Bugün : 21 Kasim 2017 Salı








 

                  BURSA ULUCAMİ

             Osmanlı İmparatorluğu'na bir asrı aşkın süreyle başkentlik yapan Bursa'da bulunan Ulu Camii, Bursa'nın en heybetli ve en çok cemaat alan
camiidir. Kentin merkezinde yer alan bu cami 600 yıllık geçmişiyle zamana meydan okumaktadır. Camiinin yapımına Sultan Yıldırım Bayezid,
Niğbolu savaşını kazandıktan sonra 1395 yılında başlanmıştır. Yıldırım'ın Ankara Savaşı'nda Timur'a yenilip esir düşmesi üzerine cami yapımı
yarım kaldı. Daha sonra tahta çıkan Yıldırım'ın oğlu I. Mehmet, babasının başlattığı inşaatı tamamlattı ve cami 1421 yılında ibadete açıldı.

             2215 metrelik bir alanı kaplayan Ulu Cami'nin içi 12 sütunla 5 ayrı bölüme ayrılmıştır. Bu bölümlerden her biri dörder kubbeli olmak üzere 20
kubbe ile örtülmüştür. Orta kısmındaki kubbenin üstü camlıdır. Telle örülü bu açık kubbeden giren ışık, camiyi aydınlık hale getirir. Bu kubbenin
altında tam ortada 16 köşeli mermer bir şadırvan vardır. Bir rivayete göre caminin inşa edileceği yerdeki yapıların istimlakı sırasında bir kadın
evini satmak istemeyince zorla alınır. Gönül rızası olmadan alınan yerde namaz kılınmaz gerekçesiyle evin yerine gelen kısımda şadırvan
yaptırılmıştır. Sekizgen kasnaklara oturan kubbeler mihrap duvarına dik beş sıra halinde dizilmiştir. Kasnaklar mihrap ekseni üzerindekiler en
yüksek olmak üzere yanlara doğru gidildikçe her sırada daha alçak düzenlenmiştir. Düzgün kesme taşlarla inşa edilmiş kalın beden duvarlarının
masif etkisini hafifletmek için cephelerde her kubbe sırası hizasına gelmek üzere sağır sivri kemerler yapılmıştır. Her kemerin içinde iki sıra
halinde ikişer pencere yer alır. Bunların gerek biçimleri gerek boyutları her cephede farklıdır. Son cemaat yeri bulunmayan yapının kuzey
cephesinde köşelerde iki minare vardır. Minarelerin ikisi de beden duvarına oturmaz, yerden başlar.Şerefeler her iki minarede de aynı olup tuğlalı mukarnaslarla bezelidir. Kurşun kaplı külahlar 1889'daki yangında ortadan kalkınca, bugünkü boğumlu taş külahlar yapılmıştır.

            Caminin minberi ağaç işçiliğinin bir şaheseridir. Minber oyma kabartma, geometrik, yıldız, çivi başları ve gülçelerle süslüdür. Abanoz ağacından
ve tek çivi çakılmadan yapılan minberin değerine paha biçilemez.
            Mehmed bin Abdülaziz Dakıva adlı sanatkar tarafından yapılan taç kapı, başlı başına bir sanat abidesidir. Kapı, 1399-1400 yıllarında
tamamlanmıştır.
            Sekiz ceviz sütun üzerine oturan müezzin mahfili 1549 yılında yapılmıştır. Mihrabı sekiz sıra stalaktitlidir. Kum saatinin etrafındaki Ayet'el-kürsi
sülüsle yazılmıştır. Ayrıca küfi ihlas suresi yazılıdır. Mihrap 1571 yılında tamamlanmıştır. Camideki diğer yazılar ve yaldız boyalar 1904 yılında
Mehmed Usta tarafından yapılmıştır.
            Caminin ilk yapıldığında üç tane olan kapısına 1740 yılında Hünkâr Mahfili kapısı eklenmiştir. Kapıların ikisi yenidir. Altıngenlerin oluşturduğu,
yıldızların dekore ettiği tablalardan meydana gelen doğudaki ceviz kapı, cami ile aynı yaştadır.
            Tek sütun üzerine oturan yuvarlak mermerden kürsü 1815 yılında yapılmıştır. Cepheler sağır kemerler içinde, altta ve üstte ikişer pencereden
oluşmaktadır. Cephelerin tümü kesme taştan yapılmıştır.
            Caminin kuzey cephesinin köşelerinde, kaidesi mermerden, gövdeleri tuğladan örülmüş bir çift minaresi vardır. Batıdaki minare çift merdivenlidir
ve bunun yardımı ile çatıya çıkılmaktadır.

            Cami, Moğol Şeyhi Emir Bedrüddin tarafından 1403 yılında ve Karamanoğlu Mehmed Bey'in 1413 yılındaki Bursa muharasası sırasında
yaktırılmıştır. 1 Mart 1855 tarihlerindeki büyük depremde ve 1889 yangınında hasar görmüştür.
             Fettah Efendi, Mustafa Şefik Efendi, İzzet ve Yesari tarafından onartılan Ulu Cami'nin kütüphanesinde birbirinden değerli yazma eserler yer
almaktadır.


