak bir ölünün beyninde mümkün olabilecek birşeydir. Hatta ölülerin bile beyin dalgalarının bir süre devam ettiği söylenir. İnsanın veya hayvanın, fiziksel bir beyni olan bir canlının zihni durmaz. Boşalmaz. Meditasyon yapmaya kalkıp da bunu başaracağım diye uğraşan kimselerin de başarısız olmalarının nedeni bu anlatımdır.

                  Bu şekilde anlatılmasının da bence tek sebebi o kitapları yazanların, batıdan ya da isterse doğudan olsun, çeviri yaparken olayı böyle anlamalarıdır. Tabii ki yurdumuzda da neyin ne olduğunu anlayan ve uygulayan, uğraşa uğraşa kendisine göre değişik bir yöntem bulmuş olan insanlar vardır fakat bu kişiler kendi deneme yanılma deneyleri ile bir sonuca ulaşmışlardır. Yazılı veya sözlü bir bilgiden faydalanarak bunu başarmış değillerdir. Konunun izahına geçmeden önce meditasyonun neden şart olduğunu ve çalışılması gerektiğini biraz anlatmam gerekiyor. Değişik meditasyon teknikleri vardır. Bunların hepsini bildiğimi iddia etmem bile saflık olur fakat sonuçta hepsi bir noktada birleşirler. Peki meditasyon nedir, nasıl yapılır?


                   ZİHNİ SUSTURMAK
                   Herşeyden önce bilinmesi gereken "Zihni susturmak" kavramıdır. Durup dikkatle kendinizi dinlerseniz farkedersiniz ki, zihninizden devamlı olark bir takım kelimeler, zihinsel sesler geçmektedir. Bu düşünürken, farkında olmadan yaptığımız birşeydir. Birisini dinlerken bile zihin kendisi kelimeler ve cümleler üretmese bile dinlediğimiz konuşmanın bazı sözlerini tekrarlar. Hiç bir söz tekrarlamadığı zamanlarda bile zihnimizden yerli veya yabancı saçma sapan şarkı sözleri veya müzikler geçer. Bazı zamanlarda da birisi ile yapacağımız ya da yaptığımız bir konuşmayı bilerek veya bilmeyerek zihinsel olarak tekrarlarız. Bu durum zihnin kendi kendisi ile konuşmasıdır. Öyle bir haldir ki, bunu sesli olarak yapsak, yolda, işte, evde böyle ilgisiz şeyler söylesek herkes psikiyatrik tedaviye ihtiyacımız olduğunu düşünür. İşte "Zİhni susturmak" zihnin bu konuşmasını durdurmaktır. Bunu yapmak çok kolaydır fakat ilk başlarda sadece birveya iki saniye sürer ve ne kadar zorlarsanız zorlayın, kontrolünüz nederece güçlü olursa olsun bir an gelir ki, zihinsel sesiniz hiç aklınızda olmayan bazı kelimeler söylemeye, cümleler tekrarlamaya ve hatta küfürler sıralamaya başlamıştır.Zihninizi susturmayı başardıktan sonra yapılan çalışmalarla bunu bir,iki dakikaya kadar uzatmanız çok kolaylaşır. İşte zihni boşaltmak veya hiç birşey düşünmemekten kastedilen budur. Zihin susturulur fakat durdurulmaz. Zihninizin konuşmasını durdurduğunuz zaman da zihin durmuş olmaz. Gözünüzün önünden bir sürü görüntü geçebilir. Çevrede olan biteni farkedebilir, sesleri duyabilirsiniz. Tabii bu meditasyon amacı ile sessiz bir yerde oturmayıp, yolda yürürken zihninizi susturma denemesi yaptığınız takdirde geçerlidir. Şayet oturduğunuz, rahat bir ortamda zihnizi susturmaya çalışıyorsanız ve gözünüzün önüne olmadık görüntüler geliyorsa, doğru yoldasınız demektir. Bu görüntüler ister resim şeklinde gözünüzün önüne gelen şeyler olsun, ister zihinsel düşünceler olsun hiç farketmeksizin, durdurulamazlar! Zaten amacımız bunları durdurmak da değildir. Bu görüntü fışkırmaları bilinçaltımızın temizlenmesidir. Hatta zaman zaman konsantremizi bozacak kadar ani ve çarpıcı görünümler de olabilir. Merak etmeyin, çıldırmıyorsunuz ve hayal de görmüyorsunuz. Sadece bilinçaltınızda düğümlenmiş kirliliklerden arınıyorsunuz.

                    ZİHİN NASIL SUSTURULUR?

