Bugün : 21 Kasim 2017 Salı








 

                DİVRİĞİ ULU CAMİ

          Divriği ulu cami ve Daru'ş-şifası adıyla dünya sanat tarihinde yer alan bu eşsiz eser, Anadolu Selçuklu Devleti Mengücek Oğulları Beyliği döneminde (1228) Mengücek Beyi Ahmet Şah tarafından, Şifahane ise Ahmet Şah'ın eşi Melike Turan tarafından yaptırılmıştır. Divriği ulu camii Fatma hatun Camii, Ahmet Şah Camii diye de adlandırılır.Büyük ölçüde orijinalliğini koruyarak günümüze kadar ulaşmış bir sanat şaheseridir. BM UNESCO tarafından da 1985 yılında 385 nolu liste numarası ile "Korunması Gerekli Dünya Mirası" listesine kaydedilmiştir.

          Eser ,Anadolu Selçukluları zamanında yapılmasına rağmen o dönemdeki eserlerden sanat ve mimari açısından çok farklıdır. Eser, cami ve şifahaneden müteşekkil dikdörtgen yapıdadır. Cami kısmı, Mengücek Şahı Ahmet Şah tarafından, Şifahane kısmı ise eşi Melike Turan tarafından yaptırılmıştır. Bu haliyle yapı, bir kadın ve erkeğin bitişik nizamda yaptırdığı tek eserdir. Eserin, dört taç kapısı mevcuttur ve her bir kapıda yer alan farklı şekil ve işlemelerle faklı kompozisyonlar sergilenmiştir.

         Şifahane giriş kapısında sağlık ve ilmi sembolize eden işlemeler yer almıştır., Kale Kapısında cennet ve cennet katmanları anlatılmış ve cami ile bütünleştirilmiş,bezemelere uzaktan bakıldığında simetrinin hakim olduğu, ancak dikkatle bakıldığında ve detaya inildiğinde asimetriliğin hakim olduğu görülür. Eserde binlerce motif vardır, her biri diğerinden farklıdır ve tektir. Camiyi yapan baş mimar, en ince noktada dahi farklılığı yakalayarak özgün ve yaratıcılık yönünü ortaya koymuş, bunu yaparken de kainattaki varlıkların benzersizliğinden ilham almıştır. Böylelikle baş mimar, kainattaki farklı varlıkların muhteşem bir ahenk ve denge içerisinde yer alışını taşa nakşederek gözler önüne sermiştir. Ayrıca baş mimar bu eserde, “Gerçek sanatçı, kendisinden önce var alanı birebir taklit eden değil de kendisinden sonra taklit edilemeyecek eser bırakan kimsedir.” mesajını vermek istemiştir. Bu yönü ile de cami, öncesi ve sonrası olmayan, tek ve ilk olma özelliğine sahip mimari bir şaheserdir. Ulu caminin baş mimarı Ahlatlı Muğis oğlu Hürrem Şah, ekibi ile birlikte Ahlat’tan gelerek bu camiyi yapmışlardır.


         ŞİFAHANE
         Anıtsal bir yapı olmasına karşın camiye oranla çok daha yalındır. Yapı tipi olarak kubbeli medreseler grubuna giren şifahanenin giriş kapısı14.5 metre yüksekliği ve 11 metre genişliğiyle görkemli bir yapıya sahiptir. Bu kapıda, denge sütünü dediğimiz sütunun taşıdığı yıldızlar, ve bu sütunun sağında ve solunda yer alan hilaller, bayrağımızdaki hilal ve yıldızın birebir aynısıdır. Pencere boşluğu üzerinde bulunan sütun, dönme özelliğine sahip olan fakat bu gün özelliğini taşımayan ve caminin dengede olduğunu gösteren denge sütunudur Sütün altındaki üç satırlık kitabede, Fahrettin Behramşah’ın kızı Melike Turan “Allah’ın affına muhtaç aciz kul,adaletli melike, -Allah mülkünü daim etsin- bu şifa yurdunun yapılışını 626h/1228m birinci ayında yılında emretti” yazmaktadır. Geleneksel İslami sanat eserlerinde pek rastlanmayan iki tane insan büstü kabartması vardır. Kapının sağında çelengin hemen üzerinde saç örgüleri hala belli olan fakat yüzü tahrip edilmiş kadın figürü, sol tarafta ise yine çelengin üzerinde yine yüzü tahrip edilmiş bir erkek figürü bulunmaktadır. Bu figürlerin, cami ve şifahaneyi yaptıranların yüzü olduğu söylenmektedir.
         Şifahane, zamanın tıp merkezidir, genel bir hastane işlevi görür. Bu hastanede normal hastaların yanı sıra akıl hastaları da tedavi edilmiştir. Akıl hastalarının tedavisinde, su sesi, kuş sesi,müzik ve Kur’an-ı Kerim okunuşundan yararlanılmıştır. Sağlı sollu hasta odaları ve küçük eyvanlar, ana giriş kapısının tam karşısında büyük eyvan, büyük eyvanının solundaki odada, Şah ailesinin türbeleri yer almaktadır. Bütün odalarda akustik farklıdır. Türbelere bitişik olan odada akustik yoktur. Şifa hanenin sol tarafındaki odalar ve küçük eyvan yüksek, sağ taraftakiler ise alçaktır. Şifahane içerisinde güzel bir akustik vardır. Bu akustiği sağlayabilmek için büyük eyvan dediğimiz kısmın sağ ve sol duvarlarında tümsek ve çukur yelpaze şekleri yer almaktadır. Yelpazenin tavanı helezonik kilit taş sistemi ile yapılmıştır.
 