            Bursa Ulucami minberindeki sırlar!

            Minber bütünüyle kainatı sembolize ediyor. Minberin giriş kapısının üzerindeki kitabede altın yaldızla Osmanlıca olarak, 'Yıldırım Beyazıt
Han tarafından hicri 804 (miladı 1402) yılında yaptırılmıştır' ibaresi yer alıyor. Sarmaşık motifleriyle süslü olan tırabzanların sağ çıkış ikinci
kolonu üzerinde süsleme motifine uygun sülüs tarzda yazılmış, Devaklı Abdülaziz oğlu Mehmet işi ibaresi dikkat çekiyor. Sanatkarın bu imzası
son yıllarda fark edildi.
            Bursa’da yayınlanmakta olan Apameia dergisinde yer alan bilgilere göre, minberin gizem ve sırlar içerdiğini ifade eden Ülgü, “minberin taşıdığı
kıymet ve değerler, açısından şu noktalara dikkat etmek gerekir. Doğu yakası Güneş Sistemi, Batı yakası ise ise Galaksi sistemleri
yerleştirilmek suretiyle bir kül halinde kainat sembolize edilmektedir” iddiasında.
            Mihrapta yer alan Güneş Sisteminde 9 gezegen var. Ülgü'ye göre gezegenlerin güneşe göre konumlarının ve büyüklükleri gerçek ölçülerle
örtüşür oranlarda. Güneş ve gezegenler arasındaki mesafe büyük olduğu için yıldız gezegenlerden farklı olarak 9 damlacıklı kurs olarak
işaretlenmiş. Ülgü, yine Kündekari sanatının bir özelliği olan parçaların birleşmesiyle oluşan çukur kanal çizgilerinin de gezegenlerin yörüngesini temsil
ettiğini söylüyor. Bu yüzeyde yer alan bir başka gizem ise serpiştirilmiş halde yıldız motifleri yer alması ve buların içinda kuyruklu yıldızların da
bulunması. Ülgü’nün dikkat çektiği en önemli detaylardan bir de Plüton gezegenin tek başına ayrı bir platformda ve bir açı farkı ile gösterilmiş
olması. Bilindiği üzre güneş siteminin aynı düzlem üzerinde olan ilk 8 gezegeninin aksine Plütao ayrı düzlemde dolanmaktadır.
Minberin Batı Cephesinde ise 7 adet Galaksi formatı tespit ettiğini söyleyen Ülgü, galaksi platformlarının 5 ayrı renkte sedef kakma ile
gösterildiğini söylüyor. Ancak ne yazık ki bugün hatalı boyama teknikleri ile bu önemli detay büyük ölçüde yok edilmiş durumda. Ama
kayıtlardan bunu doğrulamak mümkün...

            Ülgü’nin bir diğer iddiası ise minberin her iki yüzünde yer alan 3’lü ve 12’li dolap kapaklarının Türk boylarını temsil ettiği yönünde. Sırlarla dolu minberin giriş kapısı üzerinde Murat Han oğlu Yıldırım Beyazıt Hanın emriyle Hicri 804 yılında minberin yapıldığı bilgisi yer alıyor. Ülgü, kayıtlarda minberin ustası ile ilgili çelişkili bilgiler bulunduğuna dikkat çekiyor. Ülgü’ye göre minberi yapan kişi adını tırabzan süsleme motifine göre tırabzanın sağ ikinci sülüsle yazan Devaklı Abdülaziz oğlu Mehmet. Devak Tebriz yakınlarında bir Türk köyü. O tarihte Mülki amir olan Kadızade Rumi efendi, beceri ve bilgi alış verişi için 300 kadar sanat erbabını Tebriz’e göndermiş ve bir o kadar ustayı da oradan Bursa’ya getirmiştir. Oradan gelen Kündekari sanatçılarının başı Abdülaziz oğlu Mehmet’tir. Bu minber de onun ve ustalarının camiye bir hediyesidir.

            Kündekari sanat açısından eşsiz bir değere sahip olan minberin ilginç bir özelliği de 6666 adet abanoz ağacı parçasından vücuda gelmesi. Bu
rakamda halk arasında yaygın inaçla Kuran’ı Kerimdeki ayet sayısına tekabül etmektedir....

            Anlaşılacağı üzere dünyanın yuvarlak olup olmadığının bile tartışıldığı bir devirde bir ahşap işçisi bile o dönemde bilinen tüm gezegenleri
rasgele bir yıldız olarak değil, güneş sistemimizdeki birer gezegen olarak işlemiş..
Peki o çağda bu bilginin sırrı nedir?

       


Mustafa Cirban___ mcirban@ttmail.com