                   Bunu yapabilmek her durumda mümkündür ve özel bir hazırlığa gerek yoktur fakat ilk başlamada durumu tam olarak yaşayabilmek ve anlayabilmek için "Nefes teknikleri" yazısında anlatılan birinci nefes tekniğini kullanmak gerekir. Rahat bir yerde oturun. Tercihen odanın ortasında ve bağdaş kurmuş olarak oturmanız iyi olabilir. Bel kemiği zemine 90 derecelik durumda olmalıdır (Çalışma içinde yorulmak ve bu dikliğin bozulması mümkündür. Bu olursa zarar yoktur). İki eliniz, iki dizin üzerinde rahat bir konumdadır. Kafa geriye kalkık veya öne eğilmiş değildir. Kafanın dikliği, başın arkasının, bel kemiği ile aynı doğrultuda olmasına yetecek kadardır. Yani sırtınızı ve başınızı, ensenizi bir duvara dayamış gibi bir dikliktesiniz.
                     Önce on veya yirmi defa birinci nefes tekniğini tekrarlayacaksınız. Nefes tekniği yapılırken düşüncelerin daldan dala atlaması, ilgisiz konularra odaklanmaları gerekmez fakat zihinsel bir zorlamaya da gerek yoktur. Burada sadece ciğerler genişletilmekte, hazırlanmakdır. Fiziksel bir aktivite içindeyiz. Burundan kısa sürede ve hızla alınan nefes, nefes tekniklerinde tarif edildiği gibi alınır. Bundan sonra ağızdan ağır ağır verilir. Nefesin verilişi mümkün olduğu kadar uzamalıdır. hava boşalınca karın adaleleri kasılıp, içeriye çekilerek ciğerlerdeki son hava kırıntıları da dışarıya atılır ve yeniden nefes alınır.Nefes çalışmasını yaparken yorulduğunuz takdirde duraklayıp, bir, iki normal nefes alıp vermeniz mümkün ve gereklidir. Bu nefes tekniği ve zorlamalar ayrıca fazla sigara içenlere de faydalıdır. Birinci nefes tekniğini kararlaştırdığınız sayıda yaptıktan sonra zihin susturma çalışmalarına başlayabilirsiniz. Burada unutmamanız gereken şey şu anda meditasyon yapmayıp, zihni susturmayı öğrendiğimizdir. Önce gene aynı şekilde nefes alacaksınız ve aynı şekilde nefesi boşaltacaksınız. Herşey birinci nefes tekniğindeki gibidir. Nefesi boşaltıktan sonra karın adalelerinizi kasarken normal nefes çalışmasından daha gevşek davranacaksınız ve içerde çok az miktarda hava kalacak. Boşalmanın sonunda nefesinizi tutacaksınız. Gözler kapalıdır. Bu durumda yani ciğerlerde hava yokken nefes tutmak, nefes aldıktan sonra nefes tutmaktan çok daha zor ve kısa sürelidir. Nefesinizi tutuğunuz anda da zihninizin konuşmasını susturacaksınız. Bu durumun, bu şekilde çalışılmasının nedeni, ciğerler boşken nefes tutulunca zihnin susturulmasının çok kolay olmaıdır. Deneyin. Bu durumda iken zihinsel sesinizin durmasının, normal bir zamanda veya ciğerlerde hava varken durmasından çok daha kolay olduğunu göreceksiniz. İçinde olduğunuz durum en fazla iki veya beş saniye sürebilir. Bundan sonra ya nefesiniz tüknir ve nefes alma ihtiyacı duyarsınız veya zihinsel konuşmanız tekrar başlar. Her iki durumda da nefes alıp, baştan başlayacaksınız. Zihinsel sesinizi uzun süre sustursanız da nefesinizi tutmak için zorlamayın. Ciğerlerdeki en ufak zorlanmada nefes alarak baştan başlayın.İşte nefesinizi tuttuğunuz o kısacık anda zihinsel sesinizi durdurunca, zihni susturmanın ne demek olduğunu anlaycaksınız. Bu çalışmayı günde beş dakika ya da iki dakika yapmanız yeterlidir. Zihninizi susturma ve nefes tutma süreniz giderek artacaktır. Bu şekilde onbeşgün, bir ay çalıştıktan sonra normal meditasyon çalışmalarına başlayabilirsiniz.

                     MEDİTASYON

                    Aynı şekilde oturacaksınız ve aynı şekilde önceden birinci nefes tekniğini az veya çok sayıda uygulayacaksınız. Bundan sonra normal nefes alış verişne geçeceksiniz. Hatta kısa kısa ve az nefes almanız gereklidir. Başlarda gene nefes verdikçe zihinsel sesinizi susturacak, tecrübe kazandıkça da normal nefes alış verişi sırasında da, nefes gibi şeylerle hiç uğraşmadan zihninizi susturmaya devam edeceksiniz. Gözünüzde patlayan ışıklar, renkler, görüntüler gibi şeyler konsantrenizi bozarsa baştan konsantre olup devam edeceksiniz. Zihniniz konuşmaya başlayınca tekrar susturacaksınız. İşte herşey bu kadar.Bu çalışmaların on dakikadan fazla sürdürülmesi (Baştaki nefes çalışmaları hariç) hem yorucu hem de gereksizdir.
Bu nefeslere ve meditasyona alışınca ilerki seviyelerde yeni teknikler mantra ve enerki çekme ve yönlendirme çalışmalarında kullanılacaktır fakat önce bunlarda ustalık azanmanız gereklidir, şarttır.Meditasyon çalışmanızda görsel etkileri yani zihinsel imajları durdurmaya çalışmayın. Hatta çalışmadan sonra aklınızda kalan renk, görüntü gibi şeyleri not edin.
Çalışma sırasında bir mum yakılması, rahatsız etmeyen bir elektrik ışığında olunması, tam karanlıkta oturulması gibi şeyler mümkündür. Gözlerin kapalı olması gerekir fakat tecrübe kazandıkça açık gözle de yapılabilir. Bulunulan yerde mesela herhangi bir kokudaki bir çubuk tütsünün yakılıp, yakılmaması tercihinize kalmıştır fakat bu gibi şeyler, mümkünse çevreye ritüelistik, mabedimsi bir görünüm kazandırmak açısından insanı motive edici faktörlerdir. Ama bunlar olmasa da olur.

