Bugün : 21 Temmuz 2017 Cuma








 

                  KIZ KULESİ İSTANBUL

              Kız Kulesi, İstanbul'da, Salacak?ın 150-200 metre kadar açığında, küçük bir adacık üzerinde şirin, beyaz bir yapı olarak inşa edilmiş, estetik zerafetiyle İstanbul?un güzelliğine güzellik katan başlıca mimari unsurlardan biridir. Geçmişi 2500 yıl öncesine dayanan bu küçük kule, İstanbul?un tarihine eş bir tarih yaşamış ve kentin yaşadıklarına görgü şahitliği yapmıştır.

               İstanbul Kız Kulesi'nin tarihi M.Ö. 341 yılına kadar uzanır. Bu tarihte Komutan Chares'in eşi için, mermer sütunlar üzerine bir anıt mezar yapılır. M.Ö. 410'da ise Sarayburnu'nundan kulenin bulunduğu yere bir zincir gerilerek, boğazın giriş ve çıkışları kontrol edilir. M.S. 1100'lere ilk belirgin yapı (kule), İmparator Manuel Comnenos tarafından savunma kulesi olarak inşa ettirilir. Yapı, “Küçük Kale" anlamına gelen Arcla adını alır. İstanbul'un fethinden sonra bu kule yıktırılmış ,yerine tahtadan bir kule yaptırılmıştı. Kulede yakılan meşaleler, geceleri geçen gemilere Boğaz yolunu gösteriyordu. Tahtadan kule bir yangın sonucu ortadan kalkınca, 1719 yılında Nevşehirli Damat İbrahim Paşa kuleyi taştan ve daha mükemmel bir yapıyla yeniden kurdurdu. Yarım kubbenin konulması da o döneme rastlar. I. Mahmut zamanında Kızlar Ağası Beşir, sonraları da gözden düşüp sadrazamlıktan azledilen Hekimoğlu Ali Paşa bu kulede hapsedilmişlerdir. 1830 yılındaki kolera salgınında ise karantina hastanesine dönüşür. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminde toplarla donatılarak tekrar savunma kalesi olur. Ünlü hattat Rakim'in yazısı ile kapısının üzerindeki mermere Sultan 2. Mahmut'un tuğrasını taşıyan kitabe yerleştirilir. 1857'de tekrar ilave edilen fener, 19207de otomatik sisteme kavuşur. 1959 yılında radar istasyonu olarak kullanılan Kız Kulesi 1982 yılında Türkiye Denizcilik İşletmeleri'ne devredilir. 5 kat ve bir asma kattan oluşan Kız Kulesi, günümüzde restoran ve kafeterya olarak İstanbullulara hizmet vermektedir.
              
               Yüksekliği 18 metre olan ve 5 kattan oluşan Kız Kulesi, bugün sadece İstanbul'u güzelleştiren bir mimari unsur olarak hayatını sürdürmektedir. Sanatsal bir değeri yoksa da, yerinin ve kıyıdan görünüşünün güzelliği sebebiyle dünya çapında bir ünü vardır.

               Kız kulesi İstanbul Boğazı girişindeki kayalık üzerine kurulmuş küçük ve şirin bir kuledir. Kız Kulesi İstanbul’un sembollerinden birisidir. Tarih içinde gözetleme kulesi, deniz feneri olarak kullanılmış, Boğaz girişini belirten bir mihenk noktasıdır. Geçen yy.daki görüntüsünü koruyan kule turizme tahsis edilmiş lokanta ve seyir balkonu ile servis vermektedir. Suların, karasevdanın ve söylencelerin gizemini taşıyan Kız Kulesi, istanbul'un en romantik ve gizemli mekanlarından biri. Alımlı, sevdalı ve denizin ortasında bir başına, yapayalnız...

               Kendi kendine yeten bir tarihe sahip olan mekan, yüzyıllardır anlatılan efsaneleriyle de bir ilgi odağı. Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikayesi. Zamanında Üsküdar sırtlarında Tarnıça Afrodit adına bir tapınak vardır. Hero'da genç kızların görev yaptığı bu tapınağın rahibelerindendir. Bu Kulede kumrulara bakmakla görevlidir. Ve Aşka yasaklıdır. Her ilkbaharda doğanın uyanışı adına tapınak çevresinde törenler yapılır, çevre şehirlerden insanlar akın akın tapınağın çevresine gelir, yenilir içilir, aşkı bulamayanlar Afrodit'e ma­bedinde yakararak aşkı yaşayabilmek için yakarırlar. Bo­ğazın karşı kıyısında oturan Leandros'ta bu törene katılmak için tapınağa geldiğinde Hero'yla karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldiği fırtınalı bir günde kıskanç bir rahip feneri söndürür. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi'nden Boğazın sularına bırakır.

               Bu Kuleyle ilgili söylencelerden bir diğeride Kleopatra'nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikayesidir. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesi zehirler. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır.

               Bir söylentiye göre,İmparator bir suç işleyen kızı Leandra'yı buraya kapamış,dolayısıyla kule "Kızkulesi" adını almıştır. Kulenin sonraki devirlerde de politik suçlular için zindan olarak kullanıldığı bilinmektedir.Bir başka söylenti, Kızkulesi'nin ünlü Battal Gazi'yle ilişkisini dile getirmektedir. İstanbul'u kuşatmak için kuleye yakın Damalis Burnu'nda konaklayan, yedi yıl orada kalan Battal Gazi, Üsküdar tekfuru'nun kızına tutulmuş.Aslında,Damalis Burnu'nda bu kadar uzun süre kalmasının nedeni de tekfur kızına olan aşkıymış. Battal Gazi Şam'a döndükten sonra, Üsküdar tekfuru'nun isteğiyle Bizans İmparatoru tekmil Kadıköy ve Üsküdar çevresine hisarlar yaptırmış. Kıyıya yakın kayanın üzerine de bir kule kurdurmuş. Üsküdar tekfuru,kızını ve hazinesini kuleye yerleştirmiş. Şam'ı alıp tekrar İstanbul'a dönen Battal Gazi de kule'yi basıp tekfur kızını ve oradaki hazineyi almış.

                Evliya Çelebinin hikayesine göre ise Sultan Bayezid-i Veli zamanında, Kız Kulesinde yaşayan bir veli, her gün cübbesinin eteklerini toplayıp denizin üstüne oturarak Sarayburnuna gider ve sarayda padişaha ders verir.





 


Mustafa Cirban___ mcirban@ttmail.com