GiYPO

Bugün : 25 Kasim 2017 Cumartesi





    DİĞER BÖLÜMLER
    Tarih Din Uzay
    Bilin ötesi Yaşam Doğa
     Parapsikoloji

 




 

MAYALAR VE TUFAN

        Maya mitolojisinde "tufan" korkusu 


          Aztekler, 16. yüzyilda "Fatih" Cortez Meksika kiyilarina ayak bastiginda, uygarliklarinin gelisim egrisindeki son evreyi yasiyorlardi artik. O görkemli mimari, o göz kamastirici astronomi bilgisi ve benzerini ancak eski Misir'da gördügümüz garip yildiz kültürü, altin hirsiyla Yeni Dünya'ya çikan Ispanyollarin elinde yagmalandi, yerle bir edildi. Hem de geride pek az iz birakmacasina. Arkeoloji tarihini anlattigi "Tanrilar, Mezarlar ve Bilginler" adli kitabinda C.W Ceram, Aztekler'den "boynu vurulan kültür" diye söz eder. 
          Diger yandan, Azteklerle dogrudan bir baglantisi olmayan ve ondan çok daha eski, çok daha büyüleyici bir kültürün yaraticisi olan Olmec'ler ve Mayalar, uygarliklarinin denizin ta öte yakasindan gelen açgözlü yagmacilar tarafindan yikilmasina tanik olmayacak ölçüde sansliydilar denebilir. Bu insanlar, bugün baslangicinin I.Ö 2500 yilina dayandigi ileri sürülen bir tarihi yaratmislar, sonra da Ispanyollar gelmeden çok önce sessiz sedasiz ortadan kaybolup gitmislerdi. Tam olarak "kaybolmuslardi" da denemez; irklari, jungle yakinlarindaki basit ve düz köylerde varliklarini mütevazi biçimde sürdürmüs, ama o görkemli piramitleri, tapinaklari yapan "ustalar ve bilginler" sanki "sir" olmuslardi. 
          Eger diplomatik bir görevle Orta amerika'ya giden maceraci Amerikali avukat John Lloyd Stephens ve onunla birlikte bu geziye çikan Ingiliz ressam Frederick Catherwood olmasaydi, belki dünya bir zamanlar Yucatan ve çevresinde büyüleyici bir uygarligin yasadigini epey geç ögrenecekti. Stephens, balta girmemis ormanlar içinde çiktigi gezintilerden birinde, inanilmaz bir seyle karsilasmisti: Ormanin tam ortasina yerlesmis, issiz ve sakin bir sehir! O güne dek varligindan haberdar olunmayan Maya uygarligi, yirminci yüzyilin baslarinda art arda gelen yeni buluslarla gün isigina çikmaya basladi. Ne var ki, 3500 yila yayildigi sanilan bu kültürün, geride biraktigi büyük kültürel mirastan yalnizca birkaç kirinti kalmisti geriye. Olmec ve Maya uygarliklarinin yildiz kültürü, dini ve astronomisine iliskin yazili kaynaklarin, Ispanyol "fetih" döneminde sistematik bir biçimde yok edildigi sonradan ortaya çikti. "Vahsi" yerlilere "Tanri yolunu" ögretme iddiasiyla Meksika ve Orta Amerika'ya gelen papazlar, o muhtesem kalintilardan ve onlari yaratan uygarliktan habersizdiler ama, "ilkel" orman köylülerinin elinde, "putperest, pagan, batil" kitaplar oldugunu; bu basit köylülerin o anlasilmasi zor dinlerine oldukça bagli yasadiklarini farkettiler. Misyonerlerin en acimasizi ünlü Diego De Landa, bir gecede, çevredeki bütün köylülrin elindeki kitaplari toplatti ve binlerce cildi, acimadan onlarin gözleri önünde yakip yok etti. Landa, "Tanri yolu"na olan inanciyla yaptigi bu isten gurur duyuyordu ama, yerlilerin büyük üzüntüsünü görünce yaptigi isten belli belirsiz bir pismanlik duymaya basladi. Ne var ki, is isten geçmis, bütün bilgiler kül olmustu. Landa ilahi bir vicdan azabiyla, kimseye bir sey söylemeden geriye kalan birkaç safayi aldi ve sakladi. Bunlar, bugün Maya kültürüne iliskin elimizde olan çok az belgenin bazilaridir. 