                     FİZİKSEL DENEYLER

                    Zihnizi susturmayı ve meditasyon halini başardığınız zaman bunu fiziksel yansımalarını çok rahat görebilirsiniz. Örnek olarak en sevdiğim deney kuş deneyidir. Kentteki büyük
camilerin avlularındaki ya da kuşlara yem atılan meydanlardaki güvercin sürülerini herkes bilir. Yerdeki güvercin topluluğuna doğru yürüyün ve zihninizi susturarak meditasyon haline girin. Şayet kuşları düşünmez, ayağınızla birisine çarpmaz, tekme atmazsanız normal bir yürüyüşle bir tek kuşun bile havalanıp kaçmasına sebep olmadan kalabalık bir kuş sürüsünün içinden yürüyüp geçebilirsiniz. Şayet korkmuyorsanız mesela İstanbul, Kadıköy sahilindeki ev hayvanı satılan pazar gibi bir yerde elinizi uzatıp rahatça bir yılanı tutabilirsiniz. Zihinsel sesiniz başlamadan yılan kıvranıp, kaçmaya çalışmaz. Burada önemli olan hayvanları da düşünmeden hareketinizi yapmanızdır. Bu deneyler yapılması gereken şeyler ve şart olan şeyler değil. İsteyen deneyip, zihinsel aktivitenin gerçekten de hayvanlar tarafından hissedildiğini görsün diye yazıyorum. Bir, iki yaşlarındaki bir çocuğa, yüzünüzü gözünüzü buruşturup korkunç olmadan, normal bir yüz ifadesi ile, hatta gülümseyerek fakat gözlerinizi kırpmadan ve zihninizi susturarak bakarsanız, çok kısa bir an sonra çocuğun korktuğunu veya ağlamaya başladığını görebilirsiniz.


                    ZİHNİN SUSKUN HALİ TABİİ YAPIMIZDIR

                   Çok yabancı bir şeyden bahsedermiş gibi anlatmama ve size de tuhaf geldiğini düşünmeme rağmen suskun bir zihin yaratılıştan sahip olduğumuz tabii durumumuzdur. Konuşan ve kelimeleri bilen, tekrarlayan fiziksel beynimizdir. Konuşmak tabii halimiz değil, sonradan öğrendiğimiz bir şeydir. Yeni doğmuş bir bebek konuşmayı bilmez. Ana dili dediğimiz
şeyi, hangi dilden olursa olsun dinleyerek ve anne babasının gayreti ile öğrenir. Bebek önce dünyayı farkeder. Şekilleri görür. Annelerin çoğu, çocuğu başka odadayken ve
ağlamaya başlamadan önce de onun acıktığını veya altına yaptığını bilir.Bunun nedeni, bebeğin zihinsel sesinin olmamasıdır. Bu durumda bebek bir tür telapatik enerji gönderebilir ama bu durumun farkında değildir. Çocuk çevre seslerini duydukça beyin bunları tekrarlamaya başlar ve zihinsel suskunluk kaybolur böylece bebekteki zihinsel enerji gönderme hali de önce kısmen sonra tamamen kaybolur.Mantıklı cümleleri ve konuşmaları anlamaya, tekrarlamaya başladıkça da majikal açılardan tamamen sıyrılırız. Bu suskun zihin durumu ikinci olarak da ölümden sonra gerçekleşir. Ruhun fiziksle beyni yoktur. Bu yüzden de kelimeleri ve zihinsel sesi de yoktur. Bir ruh sadece imajinasyon görür. Bilgi alınan, konuşmalar yapılan ruhsal
celselere en fazla bu yüzden inanmam. Ama bu ispatalayabileceğim bir durum olmadığından bu konuda iddialı değilim.
 

                   Kolay meditasyonun yolları; 2. ders


                    Aşağıdaki nefes teknikleri bütün çalışmalar açısından önemlidirler. Şayet çalışmalara devam ediyorsanız bundan sonra bunları da uygulamaya başlamanız gerekmektedir. Şimdilik çalışmıyor fakat ilerde yapmayı düşünüyorsanız nefes tekniklerini yine öğrenmeniz gerekmektedir. Aşağıda üç değişik nefes tekniği anlatılıyor. Hepsini öğrenmeniz gerekmekle birlikte şu anda yapılan çalışma için de, ilerdeki mantra ve meditasyon çalışmaları için de en fazla gereken birinci tekniktir.

Çalışmalarınıza başlarken birinci tekniği beş veya on defa uygulayıp, ondan sonra normal çalışmaya geçmeniz çok iyi olur. Adedin bu kadar az olmasının nedeni nefes çalışmalarının yorucu ve uzun oluşlarıdır. Hakkıyla yapıldıkları zaman bir nefesin verilişi yaklaşık olarak bir dakikaya kadar uzayabilmektedir. Nefes tekniklerini çalışmaların haricinde ayrıca yapmanız da mümkündür fakat bunu yapsanız bile çalışmaya nefesle başlamalısınız. Nefes verirken mümkün olduğu kadar düşüncelerinizi boşaltmalı ve sadece yaptığınız şeye konsantre olmalısınız. Düşüncelerin boşaltılması bir sonraki yazı da açıklanacaktır. Şimdilik sadece nefes uygulamasının yapılması yeterlidir.

                    Kblan Tragna çalışmaları - "Uygulamalar Kitabından"

                    NEFES TEKNİKLERİ


                   Nefes teknikleri iki amaçlıdır. Birincisi, meditasyona hazırlık ve meditasyon sırasında nefes kullanışını öğrenmek. İkincisi: Daha sonra görülecek olan mantralara hazırlık. Nefes teknikleri mantra çalışmasından önce yapılarak ciğerler hazırlanır ve mantralar da aynı nefes tekniği ile uygulanır.

