GiYPO

Bugün : 25 Kasim 2017 Cumartesi





    DİĞER BÖLÜMLER
    Tarih Din Uzay
    Bilin ötesi Yaşam Doğa
     Parapsikoloji

 




 

              İSA ÇARMIHA GERİLDİ Mİ,?

incil arastiricilari ve Ortadogu tarihi uzmanlarinin yilardir bitmeyen tartismasi, yeni ve ilginç bir görüsle farkli bir noktaya dogru yönleniyor: Kudüs'te çarmiha gerilen, "Nasirali Isa" degildi!

Yillardan beri Yakindogu tarihçileriyle hiristiyanlik üzerine arastirma yapan ilahiyatçilar arasinda oldukça "temel" bir anlasmazliga bagli bir tartisma sürer gider. Bu tartismanin ana ekseni, dünyanin ilk iki büyük tektanrili dini olan yahudilik ve hiristiyanligin dogus ve gelisim sürecinin belirleyici kisi ve olaylaridir. Bilindigi gibi, Filistin, Kenan ve Sina bölgesinde geçen ve Kutsal Kitap için son derece belirleyici olan olaylarin, tarihi ve arkeolojik anlamda baska hiçbir tanigi yoktur. Yani, I.Ö 1400 dolaylarinda gerçeklestigi düsünülen "Exodus - Yahudilerin Misir'dan çikisi" ve bunu izleyen olaylar zinciri üzerine ne Misir'da elle tutulur bir belge bulunabilmistir, ne de Yakindogu'da. Yine buna bagli olarak, Misir'da Yeni Krallik döneminin baslangicinda yasamis Musa adli bir yahudi peygamberinin varligina iliskin de yegane bulgu, Tevrat'in sayfalaridir. Asagi yukari ayni durum, "Yeni Ahit" için de geçerlidir: görece çok daha yakin bir tarih olan 1. yüzyila iliskin onca tarihi belge arasinda, Nasira'da (Nazareth) Isa adli bir yahudi peygamberinin yasadigi ve 34 yili dolaylarinda çarmiha gerildigi yolunda en küçük bir belge bile elde edilememistir. Bugün dünya üzerinde 3 milyara yakin insanin inandigi iki büyük dinin Kutsal Kitabi'ni dogrulayacak verilerin azligi, ilginç olmanin da ilerisinde, "garip" bir durum sayilabilir.

Oysa Misir tarihinin en iyi bilinen bölümü, Yeni Krallik, özellikle de 17. Hanedan ve sonrasidir. Bir yigin belge, papirüs, mektup ve resmi metin yardimiyla kronolojisi çok büyük oranda kesinlestirilen böylesi bir dönemde, binlerce insanin Firavun'un arzusu hilafina ülkeyi terketmesi ve onlari yok etmek üzere artlarina düsen askerlerin Kizildeniz'de bogulmalarina iliskin bir tek satir bile destekleyici veriye ulasilamamis olmasi, sasirticidir. Bu denli büyük ve önemli bir göç hareketi, dahasi, din temelli bir siyasi isyan, nasil olur da Misir'da lehte ya da aleyhte hiçbir yanki bulmaz? Bu nokta üzerine giden tarihçiler, Yahudilerin Misir'dan çikisi diye bir olayin hiçbir zaman yasanmadigini, çünkü bu ulusun Misir'da kalici bir yerlesime gitmedikleri, baslangiçtan beri Kenan ülkesi dolayinda yasayan göçebe çobanlar olduklari ve firsatini bulduklari anda da bu ülkeyi ele geçirerek Yahudi Kralligi'ni kurduklarini vurgulamaktadirlar. Buna karsi ilahiyatçilar, Misir belgelerinde Hapiru ya da Apiru adiyla anilan Yakindogulu göçebe isçilerin aslinda Ibraniler oldugunu ve Ibrani anlamina gelen "Hebrew" sözcügünün Hapiru'dan türedigini savunurlar. Ancak, Misir'da statü sahibi biriyken Hapirularin basina geçip onlari "Vaat edilen topraklar"a götüren Musa adli bir lider üzerine onlar da hiçbir bulgu ileri sürememektedirler. Orta yolcu bir görüs, Misir'da I.Ö 1650 dolayinda yasanan "Hiksos" istilasi sirasinda Yakindogu'dan bu ülkeye gelen insanlarin arasinda Yahudilerin agirlikta oldugunu, yüz elli yil sonra Hiksos devri bitip yönetim Teb prenslerinin eline geçtiginde "magdur ve istenmeyen" duruma düsen Yahudilerin Kenan'a geri döndüklerini ileri sürmektedir ama Musa'nin varligini ve Exodus'u dogrulayacak veri hala eksiktir.