          Arkeologlar, uzun süre bu gizemli uygarligin izlerini yorumlamakla ve kronolojisini çikarmakla ugrastilar ama o denli az veri vardi ki, çok da somut bir yerlere varamadilar. Diger yandan, Maya ve Olmec kültüründeki çogu unsurun Misir ile belirgin ortak nitelikler tasimasini ya görmezden geldiler ya da bunlara "önemsiz rastlanti" deyip geçtiler. Bunlarin en ilginci, her iki kültürde de dini yapilarin en önemlileri, "piramit" biçiminde olmasiydi. Üstelik, Teotihuacan'daki Maya piramidiyle, Giza'dakiler arasinda ölçüler yönünden de büyük benzerlikler vardi. Arkeologlar ve tarihçiler, buna rastlanti demeyi yeglediler. Her iki kültür de astronomi merkezliydi ve gezegen yörüngeleri, hareketleri, yildiz haritalari ve hatta presesyon inanilmaz bir hassasiyetle hesaplanmisti. Ve yine her iki kültürde de, "ölümsüzlügün sirri"na yönelik bitmeyen bir arayis, yildizlardan medet umma gelenegi vardi ve buna da "rastlanti" deniyordu. Her iki kültür de, bütün piramit ve tapinaklarini belli yildizlara ya da göksel olaylara hizalayarak yapmisti, herhalde bu da "rastlanti"ydi. 
          Chichen Itza'daki ünlü tapinagin iki yüzünden biri kis gündönümünde günesin batisina, diger yüzü de yaz gündönümünde günesin dogusuna yöneltilmisti. Yilda iki kez, ekinoks anlarinda da, piramidin basamaklarinin gölgesi, yan duvarin üzerine "tüylü yilan" biçimi vermek üzere düsüyordu. Bu "tüylü yilan" simgesi, Maya uygarliginda sik sik karsimiza çikiyordu ve tanri Kukulkan'a baglaniyordu. Maya dininde Kukulkan bir "tüylü yilan"la gösterilirdi ve oldukça ilgi çekici bir hikayeye sahipti: Efsaneye göre, yeryüzü büyük bir felaketle karsilasip, birçok ülke sular altinda kaldiktan sonra, Maya ülkesine "dogudaki deniz"den, bilge bir tanri gelmisti, küreksiz bir gemiyle. Yildizlarla, dünyayla, bina ve tapinak yapimiyla ilgili bilgileri hep bu bilgeden ögrenmisti Mayalarin atalari. Onu getiren gemi de, biçiminden ötürü, uzun boynunu ufka çevirmis büyük bir tüylü yilanla sembolize edilmisti. Bu bilge tanri, Kukulkan kimdi? Sakin buzul devrinin sonunda sularin 100 metre yükselmesiyle ülkesi denizin dibine gömülen bir uygarligin, okyanustan çikagelen kazazedesi olmasin? Mitleri çogu zaman hafif masallar olarak görürüz; ama arkeoloji tarihi bize mitleri hiçbir zaman hafife almamayi ögretir. Ingiliz arkeolog Leonard Woolley'nin, Sümer sehri Ur'u ararken, Tevrat'in Gilgamis Efsanesi'nden ödünç aldigi "tufan" mitini dogruladigini unutmamak gerek. Ayni sekilde, Heinrich Schliemann'in, yalnizca Homeros'un Ilyada'sindaki bir fantezi, bir mit oldugunu düsündügü ünlü Truva kentini bularak efsanenin dogrulugunu kanitlamasini da. 
           Bir diger ünlü Orta Amerika tapinagi, Teotihuacan'da bulunuyor. Bu tapinak da, Pleiades ya da bizde bilinen adiyla "Ülker" yildiz grubuna göre ayarlanmis. Takvimlerine çok bagli olan ve uygarlik tarihinin en sasmaz takvimini yaratan Mayalar, Pleiades'e büyük anlamlar yüklemisler. Bu yildiz kümesinin gökyüzünün en tepe noktasina yerlesmesi, 52 yillik döngülerle gerçeklesiyor. Mayalar, sürekli olarak "dünyanin yokolacagi büyük felaket" korkusuyla yasamis bir ulus. Nereden kaynaklandigini bilmedigimiz inanislarinda, 52 yilda bir "dünyanin sonu"nun gelecegi fikri var. Bu nedenle, Pleiades döngüsünü tamamlayip zenith noktasinda belirdiginde, Mayalarin sevinçle bunu kutlamalari sasirtici degil. Böylece, "Bir afet dönemi daha olaysiz bitti, önümüzde 52 yil daha var" diyebiliyorlardi. Sasirtici olan, dünyanin bu sessiz, sakin, büyüleyici doga güzelliklerine sahip bölgesinde yasayan insanlarin niçin durup dururken böylesi "afet teorileri" olusturup bunlardan ölesiye korktuklari sorusu. Yoksa, toplumsal bilinçaltinda, çok eskilerden gelen bir "ani" mi vardi? 
          Meksika, Guatemala ve Honduras bölgelerindeki eski uygarliklar, derinlemesine arastirilmayi hakediyorlar. Sezgiler ve sagduyu, Misir'da, Uzak Dogu'da, Stonehenge'de izlerini gördügümüz "yitik uygarlik"la ilgili en önemli ipuçlarinin bu bölgede ortaya çikacagini söylüyor sanki.

 


Tarih : 5 Ocak 2009 Pazartesi
Hit : 721

Mustafa Cirban___ mcirban@ttmail.com