1. TEKNİK: Rahat edilecek şekilde oturulur. Oturma bir sandalyede ya da yerde bağdaş kurarak olabilir. Bir yere dayanıp, dayanmamak önemli değildir ancak pratik tecrübeler göstermiştirki, sırt bir yere dayanırken nefesleri tam olarak uygulayabilmek kolay değildir. En iyi şekil hiç bir yere dayanmadan ortada bağdaş kurmaktır. Eller dizlerin üzerinde olabilir veya ortada kenetlenebilir. Nefes uygulamaları sırasında bel kemiğinin zemine 90 derece dik olmasına dikkat etmek iyi olur. Rahat bir şekilde oturduktan sonra burundan, kısa ve sert bir nefes alınır ancak bu yapılırken aşırı sertleşip, ciğeri zorlamamak gerekir. Akciğerler tam olarak doldurulmalı ve vücut tam olarak hava ile doldurulmuş gibi hissedilmelidir. Ciğerler tam olarak doldurulduktan sonra nefes mümkün olduğu kadar ağır şekilde ağızdan verilir. Nefesin mümkün olduğu kadar uzun zamanda ve kesintisiz verilmesi lazımdır. Ciğerlerin boşalması mide adeleleri kasılarak sağlanır. Ciğerler iyice boşaldığı zaman da, mide adeleleri sıkılmaya ve içe çekilmeye devam edilerek ciğerler iyice zorlanır ve içerdeki bütün hava, son zerresine kadar dışa atılır. Nefes bittiği zaman mide sanki bel kemiğine yapışmış gibi durur. Daha doğrusu vakum etkisiyle mide yukarı basılmış ve karın boşluğu bel kemiğine yapışmış durumdadır. Nefes verişi sırasında ve hatta aynı nefesle yapılan mantra zikrinde de bütün dikkat ve konsantre mide adelelerinde olmalıdır. Gücün toplandığı nokta burasıdır. Nefes tam olarak boşalınca tekrar çekilir ve aynen devam edilir. Bütün mantra yapılışlarında esas olarak kullanılan nefes tekniği budur.

2. TEKNİK: Yukarda da belirtildiği gibi bu teknik sadece bazı mantraların söylenişinde kullanılır. Aynı şekilde oturulur, ayni şekilde nefes alınır ve ayni şekilde mide adelesi kullanılarak nefes verilir. Tek fark nefesin tamamı boşaltılmaz. Son kalan bir kaç santimetreküp hava midenin ani ve güçlü bir kasılması ile oldukça sert şekilde atılır. Bu anda mide birden bire kasılırken bütün adeleler de ister istemez kasılır. sanki o anda sert bir yumruk atılıyormuş gibi vücut sarsılır. Bu nefes sistemi oldukça sarsıcı ve yorucudur. Bu uygulama yapılırken söylenen mantranın son hecesi de sert bir şekilde söylenmiş, bir nevi itilmiş olur. Bu teknik Karate vs, gibi uzak Doğu savaş sanatlarının hamle anında uyguladığı nefese ve bağırışa (Kiai) benzer.

3. TEKNİK: Bu nefes tekniği esas olarak Birinci teknikle aynıdır. Nefes verilişi aynen yapılır. Farklılık nefes alışta ve el hareketlerindedir. Ortada bir yerde bağdaş kurarak oturulur. Aslında bir sandalyede oturmak da olasıdır. İki kol göğüsün önünde ve omuz hizasında zemine parelel olarak öne uzatılır. Yumruklar yarı yarıya sıkılı durumdadır. Ellerin küçük parmak kenarları yere, baş parmaklar yukarıya bakar. Eller birbirine hafifçe değecek kadar yakındır. Burada, içteki bütün hava boşaltılmıştır. Burundan nefes alırken kollar, yere paralele olarak yani omuz yüksekliğinde yanlara açılır. Bu sırada ellerin pozu değişmez. Kollar tam omuz doğrultusunda açıldığı anda her iki yumruk 90 derece döndürülerek avuç içleri yukarı, elin sırtı yere bakar hale getirilirler. Hareket ve kolların açılışı kesintisiz olmalıdır. Bu noktada kollar, dirsekler kırılmadan yukarıya kaldırılır. Yumruklar baş üzerinde birbirine temas eder. Bu noktada sol el, sağ yumruğun üzerine kapanır. Nefes alış buraya kadar sürdürülür. Bu noktadan itibaren nefes vermeye başlanır. Nefes verilmeye başlandığı anda, eller suratın önünden, vücut simetri ekseni üzerinden, yumrukların pozu bozulmadan aşağıya indirilir. Dirsekler kırılır ve ön kollar zemine dik olarak iner. Bu durumda, her iki dirsek vücudun yanları hizasında, yumruklar çenenin hemen altında ve vücut simetri ekseni önündedir. Burada dirsekler hafifçe yanlara açılarak eller aşağıya inmeye devam eder. Kollar düzeltilir ve eller bacaklar üzerine kadar, bitişik olarak inerler. Şimdi dirsekler dümdüz, kollar aşağıya doğru ve eller, bağdaş kurulduğu için, ayak bilekleri üzerinde, başka bir ifadeyle kasıkların önündedir. Nefes, kollar tam tepe noktasında iken verilmeye başlanır. Eller en aşağıya inince biter. Nefes mümkün olduğunca uzun sürede verileceği için kolların haraketleri de bununla orantılı hızdadır. Kol hareketi ve nefes aynı anda bitmelidir. Haraketler burada parça parça anlatılmakla beraber aslında başlangıçtan bitişe kadar kesintisizdir. Bu nefes sadece "Kum" mantrasından önce elli defa yapılır. Diğerlerinde şart değildir. Ancak birinci nefes tekniği yerine her mantradan önce de yapılabilir.