          CAMİ
          16. yüzyıl başındaki büyük depremde batı bölümü bütünüyle yıkılıp yeniden yapılmıştır. Anadolu Selçuklu cami tipolojisinin en görkemli örneğidir.
Camiye açılan üç taç kapı vardır. Günümüzde bunlardan ikisi kullanılmamakta, çıkış kapısı olarak bilinen batı cephesindeki kapı(Tekstil Kapı), hem giriş hem de çıkış kapısı olarak kullanılmaktadır.

         Tekstil Kapı: Bu kapının birden fazla ismi olmasına rağmen en çok kullanılan ismi “Tekstil Kapı”dır. Kapı, üzerindeki ince,zarif işlemeleri ile duvara asılı bir kilim yada halıyı anımsatmaktadır. Kapının üzerindeki üç satırlık kitabede, “Şehinşahoğlu Sülaymanşah oğlu Ahmet Şah, Allah’ın affına muhtaç, aciz kul, adaletli melik –Allah saltanatını ve mülkünü daim etsin- bu caminin yapılışını 626h/ 1228m yılında yapılmasını emretti.” yazmaktadır. Kapının iç kısmında sağında ve solunda yer alan sütunlar, denge sütunlarıdır. Kapının dışında sağ tarafta çift başlıklı kartal, sol tarafta ise çift başlıklı kartal ile birlikte boynu bükük şahin bulunmaktadır. Çift başlıklı kartal Anadolu Selçuklularının amblemidir. . Gücü, kuvveti ve asaleti ve özgürlüğü temsil eder. Boynu bükük şahin ise Mengüceklerin amblemidir. Mengüceklerin, Anadolu Selçuklularına bağlılıklarını ve saygılarını göstermeleri için şahinin boynu bükük olarak taşa nakşedilmiştir. Yaz aylarında bu kapıda ikindi vaktine yakın bir zamanda, önce kitap okuyan sonra da namaz kılan insan gölgesi belirmektedir.

         Cennet Kapı: Caminin ana giriş kapısı caminin kuzeyinde yer alır. Kapının bir den çok ismi olmakla beraber en çok kullanılan ismi “Cennet Kapı”dır. Cennet Kapı isminin verilmesinin sebebi, bu kapıda cennetin tasvir edilmesi dolayısı iledir. Bu kapı zengin işleme,figür ve görkemi ile görenleri büyülemektedir. Bu kapıdaki işlemeler, bitkisel ağırlıklıdır, ilk bakışta büyük bir botanik bahçesini anımsatır. Botanik bahçesi görünümündeki kapıda gül,lale, lotus, ve sarmaşıklar ağırlıklı olarak işlenmiştir. Kapı, üzerinde sekizgen yıldızları barındıran sütunla çerçeve altına alınmıştır. Yıldız içi motiflerden her biri yine diğerinden farklıdır. Kapının en dışında sağ tarafta büyük bir yıldız çıkıntısı şeklinde olan motifin üzerinde ‘’Adaletli sultanın mutluluğu egemenliliği ve saadeti sonsuz olsun’’.” kitabesi mevcuttur. Simetrisinde ise yine yıldızın üzerinde “Allah’tan başka ilah yoktur sadece O vardır” ayet-i kerimesi mevuttur. Geniş yaprak şeklilerinin içerisine da ayrıca değişik bitki şekilleri işlenerek, yaprak içine de ayrıca bahçe görünümü verilmiştir. Kapının en üst kısmında, yıldızların altında bazı harfleri düşmüş yada tahrip olmuş, sade yazımlı bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabede, “Sultanü’l-muazzama, halifenin ortağı, Alaaddin Keykubat zamanında” yazmaktadır. Kapının asıl ana kitabesi ise, beş kısımda bitkiler içerisinde yazılmıştır ve güzel bir çerçeve ile de çevrelenmiştir. Kitabenin bu hali ile bir örneği bulunmamaktadır. Kitabede “Süleyman Şahın oğlu Ahmet Şah, Allah’ın affına muhtaç, aciz kul, 626h birinci ayında emretti” ifadesi yer almaktadır. Sağ tarafta kitabenin başladığı yerde gül motifi, kitabenin bittiği yerde de sol tarafta bülbül motifi vardır. Bilindiği gibi gül ve bülbül figürleri bir arada aşkı ifade eder. Bu aşkın Allah ve resulüne karşı duyulan ilahi aşk olduğunu ve caminin bu aşk saiki ile yapıldığı anlaşılmaktadır.