Ayni durum, Tevrat'in ilk bölümü olan "Genesis - Yaratilis" sayfalarinda daha farkli bir biçimde belirir: Bu ilk tektanrili dinin kutsal kitabinda anlatilan olaylarin (insanin yaratilisi, cennetten çikis, Büyük Tufan) hiçbirinin özgün olmayip en az iki bin yil daha eski olan Sümer mitlerinden alindigi, geçen yüzyilda yapilan arkeolojik çalismalar sirasinda net olarak ortaya çikmistir. Yahudilerin 2000 yil önceki tarihlerine, yani hiristiyanligin baslangicina iliskin veriler ve Incil (Yeni Ahit) bölümleri de ayni destek eksigiyle karsi karsiyadir. Birinci yüzyilin hemen basinda Yahudi Kralligi'nin durumu ve Kral Herod'a iliskin yeterli bilgi vardir. Israil'deki yahudilerin bir "Mesih" arayisinda olduklari da bilinmekte ve hatta radikal dini akimlarin Roma isbirlikçisi olarak gördükleri kralliga sirt çevirdikleri, isyan denemelerine giristikleri de bilinmektedir. Ayni sekilde, bölgede Roma Imparatorlugu'nun valisi olarak Pontius Pilatus'un yetkili oldugu da belli belgelerde ortaya çikmaktadir. Ama birinci yüzyilin büyük Yahudi ve Romali tarihçilerinin hiçbirinin yazdigi belgelerde, "Nasirali Isa" adiyla bilinen birinin ülkei boydan boya dolasip vaazlar verdigi ve insanlari pesine takarak imparatorluk için bir tehlike olusturduguna iliskin tek satir yoktur. Dahasi, Isa diye birinin yasadigina iliskin tek belge, Incil'dir. Vali Pilatus'un isyankar bir yahudiyi Kudüs'te çarmiha gerilmeye nahkum ettigi yolunda bir tek Roma belgesinin bulunmamasini da bu veri eksikliklerine ekleyebiliriz.

1945 ve 1947 yillarinda Misir ve Israil'de elde edilen iki büyük arkeolojik bulgu, belki de yillardan beri aranan, Tevrat ve Incil'i dogrulayacak belgelere erisilmis olabilecegi yolunda büyük heyecan yaratti. Bunlardan birincisi, 1945'te Misir'da Nag Hammadi bölgesinde bulunan çok eski dini papirüsler; ikincisi de 1947'de Israil'de, Ölü Deniz yakinindaki magaralarda bulunan ve "Ölü Deniz Yazitlari" olarak bilinen belgelerdi. Ne var ki, her iki büyük bulgu da ortodoks dini tezleri dogrulamak bir yana, onlarin yüzyillarca gözlerden uzak tutmaya çalistigi seyleri ortaya çikarmislardi: Nag Hammadi belgeleri, hiristiyanligin kabulünden sonra israrla ve sistematik biçimde Kilise tarafindan sindirilen ve susturulan "Gnostik"lerin dini-felsefi belgelerini içeriyordu, "Ölü Deniz Yazitlari"ysa Yahudi din adamlari tarafindan yüzyillar boyu iz kalmamacasina silinip atilmaya çalisilan "Enoch'un Kitabi" basta olmak üzere binyillar öncesinin "yasak yayinlari"ni içermekteydi.