                  Nefes alış

                  Nefes tekniklerinin hangisi olursa olsun, hatta Kblan Tragna ekolü çalışmalarımızda değil de dünyadaki bütün benzeri ekollerde ve mesela Yoga´da, Budizim´de de nefes, fiziksel olarak ciğerleri doldurup, havayı boşaltmak demek değildir. Nefes fiziksel bir olgudur. Tabi ki, havayı çekeriz ve sonuna kadar dışarıya atarız fakat nefes esas olarak ruhsal bir olgudur ve fizik beden kadar Astral bedenin ve kişinin enerji bedeninin de canlanıp güçlenmesini amaçlar. Bu açıdan bakınca nefes tekniklerinin anlatılışı sırasında Saki tarafından verilmeyen ya da belki de bizim gözümüzden kaçtığı için sormadığımız, nefes alış şekli hakkında burada bazı eklemeler yapmak gerekmektedir.Bütün nefes teknikleri için nefes alış şekli hiç bir değişiklik olmadan aynen aşağıdaki gibi olmalıdır. Sistemimizdeki nefes tekniklerindeki nefes alış kısa ve hızlıdır. Ciğerler hava ile tam olarak doldurulur. Havanın çekilişi hızlı, kısa fakat abartısızdır. Bu nefes çekiş sırasında hissedilmesi gereken bazı şeyler vardır. Nefes alınırken havanın aşağıya, ciğerlere gittiği değil, yukarıya kafanın tepe noktasına çıktığı, oraya çarpıp, kafanın arkasına döndüğü, ense ve bel kemiğinden geçerek vücudun dibine indiği, cinsel organlardan geçerek alt karını doldurduğu hissedilmelidir.Yukarda, imajine edilmeli, düşünülmeli, hayal edilmeli değil de "Hissedilmeli" kelimesinin kullanılmış olması tesadüfi bir yazım olarak alınmamalıdır. İmajinasyon ve diğer şeyler kafayı meşgul eden faaliyetlerdir. Anlatılan durum sadece hissetme seviyesinde olmalı ve bu bir alışkanlık olmalıdır. Bu şekilde çalışma yaparken kafa diğer şeylerle ilgilenirken nefes de, tıpkı oturduğumuz minderi hissetmemiz gibi hissedilir olur ve kafayı meşgul etmeden otomatik olarak anlatılan şekilde alınır.


                  Kolay meditasyonun yolları; 3. ders
                  İMAJİNASYON VE VİZYON


                   Dünyadaki hemen hemen bütün majikal çalışmalarda "İmajinasyon" ve "Vizyon" önemli yer tutar. Herhangi bir ekol kendi geleneklerinin bünyesine imajinasyon çalışmaları diye birşey eklememişse ve hatta bu tür çalışmalardan haberi bile yoksa bu, o ekolün imajinasyon ve vizyon gibi şeyleri kullanmadığını göstermez. Bu sadece böyle bir ekolün bu tür uygulamaları farkında olmadan veya başka isimler altında uyguladığını gösterir. Çok iddialı gibi görünen bir söz bile olsa şunu demek mümkündür: “Maji imajinasyonla başlar, imajinasyonla biter”.

                  Yukarda da belirtildiği gibi majikal çalışmalarda İmajinasyon ve Vizyon kelimeleri, daha doğrusu bu kelimelerin ardındaki anlamlar çok önemli bir yer tutarlar. Çalışmalarda ve özellikle yeni başlayan ya da fazla bir gerçek deneyimi olmayan kimseler arasında en çok düşülen yanılgı İmajinasyon ve Vizyonu karıştırmaktır. Bu iki konuyu ve farklılıklarını tam olarak ifade edebilmek için önce imajinasyonu ele almamız gerekir. Majikal keşifler, tebliğler ve bazı durumlarda da kehanetler için en önemli şey Vizyon’dur fakat imajinasyon sahibi olmayan bir kimse Vizyon sahibi de olamaz ya da çok zor olabilir. Tabii bu doğuştan vizyon kabiliyetine sahip olan kimseler veya mesela peygamberler ve benzer kutsal kimseler için değil, İmajinasyon ve Vizyon gibi şeyleri sonradan çalışarak elde etmek isteyen kimseler için geçerli olan bir sözdür. Vizyona sahip olabilmenin en kestirme yolu İmajinasyonun geliştirilmesidir. Anlaşıldığı gibi İmajinasyon, onun bir ilerlemiş türü olan projeksiyon ve Vizyon; çalışmalarla geliştirilebilen, sonradan edinilebilen şeylerdir.

                 En yeteneksiz kimse bile zamanla ve disiplinli çalışmalarla imajinasyon kabiliyeti kazanabilir. Buna karşılık Vizyon için sadece zihni serbest bırakmayı bilmek gerekir. Vizyon kendiliğinden doğar. Mesela teorik olarak hayvanlarda vizyon olabilir. Buna karşılık imajinasyon kabiliyeti asla olamaz. Zihinsel özürlü kimseler de zaman zaman vizyon yaşayabilirler fakat imajinasyon geliştiremezler.

                   İmajinasyonun birbirinden az çok farklı olan bir çok tarifi vardır. Bunlardan biri de, “İmajinasyon bir şeyin ruhta şekillenmesidir” şeklindedir fakat burada, bu şekildeki iddialı anlatımlar yerine anlaşılabilir şekilde, basit tarifler yapmamız daha yerinde olur. İmajinasyon hayal kurmanın son derece ileri ve kontrollü şeklidir. İnsanlar hayal kurarlar. Bazı kimselerde bu hayal kurma alışkanlığı o derece ileridir ki, durum “Gündüz rüyası” veya “Uyanık rüya” denilebilecek kadar ciddileşebilir. Kişi çevresinden kopar, olur olmaz zamanlarda hayallere dalıp gider.Hayal kurma sırasında insanlar çoğunlukla üzerinde hayal kuracakları konuları kendileri seçerler fakat kafalarındaki hayaller yoğunlaştıkça ipin ucunu kaçırıp olur olmaz hayaller peşinde koşmaya başlarlar. Hayaller birbirleri ile bağlantılı ya da tamamen ilgisiz şekilde peşpeşe akmaya başlarlar. Bu akış kişinin hoşuna giden ilk konuyla ilgili de olabilir, tamamen farklı alanlara da kayabilir. İmajinasyonun hayal kurmaktan farkı belli bir şeyin seçilmesi, onun üzerine yoğunlaşılması ve o şey veya o cisim her ne ise onun sabit olarak görülmeye devam edilmesidir. Gelişi güzel hayal kurmak gibi, düşünülen şey akıp gitmez. Fiziksel gözlerle görülen sabit bir resim gibi yerinde durur veya istek üzerine haraket ettirilir. Bu anlatılanlardan da hayal kurmanın zihni eğlendirmesine karşılık, İmajinasyon çalışmalarının neden sıkıcı şeyler olduklarını anlamak mümkündür.