           Şah Kapısı: Caminin Doğu kısmanda yer almaktadır. Ebatları ile mütevazı bir yapıya sahiptir. Hünkar mahfiline açılan ve şah’ın camiye girişte kullandığı kapı olduğu için bu isimle anılmaktadır. Bu kapıda tevazu ve kulluk bilinci anlatılmıştır. Kapının üzerindeki kitabe de bunu desteklemektedir. Kitabede, “Mülk kahhar ve tek olan Allah'a aittir.” İfadesi yazılıdır. Bu kapıda da sabahın ilk ışıkları ile birlikte başında tacı olan bir kadın başı gölgesi belirmektedir. Caminin yapılışından beri gerek Tekstil Kapı ve gerekse Şah Kapısındaki gölgeler mevcut olmasına rağmen, gölgeler yeni fark edilmiştir.

           Cami İçi: Caminin içerisinde 23 tonoz, bir aydınlatma fenerli kubbe, bir de mihrap üstü mukarnaslı ana kubbe mevcuttur. Bütün bunlar 16 sütunla taşınmaktadır. Caminin doğusundan kalan sütunlar, orijinal sütunlardır.Batısındaki kalın sütunlar ise Osmanlı Devleti döneminde Kanuni zamanında manto giydirilerek güçlendirilmiştir. Orijinal sütunları içerisinde barındırmaktadır. Sütun altı ve sütün üstü motiflerden her biri yine birbirinden farklıdır. Caminin içersinde bir sadelik hakimdir. Bunla insanlar namazlarını huşu ile kılmaları hedeflenmiştir. İnsanlar namaz kılarken başlarını yukarı kaldırmadıklarından tonozlarda işlemeler mevcuttur ve her bir tonozdaki işleme farklıdır. Caminin güneydoğu kısmanda iskeleti mevcut olan şah mahfili bulunmaktadır. Mahfilin üst döşemeleri , panoları kaybolmuştur. Mihrabın sol tarafından türbelere açılan iki tane kapı yer almaktadır fakat bunlardan birinin ashap kapı kanatları yerindedir, diğeri ise kaybolmuştur. Bu gün bu iki kapı da kullanılmamaktadır. Caminin tam ortasında aydınlatma fenerli kubbe mevcuttur, orijinali tamamen açık olmakla beraber halen kapalı durumdadır. Bu kubbenin tam simetrisinde, tabanda bir kar kuyusunun mevcut olduğu söylenmektedir fakat daha sonra kuyu doldurularak namaz mahalli haline getirilmiştir.
          Caminin iç kısmında ana giriş kapısının sağında ve solunda taştan iki tane emanet sandığı bulunmaktadır. İnsanlar, bir yere giderken değerli eşyalarını buraya güvenle bırakır, döndüğünde bıraktığı gibi bulurlardı. Caminin içimde çıkış kapısının sağ tarafında taştan sadaka taşı bulunmaktadır. Hayır severler, buraya sadakalarını bırakırlar, ihtiyaç sahipleri de ihtiyaçları kadarını alırlardı. Böylece ihtiyaç sahibinin onurunun korunması hedeflenmiştir.
           Mihrap, devasa boyutlarda olup, bir kale kapısını yada saray kapısını anımsatmaktadır. Bu tarzı ile de mihrabın bir örneği yoktur. Mihrapta genel olarak sadelik gözetilmekle beraber, mihrap içinin göz hizasından yukarı kısmı üç boyutlu olarak işlenmiştir. Mihrabın iç kısmının tepe noktasının sağına ve soluna kalpler üzerine Allah lafzının elifleri konularak, gönül Allah ilişkisi ifade edilmiştir.
           Minber, abanoz ağacından yapılmıştır.Yaklaşık 12 yılda yapıldığı söylenmektedir.. Abanoz ağacının tercih edilmesinin sebebi, işlemeye elverişli olması, günlendikçe mukavemet gücünün artması özelliği dolayısı iledir. Yaklaşık 800 yaşında olmasına rağmen bu gün halen sapa sağlan ayakta olması da bunu göstermektedir. Minberi yapan usta, Tiflisli İbrahim oğlu Ahmet’tir. Usta minberin mihrap tarafına yıldız içinde ismini yazmıştır. Minberin üzerinde 22 tane kitabe vardır. Bunlardan üç tanesi kimlik bilgisi, üç tanesi Kur’an-ı Kerimden ayet, geriye kalan on altı tanesi ise hadis-i şeriftir. Kitabeleri yazan ise nakkaş Mehmet’tir. Minberde az sayıda çivi kullanılmıştır. Minberi yapan usta, sadece zamanla esneme olabilecek yerlerde çivi kullanmış, kullandığı çivileri de motiflerle ustaca kamufle etmiştir. Çivinin başında dahi sanat kullanılmıştır. Ağaç işlemeciliğinde dört stilin bir arada kullanıldığı yapılardan biridir.
           Türbe
          Yapının kurucusu Ahmed Şah ve ailesinin türbesi, o dönemde alışılageldiği üzere ana eyvanın kuzeydoğusundaki odada tasarlanmıştır. Kare bir taban oluşturularak tromplar üzerinde sekizgen bir tambur üzerinde prizmatik bir külahla örtülmüştür.
 


Mustafa Cirban___ mcirban@ttmail.com