Her iki bulgu, arastirmacilari ve tarihçileri yeni noktalara götürmekte yardimci oldu. Nag Hammadi ve Ölü Deniz Yazitlari, egemen ortodoks dini çevrelerin yok etmek istedikleri belgeleri ve bu belgeleri saklayan marjinal dini-felsefi insan gruplarini bilim adamlarinin dikkatlerine sunuyordu: Bilgiye ve somut akla deger verdikleri için mitleri sorgulayan, Isa'nin "Tanri'nin Oglu" degil bir "insan" oldugunu ve çarmihta ölmedigini, dolayisiyla bedensel dirilisin de "masal" oldugunu savunan Gnostikler; birinci yüzyil baslarinda Bethlehem ve Kudüs dolaylarinda yasamis bir "Mesih kültü"nün yasaticilari olan Nasoriler ve yine Israil'de inzivaya çekilen radikal bir dini grup olan Esseneler. Bugün tarihçiler, bu son iki grubun, yani

Nasoriler ve Essenelerin, hiristiyanligin ilk esinlerini olusturduklarini ama Roma'nin hiristiyanligi kabulünü izleyen süreçte Imparator Konstantin'in (kendisi bir pagan kült olan "Sol Invictus" dinine son nefesine kadar bagli olmakla birlikte) degisik Yakindogu mitlerinden sentez olusturup "Imparatorluk Dini"ni yaratmak üzere bir din adamlari konseyini bir araya getirdigini düsünüyorlar. Dogu'yu Imparatorlugun ana ekseni yapmak isteyen Konstantin, böylece bölge halklarini "resmi din" ile pasifize etmeyi amaçliyor ve siyasi otoritenin ilgilenmedigi bütün alanlarda "Kilise"yi yetkili ilan ediyor. Seçilen din adamlari konseyi Iznik'te toplaniyor ve Mithra Kültü'nden Misir'in Isis - Osiris mitlerine dek bütün bilinen kaynaklari elden geçirip "resmi" dini formüle ediyorlar. Dini yetki Kilise'nin ellerine teslim edildigi için, bu dini ilkeleri sorgulayan ya da itiraz eden bütün yerel gruplar birer birer sindiriliyor, yok ediliyor. "Hareketin" asil sahibi Nasori ve Essene mezhepleri ve dogmalari sorgulayan Gnostikler basta olmak üzere, muhalifler silinip gidiyor ortadan.

Iki Ingiliz Mason, Christopher Knight ve Robert Lomas, Masonlugun tarihini arastirdiklari sansasyonel "Hiram Key" adli kitap için arastirmalarini yürütürken, belki de hiristiyanligin tarihinin yeniden yazilmasini gerektirecek denli siradisi sonuçlara ulastilar

Binyıllardır saklanan sır.

Bugün ortodoks dini çevreler (hem hiristiyan hem de yahudiler) bu yorumlara siddetli tepki gösteriyorlar. Ama arastirmacilar da, açilan yeni yoldan yürümekte kararlilar. Bundan dört yila yakin bir süre önce yayimlanan "Hiram Key" adli kitabin yazarlari Christopher Knight ve Robert Lomas da bu arastiricilarin en sansasyonellerinden. Her ikisi de Mason olan bu iki Ingiliz, bütün tepkilere ragmen 6 yil boyunca Masonlugun bilinmeyen tarihini incelediler, sorguladilar ve sonunda kendilerinin bile ummadiklari noktalara vardilar: Hiristiyanligin tarihi, belki de yeniden yazilmaliydi!

Iki genç adamin arastirmasinin en sürpriz yani, Isa ile ilgili ilk kez "elle tutulur" açiklamalar ortaya koymasi ama bunlarin yine ortodoks dinin iddialariyla 180 derece çelisik olmasiydi. Isa'nin "memleketi" olarak bilinen Nasira'ya iliskin bir bilmeceye takildi ilkin Knight ve Lomas. Incil, "Ona herkes Nasirali Isa diyecek" diyordu ama, bütün tarihi bulgular sözü edilen tarihlerde Nasira kentinin varolmadigini gösteriyordu. Iki arastirmaci, Israil'de uzun süre dolastilar, belgeleri incelediler ve sonunda aradiklarini hem Nag Hammadi yazitlarinda hem de orijinal metinlerde buldular. Nasira (Nazareth) Isa zamaninda ortada yoktu ama, "Nasirali" nitelemesi de bir dil ve çeviri hatasindan ileri geliyordu: Dogru sözcük, "Masorean", yani "Nasorili"ydi. Sina dolaylarinda yerel dilde Nasori "balik sürüleri" anlamina geliyordu ve sasirtici biçimde ayni sözcük ayni lehçede "Isa'ya inananlar"i da niteliyordu! Arastirmalarini ilerleten iki yazar, Nag Hammadi yazitlari ve bölgede rastlanan esk kabartmalar dahil, hiristiyanlarin kullandigi "birbirini kesen iki yay" biçimindeki amblemin net bir biçimde "balik" seklini simgeledigini farkettiler. Bu, hiristiyan kültüründeki "balikçilik" mitine de uygun düsüyor ve Aziz Peter'in balikçi olmasini, Isa'nin aglari baliklarla doldurmasi mitlerini de açikliyordu. Son noktada "Nasirali Isa" nitelemesi, bir baska okunusla beliriverdi: "Balikçilar grubunun Isa'si" !