                   İmajinasyonun hayalden farklı olan ikinci noktası da onun çok güçlü olmasıdır. Hayallerin zihindeki belli belirsiz şeyler olmalarına karşılık İmajinasyon gene fiziksel olarak mevcut olan bir resim gibi net ve canlıdır. Son derece detaylıdır. İmajinasyon, onu gerçekleştiren kimsenin istediği sürece sabittir. Buna karşılık rastgele hayal kurarken zihin yorulunca hayaller de uçup gider veya daha değişik konulara kayar.

                   İnsan, İmajinasyon kabiliyetini nasıl kazanır? Bunu sağlayabilecek olan bir çok değişik yöntem bulunmakla beraber bunların hepsi de sonuç olarak aynıdır. Yapılacak olan uygulamada, kişinin istek ve eğilimlerine göre değişiklikler yapılması mümkün olmakla beraber, imajinasyon geliştirmek için kullanılabilecek olan ana yöntem aşağıda anlatıldığı şekildedir.

                   İMAJİNASYON GELİŞTİRME ÇALIŞMALARI

                 İmajinasyon geliştirme çalışmaları için şayet mümkünse vücudun dinlenik olduğu saatler seçilmelidir. Bundan daha önemli olarak da, zihinsel olarak dinlenik ve dinamik olmak uykulu veya uykusuz olmamak gerekir. Bu ana kurala rağmen bazı kimselerde az miktarda alınan alkolün de imajinasyon için verimli bir durum oluşturduğu görülmüştür. Ancak bu çalışmaları bir miktar alkolle denemek isteyenlerin alkolü çalışmadan on dakika kadar önce almaları, sarhoş olduktan sonra çalışmaya oturmamaları gerekir. Alkolün zaman zaman denenebilecek bir şey olmasına ve bazı kimselerde fiziksel yorgunluğun engel yerine yardımcı faktör olmasına karşılık uykusuzluk her zaman için önemli bir engeldir. Herşeyden önce insan uyku ihtiyacı içindeyken yapılan bir çalışmada uyuyup kalabilir veya istenen konuya konsantre olmak yerine hayallere dalabilir. En kötüsü de kişinin bunları yaşadığı sırada olanların farkında olmamasıdır.

                 Çalışmalar için en uygun zamanlar kişinin uyanıp, zihnini ve dolayısıyla kendisini bedensel olarak toparlamasından sonraki zamandır. Mesela uyandıktan bir saat kadar sonrası imajinasyon geliştirme çalışmaları için ideal zamandır. Tabii çalışan ve sabahları bu iş için zaman ayıramayan kimseler için uygun zaman, işinden eve dönüp, bir süre dinlendikten sonra ve şayet uygun olursa onbeş yirmi dakika uyuduktan sonrasıdır.

                  Çalışmaların çok boş bir miğde ile yapılması konsantrasyonu zorlaştırır fakat çok dolu bir miğde de uygun değildir. Sadece imajinasyon değil herhangi bir majikal çalışma veya meditasyon çalışması ya da bunların da dışında herhangi bir zihinsel faaliyet planlayan kimsenin akşamları yapmak istediği herşeyi yaptıktan sonra, televizyonunu seyredip, sohbetini yapıp tam uykusu geldiği sırada, adet yerini bulsun diye, yatmadan önce son yapılan iş olarak çalışma yapması da sadece kendini aldatması ve boşuna zaman kaybetmesi olur. Bu durumdaki kimse için onbeş dakika zihinsel çalışma yapmak yerine bir an önce yatıp onbeş dakika fazla uyumak daha faydalıdır. Bu çalışmalar ciddi konulardır ve ciddiye alınmaları da gerekir. Ciddi şekilde planlanmaları ve zaman ayrılması gereken şeylerdir.

                 Ciddiyetten uzak bir çalışma sadece kişinin başarısızlığı ile sonuçlanmaz. Bu durumun başka ve çok daha büyük zararları da vardır. Kişi bir çalışma programı uygulamaya karar verip buna başladığı zaman uygun olmayan şartlar altında, aşırı yemek yedikten veya ancak uykusu geldikten sonra çalışma yaparsa ya da çalışmaları sadece kendisini aldatmak için yaparsa çok açıktır ki, başarısız olacaktır. Bu başarasızlığın yanısıra kişinin bilinçaltında kendi kendisine küçük düşmesi vardır ki, işte en zararlı olan da budur. Zamanla kişi kendisini hiç bir kararını uygulamayan, disipline gelemeyen, başarı kazanamayan ya da bu konularda başarı kazanamayan ve hatta başarısızlığa mahkum birisi olarak görmeye başlar. Bu durum gerçekleşmeye başladıktan sonra kişi durumu farkedip kendisini toparlamaya gayret etse bile artık başarılı bir sonuç alması sıfırdan başlayan birisinden çok daha zor olur. Bu kendine inançsızlık durumu da zamanla kanserli bir hücre gibi büyüyerek bütün kişiliği kaplamaya başlar ve kişi her alanda, halk arasındaki deyimle “Yalak” bir kişilik haline gelir. Bu yüzden hayattaki herşeyde olması gerektiği gibi hatta çok daha fazla olarak majikal çalışmalarda da disiplinli ve kararlı olmak gerekmektedir. Ya yapmalı, ya yapmamalıdır. “Bir deneyeyim bakalım” asla olmaması gereken yaklaşımdır.