Nasorilere iliskin bu yorumlari, söz konusu grubun Esseneler ile de iç içe yasadigini, dahasi, belki de bu ikisinin ayni insanlardan söz ettigini ortaya çikaran bulgular izledi. Roma imparatorlugu bütün Yakindogu'ya egemen olurken, dinlerinin ve binlerce yildir saklanan eski bilgilerinin elden gidecegini düsünen bir grup yahudi sehirlerden uzakta inzivaya çekilmis ve magaralarda dervis hayati yasamaya baslamisti. Bunlar, insanin dogumdan itibaren "kirlilige" yatkin oldugunu düsünüyorlar ve sürekli su ile yikanmayi gerekli görüyorlardi: "Vaftiz"in izleriydi bunlar! Içlerinden bazilari Kudüs ve dolaylarinda insanlarin arasinda dolasip onlari "dogru yola çagirma" islevini üstlendikleri anlasiliyordu ki, bunlardan biri "Nasorilerin Isa"si, digeri de "Vaftizci Yahya" olmaliydi.

Sonra Knight ve Lomas, Isa'nin adi üzerinde durdular: Incil yunanca yazilmisti ve bu nedenle "Jesus" adi Yunan dilindeydi. Bu ismin Yahudi dilindeki karsiligi çok büyük bir olasilikla "Joshua" olmaliydi aslinda. "Joshua", Tevrat'taki kurtarici "Mesih" imgesine yakin kisiliklerden biriydi. Diger yandan Isa'nin "soyadi" haline gelen "Mesih" yani "Christ" sözcügünün de bir özel isim olmayip, Yahudi dinindeki "beklentiyle" iliskili oldugunu vurguladilar Knight ve Lomas. Yahudiler, Tevrat'ta yazili olan, kendilerini bagimsizliga götürecek bir Mesih'i bekliyorlardi ama bekledikleri kisi "Tanri'nin Oglu" ya da bizzat "Tanri" nitelemesiyle gelecek ve "dünyayi kurtaracak" biri degil, etten kemikten biriydi: Yahudilerin Krali unvaniyla, Davut'un mirasini üstlenecek ve Yahudileri Roma zulmünden kurtarip bagimsizligini saglayacak güçlü, savasçi bir Mesih bekliyordu onlar. Bu durumda, isimde bir gariplik vardi sanki.

Iki yazar, arastirmayi Isa'nin yakalanip yargilanmasina ve çarmiha gerilmesine dek götürdüler. 4. yüzyildan beri yüzlerce inanmis insan Yahudi topraklarini karis karis aramis ama ne mahkeme tutanaklarina ne de ünlü çarmiha gerilme isleminin yapildigi meydana ya da mezara ulasabilmisti. Bir referans noktasi arayan Knight ve Lomas, yargilama ve çarmiha gerilme bölümüne iliskin Incil'deki hikayede, kimsenin o güne dek dikkat etmedigi bir "anormalligi" farkettiler birden: Efsaneye göre Vali Pilatus, Isa ile birlikte idama mahkum edilen Barrabas adinda bir suçluyu halkin önüne çikarmis ve adet geregini birinin affedilecegini söyleyip halktan seçim yapmasini istemisti. Çogunlugunu yahudilerin olusturdugu halk da söz birligi içinde "Barrabas'i affet, Isa'yi as" yanitini vermisti valiye. Iki yazar, bu Barrabas'in bir ikinci isminin daha oldugunu fark ettiler: Matta Incili'nin 27:16 ayetinde bu adamin adi, bir kez geçiyordu: Isa Barrabas!

Isler bambaska bir noktaya yönelmeye basladi Knight ve Lomas için: Demek o gün, inanisa göre, idama mahkum edilen iki Isa vardi! Bunlardan biri, "Yahudilerin Krali" iddiasiyla ortaya çikmis ve bu unvan alayci biçimde basinin üzerine yazilarak çarmiha gerilmisti. Digeriyse, Isa Barrabas idi ve Vali Pilatus tarafindan affedilmisti. Iki yazar, bir adim daha ileri gittiler ve o günün diline iliskin verilerden yararlanarak, bu kökeni hiç bilinmeyen Barrabas adini çözümlediler: "Bar", dönemin dilinde "Oglu" anlamina geliyordu. "Abba" ise "Baba" demekti. Iki sözcük birlesip tamlama haline geldiginde "Babasinin Oglu" çikiyordu ortaya ama bu tamlamanin özel anlami, "Tanri'nin Oglu"ydu! Yani Barrabas bir isim falan degil, bir unvandi ve Isa Barrabas harfi harfine "Tanri'nin Oglu Isa" demekti! Demek ki, o gün Kudüs'te "Tanri'nin Oglu Isa" adiyla bilinen biri, olasilikla basini derde sokmus bir din adami ya da vaiz Vali Pilatus tarafindan affedilmis, daha tehlikeli görülen, çünkü "Yahudilerin Krali" unvanina sahip oldugu söylenen, halk arasinda "beklenen Mesih" olabilecegi inançlari yayilan bir baska Isa da çarmiha gerilerek idam edilmisti! Simdi, bunlarin hangisi hiristiyanlarin Isa'siydi sorusuna yanit bulmak kaliyordu ve Knight ile Lomas'a göre yanit açikti: Affedilen ve serbest kalan, "Tanri'nin Oglu" unvanli dervis!

Iddia, hemen farkedeceginiz gibi "saglam" bilimsel dayanaklara sahip degil ve yine dini belgelerden yararlaniyor. Ama çözümleme ve varsayimin geçerli olma olasiligi hiç de düsük degil. Bu varsayim, iki yazari söyle bir noktaya da yönlendiriyor: Isa, affedildi ve bir Nasorili olarak, Essenelerin arasina geri döndü. Birinci yüzyilin ortalari boyunca, diger yoldaslariyla birlikte mezhep inanislarini yaymaya çalisti, bunda bir ölçüde basarili da oldu. Ne var ki Roma Imparatorlugu ani bir strateji degisikligiyle yeni dini alip "resmi din" haline getirince ve onu istedigi gibi yogurup muhalifleri de ezince, Essene ve Nasorilerin sahip olduklari tek sey, inançlari ve bilgileri de ellerinden alindi. Roma'nin kurdugu Kilise de yüzyillar boyunca yapay bir hiristiyanligi Bati dünyasina egemen kildi, muhalifleri yok etti. Iki yazar, "Hiram Key" kitabinda Isa'nin döneminde yazilan ve bilinmeyen geçmise isik tutacak belgelerin Isa ve yoldaslarinca Kudüs'te bir yerlere saklandigini; 1000 yila yakin bir süre sonra, Haçli Seferleri sirasinda bölgeye gelen Templar Sövalyeleri'nin israrla bu belgeleri arayip bulduklarini; ele geçen yazitlarin sövalyelerce Iskoçya'daki bir satonun içine gizlendigini de iddia ediyorlar. Buna göre, eger Iskoçya'daki Rosslyn Satosu iyice aranirsa, bilmedigimiz daha pek çok seyi içeren büyük bir gizem ortaya çikacak. Bu, Essenelere de atalarindan kalan, olasilikla I.Ö 3. binyila, hatta daha gerilere giden bir gizem belki de.


Tarih : 5 Ocak 2009 Pazartesi
Hit : 807

Mustafa Cirban___ mcirban@ttmail.com