                Yapılacak olan çalışmaların süresi kişiden kişiye ve hatta aynı kişinin değişik ruh hallerine göre değişebilen bir durumdur. En az on dakikadan başlayarak motivasyon ve sıkılma durumlarına bağlı olarak saatlerce çalışılması mümkündür.

                Çalışmalara başlarken kişiden kişiye değişebilecek olan rahat bir konumda oturulur ya da uzanılır. Mesela odanın ortasındaki bir minderin üzerine bağdaş kurularak ya da iki diz üzerinde oturulur. Ya da odanın ortasına yayılmış olan ince bir örtü üzerine, yastık gibi bir cisim kullanmadan sırtüstü uzanılır. Bu pozların yerine rahat bir koltukta arkaya yaslanıp oturmak veya rahat bir divanda uzanmak da mümkündür. Bununla beraber sonuncu tercihte uyuyakalmamaya dikkat etmek gerekir. Baştan beri çalışmalarda uyuyakalmanın olumsuz bir durum olduğundan bahsediyoruz fakat bunun tam tersi olarak, normal gece uykusuna girerken yatakta on, onbeş dakika kadar sırtüstü yatıp imajinasyon çalışması yapmak sonra farkında olarak veya olmayarak normal uykuya geçmek veya istenilen poza dönerek uyumak ya da uyuyana kadar imajinasyon çalışmasını devam ettirmek de mümkündür. Bu durumda insanların uyumadan önce hayal kurmalarının ve mesela cinsel fanteziler üretmelerinin yerini imajinasyon çalışmaları alır. Gene de unutmamak gerekir ki, uyumadan önce kurulan boş hayaller veya cinsel fantaziler de insan için gereklidir. Bunlar bir noktada uyurken rüya görmenin uyanık şeklidir ve beyni, zihni düzenleyip, dinlendirir. Bunların eksikliğinin herhangi bir zihinsel sıkıntıya sebep olup olmayacağı ruh doktorlarının cevaplaması veya araştırması gereken bir durumdur. Bu yüzden burada sadece uyku öncesinde imajinasyon çalışmaları yapmayı alışkanlık haline getirmemek gerektiğini, bu uygulamanın mesela üç, dört gün veya bir hafta boyunca yapılmasını, sonra normale dönülmesini ve daha sonra istenirse tekrar aynı şekilde yapılmasını tavsiye edebiliriz.

                Gene konumuza dönersek, uyuyana kadar imajinasyon çalışması yapmak da verimli olabilir ve çalışmalarla ilgili olan kişisel tercihlerden biridir. İmajinasyon çalışmaları bir tür fiziksel egzersiz gibidir. Yani öyle Astral planlarda tehlikeli de olabilecek çalışmalar değillerdir. Hele ruh çağırmak, Cin çağırmak, korkutucu kontaklar kurmakla hiç ilgileri yoktur. Çalışmalar sırasında kişi korkutucu bir şey görürse bu tamamen onun kendi bilinçaltından ortaya çıkan bir durumdur. Çalışmaları yapan kimse çalışmada uyuyakalırsa, yani son anlatılan uyku öncesi çalışma yöntemini seçmemiş ve uyumaması gereken durumda uyumuşsa bile hiç bir zihinsel ya da ruhsal tehlikeye açık olmaz. Çalışmaların bu şekilde bitmesi veya çok az konsantre olup sonra uyunması ya da herhangi bir şey yüzünden dikkatin toplanamaması sadece çalışmanın verimsiz olmasıyla sonuçlanır. Başka en ufak bir ters etkisi söz konusu değildir.

                İmajinasyon çalışmaları için, zihinsel disiplin açısından belli bir saatin seçilmesi iyidir fakat şart değildir. İnsan isterse imajinasyon çalışmalarını iş yerinde öğle tatilinde veya işine gidip gelirken otobüste veya herhangi bir nakil aracında bile yapabilir. Tabii bunun için bir tek önemli şart vardır. O da aracı kullananın kendisi olmamasıdır.

               Tercih edilen rahat konuma girilir ve gözler kapatılır. Bu durumda ilk önce Kblan Tragna ekolünün derin nefes teknikleri on veya yirmi defa tekrarlanarak zihin boşaltılır, günlük düşüncelerden soyutlanır. Yeterli gevşeme ve sakinlik durumuna ulaşılınca imajinasyon çalışmalarına başlanır. İlk olarak renklerin imajine edilmesi ile başlamak gerekir. En kolay imajine edilen renk de kırmızıdır. Önce gözün önüne kırmızı renk getirilir. Sadece kırmızı renk düşünülür. Bir süre sonra zihnin tamamı kırmızı renkle kaplanınca kırmızı renkli basit cisimler veya geometrik şekiller düşünülmeye çalışılır. Mesela küçük küpler, üçgenler, beş köşeli yıldızlar vs. Bu renkler ve şekiller sadece zihinde tutulan şekiller ve renkler olarak kalmamalı, gözler kapalı olduğu halde sanki gerçekten gözönündeki renk ve şekillermiş gibi görülmelidirler. Kırmızı üzerinde yeteri kadar çalışıldıktan sonra renk değiştirmeli ve turuncuya geçmelidir. Çalışmalar aynen turuncu renkle tekrarlanmalı, sonra sarı, yeşil ve siyah dahil bütün renklerle çalışılmalıdır. Bütün renkler rahatlıkla imajine edilmeye başlandıktan sonra ki, bu günler veya haftalar da sürebilir, karışık renkler ve daha karışık şekiller imajine edilmeye başlanabilir. Mesela parlak lacivert zemin üzerinde kırmızı veya sarı geometrik cisimler ya da herhangi bir renkteki zemin üzerinde herhangi bir renkten oluşan şekiller görülebilir.

              Daha sonra görülen geometrik şekiller şekil olmaktan çıkıp cisim olmalıdır, yani üçgen yerine piramit ya da koni, dörtgen yerine küp gibi. Daha sonra da bu cisimler çok renkli olmalı mesela her yüzü başka renk olan küp veya piramit üzerinde çalışılmalıdır.

              Bu aşamadan sonra çalışmalarda daha karmaşık şeyler imajine edilebilir. Mesela tanıdık bir kimse. Böyle bir kimse imajine edildiği zaman o kimse gerçekten karşıda oturuyormuş gibi aşırı detaylı olarak görülebilmelidir. Bazı kimseler çalışma sırasında, tanıdıkları bir insanı imajine ettikleri zaman o kimsenin yüzünde, elinde ya da farkedilir bir bölgesinde, o zamana kadar bilinçli olarak farkedemedikleri bazı ayrıntıları da farkederler ve sonra o kimse ile gerçekten karşılaştıkları zaman, farkettikleri ayrıntının gerçekten de mevcut oldugunu görürler.

              Görsel imajinasyon tam olarak sağlandıktan sonra ses, tat, koku ve dokunma duyusu imajinasyonlarına geçilir. Ses imajinasyonu için değişik çınlamalar, notalar piyano, gitar gibi aletlerin tınlamaları imajine edilebilir. Koku için de kişi bildiği en aşina olduğu kokularla işe başlamalıdır. En zor imajinasyon ses ve dokunma imajinasyonlarıdır. Bütün resim imajinasyonları başarıldıktan sonra sıra hayallere haraket vermeye gelir. Mesela bir kuş yerine uçan kuş görülür. Kişiler haraket ederler. Bu durumda imajinasyon çalışan kişi sanki bir kukla oynatıcısı, imajlar da ipleri çekilerek haraket ettirilen kuklalar gibilerdir. Yani imajlara istenilen herşey yaptırılabilir.

               Bu çalışmaların sonunda mesela bir deniz kıyısı imajine edilirse, manzara tam olarak görülmeli, kıyıya çarpan dalgaların sesleri duyulmalı, suratta rüzgar ve dudaklarda da tuzlu su serpintisinin tadı duyulmalıdır. Anlamlı majikal operasyonlar ve çalışmalar ancak imajinasyon tam olarak geliştirildikten sonra mümkün olabilir.

               İmajinasyonun bir sonraki aşamasıysa projeksiyon ya da bir şeyi projekte edebilme yeteneği kazanmaktır. Bu da ancak imajinasyon yetisi son derece geliştikten sonra yapılabilecek birşeydir ve her kimsede de gerçekleşmeyebilir. Bir imajın projekte edilmesi, imajinasyonun açık gözlerle yapılması ve imajine edilen objenin fizik plandaki eşya ve değişik cisimler içinde sanki maddi olarak mevcutmuş gibi görülebilmesidir.

                Projeksiyon çalışmaları için mesela bir masaya oturulur ve gene mesela oturulan masanın üzerinde duran, su dolu bir bardak imajine edilir. Bardak tam olarak görüldükten sonra gözler açılır ve bardak masanın üzerinde gerçekten mevcut olan bir cisimmiş gibi açık gözlerle görülür. Bu işlem sanki bir projeksiyon makinasının bir resmi perdeye projekte etmesi gibi, düşünülen şeyin gözleri, makinanın merceği gibi kabul ederek projekte etmektir. Bu tür bir çalışmaya Zihinsel Projeksiyon demek de mümkündür.

                 VİZYON

                Görüldüğü gibi İmajinasyon kişinin bilinçli olarak elde ettiği bir yetenektir. Görülen şeylerin tamamı kişinin kendi isteği ile yarattığı, görmek istediği şeylerdir. Tamamen kontrollüdür. Vizyon ya da “Görüş” ise bunun tam tersidir. Vizyon ya bir dalgınlık ya meditasyon veya herhangi bir çalışma sırasında kendiliğinden gelen bir görüntüdür. Resimler, manzaralar, olaylar, kişiler veya mekanlar olabilir. Görsel bir durum yerine tamamen sesten ibaret de olabilir. Karışık ya da anlamlı şeyler olabilir. Karşılıklı konuşulan ya da kişiye birşeyler anlatan kimselerin görüntüleri de olabilir. Burada, “Duru Görü, Duru İşiti” gibi isimlerle tarif edilen her şeyi Vizyon ismi altında topluyoruz. Değişik kutsal kitapların bir çok bölümünde anlatılan bir çok şey vizyonlar sonucunda edinilmiş bilgilerdir. Mesela Nostradamus’un ünlü kehanetlerinde anlatılan herşey vizyonlar vasıtasıyla edinilmiş bilgilerdir. Bir insanın vizyon sahibi olabilmesi için imajinasyonunu mükemmel kullanabilir durumda olması şart değildir. Fakat vizyon sahibi olmayan kimseler imajinasyon gücünü geliştirdikten sonra vizyon görmeye daha yatkın olurlar. Vizyon görebilmek için yapılacak ayrı bir çalışma geliştirici bir teknik yoktur. İnsanın zihnini serbest bırakarak beklemesi ya da meditasyon veya benzeri durumlarda olması yeterlidir. Vizyon için yapılabilecek olan çalışmalar imajinasyon çalışmalarından ibarettir.

                  İmajinasyon ve Vizyon konularını bitirmeden önce söylenilmesi gereken son şey de şudur: Vizyon asla hayal görmekle karıştırılmamalıdır. Kişi anlamasa bile Vizyonlar daima bir anlam taşırlar. Vizyon’un zihinsel rahatsızlıklardan kaynaklanan hayal görmeyle de karıştırılmaması gerekir.


Bülent Kısa   


Tarih : 10 Ocak 2008 Perşembe
Hit : 12042

Mustafa Cirban___ mcirban@ttmail.com